Kadriye Beyza KİRENCİ

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi “Din Psikolojisi” bölümünde öğretim üyesi olan Prof. Dr. Ali Ayten ile İz Yayınları’ndan çıkan son kitabı Doğa Bize Emanet bağlamında yozlaşan insan-doğa ilişkisini konuştuk.

Kitapta da bahsedilen, insanın kâinata karşı sergilediği iki tutum var: Sahip olma ve emanet görme. Bu iki yaklaşım arasındaki farkı nasıl açıklarsınız?

İnsanın dünyada karşılaştığı her şeye karşı iki temel yaklaşımı var. Sosyal bilimciler bunları farklı isimlerle adlandırıyor. Mesela meşhur psikanalist Erich Fromm insandaki bu iki temel yaklaşımı sahip olma ve olma olarak isimlendiriyor. Sahip olma yönelimi, bireyin bir başkasına olan sevgisi tezahür ettiğinde kişi muhatabını kontrol altına alma, ona tahakküm etme ve onu kendi çıkarlarına uygun hareket ettiğinde sevme şeklinde ortaya çıkıyor. Bunu bizim kültürdeki “ya benimsin ya da kara toprağın” ifadesiyle basitleştirerek anlatabiliriz.

Olmak yöneliminde ise birey ilişkide bulunduğu her insanın bireysel sınırlarına saygı gösterip olduğu gibi kabul eder, onun bireysel gelişimine izin verir ve onu insani kusurlarıyla sever.

Tabii ki bu yaklaşımı doğal çevre konusunda da insanoğlu devam ettiriyor. Özellikle sahip olma yöneliminin arttığı modern zamanda insanların giderek ilişkilerini çıkar odaklı ve tüketme ağırlıklı sürdürdüğü bir dönemde doğal çevre de tüketilecek bir nesneye dönüşüyor. Nesneleştirme ve metalaştırma süreci tamamlandığında birey her şeye daha kolay zarar verebilecek bir duruma ulaşıyor. Böyle bir anlayışta insan doğal güzellikleri kendisine sağladığı yarar oranında değerli görüyor. Bitmez tükenmez bir hazine olarak gördüğü doğal kaynakları müsrifçe tüketmeyi hoş görüyor. Yani insan teknolojik imkânları kullanmak ve geliştirmek adına doğaya zarar verebilmeyi meşru görüyor.

Bunun karşısında ise olmak yönelimi var. Biz buna dini/manevi bir anlam da yükleyerek “emanet görme” bilinci diyoruz. Bu bilince göre birey, doğayı Yaratıcının benzersiz yaratıcılık sıfatıyla yarattığı ve adeta kendi varlığının izlerini taşıyan bir kitap gibi insanoğluna sunduğu fikrine sahiptir. Doğayı, Allah’ın yaratıcılık sıfatının tecelligâhı olarak görür. Doğadaki ekolojik dengenin korunması adına hayatında, yaşam tarzında değişiklikler yapabilir. Doğayı gelecek nesillere aktarmak gibi bir sorumluluğunun olduğunu bilir. Allah tarafından yaratıldığı için kutsal bir emanet olduğu bilincine sahiptir.

Tabii ki doğaya karşı sergilenecek bu iki farklı yaklaşımın ve tutumun çeşitli sonuçları olacaktır. Emanet görme yaklaşımına sahip bireylerin doğanın korunması hususunda daha hassas, çevreci davranışları yerine getirmede daha başarılı olmaları beklenir. Dindarlığın da bunu beslemesi ve desteklemesi öngörülür.

Dünyanın özellikle son yüzyılda çevre sorunlarının çözümünde ulaştığı bilgi birikimi yadsınamayacak boyutta. Buna rağmen ciddi bir doğa yanlısı değişim söz konusu değil, bunun sebepleri nelerdir?

Dünya bugün doğanın yaşadığı sorunları tespit etme, çevre krizlerinin çözüm yolları hakkında gerçekten de teorik olarak oldukça iyi bir durumdadır. Ancak maalesef bireysel boyutta küresel anlamda istenilen düzeyde bir bilinçlenme olduğunu söylemek zor. Eğer öyle olsaydı denizlerimiz bireysel olarak atılan çöplerle dolu olmazdı.

En nihayetinde her şeyin temelinde bireysel bilinçlenme yatıyor. Bireysel bilinçlenme yeterli düzeyde olmayınca birey fabrika yöneticisi olunca atıklarını gerekli süreçlere tabi tutmadan doğaya salıyor. Aynı birey arabasında içtiği sigaranın izmaritini de yere atıyor. Tabii ki olayın kurumsal boyutları da var. En nihayetinde dünyayı en çok kirleten ülkeler kalkınma adına ve dünyadaki hükümranlıklarının devamı adına dünya iklim kongrelerinde verdikleri taahhütleri (karbondioksit salınımını azaltma vaadi) yerine getirmiyorlar. Ama ben yine de her şeyin bireysel bilinçlenmede gizli olduğunu düşünüyorum.

Bu hususta eğitim sistemleri de gerekli çabayı gösteriyorlar ancak bu tabii ki zaman alacaktır. Hem bireysel hem de ................................................................................................

İnsan ve doğa arasında gittikçe yozlaşan bir ilişki var. Bu yozlaşmanın insan ruhu üzerindeki tezahürlerine dair ne söylemek istersiniz? 

İnsan-doğa arasındaki ilişki, insan-insan arasındaki bozulan ilişki bağlamında nasıl açıklanır? 

İnsanın şehirleşme serüveni yüzyıllar sürdü. Şimdi de tam aksi bir istikamette doğaya dönüş projeleri inşa aşamasında. 21. yüzyıl insanının değişen fıtratı baz alındığında bu dönüş ne kadar sürede sağlanabilir? 

İnsanın doğa ile olan savaşı kazandığında mı, yoksa kaybettiğinde mi bitecek? 


GENÇ'ın Yazısı.