İslama Kavuşma isimli kitap; bir genç kızın hidayet öyküsünü, İslami ilimleri öğrenmek için Doğu Kazakistan’dan Türkiye’ye gelişini ve tevafuklarla dolu serüvenini anlatıyor. İstedik ki bu yaşam öyküsü daha fazla kişiye ulaşsın ve hayatlarına dokunsun. Bunun için kitabın yazarı Toleuzhan Galiyeva ve yazarın hocası Vahap Yaman ile bir söyleşi gerçekleştirdik. Röportajımızda aslen Kazak olan ve Türkçeyi sonradan öğrenen yazarın kendine has anlatımını ve samimi üslubunu korumak adına yazım kurallarına bağlı kalarak cümle kurgusunu değiştirmemeye çalıştık. İstifadeli ve faydalı olmasını dileriz.

Konuşan: Gamze Çakır

Toleuzhan Galiyeva:

Sizi kısaca tanıyabilir miyiz? Toleuzhan Galiyeva kimdir?

1989 yıl doğumlu Doğu Kazakistan’da büyümüş bir kız. Doğu Kazakistan kışın çok soğuk olur. Benim köyüm de Rusya sınırına yakın olduğu için bölgede Rus kültürü hakim. Bölgede Sovyet zamanında dinini ve dilini unutan bir halk var. Tabii ki hangi dine mensup oldukları sorulduğunda İslam diye cevap verirler. İslam’la ilgileri sadece bu kadar. 

Ben de Allah’ın ismini biliyordum. Ama evimde, köyümde Allah, İslam’la ilgili bilgi veren yok. Çünkü bilgi sahibi kimse de yok. Bir de üstüne üstlük, babaannem Rus’tu. Akrabalarımın da üçte biri Rus. İlkokul ve liseyi köyümde tamamladım.

Kitabın ortaya çıkış hikayesi nedir?

Üniversiteden mezun olduktan sonra İslam’ı öğrenmek için Türkiye’ye geldim. Türkiye’de iken başımdan geçen maceraları çevremde beni tanımak isteyen insanlara parça parça anlatıyordum.Çoğu zaman “hayatın kitap gibi, yazıya döksene” diyorlardı. Ben de Vahap hocamla konuşarak ilk yazılarımı yazmaya başladım. Yazılarım Genç Öncüler dergisinde otuz altı sayı kesintisiz yayınlandı. Sonra da kitap haline geçti.

İslam’dan önceki ve sonraki yaşamınızı anlatabilir misiniz?

İslam’dan önceki hayatım sorumluluk taşımayan gününü gün eden bir hayat idi. Sorumluluk derken hesabı olmayan bir hayat. Hayat nasılsa öyle yaşıyordum. Canım ne çekerse onu yiyip yapmak istediğim ne varsa onu yapıyordum. Gezme, eğlence, istediğini yapma hayatımın en önemli parçasıydı.  

Tabii ki de babamın yasakladığı üç kural hariç. Bunlar sigara içmek, alkol kullanmak ve ilişkide bulunmak. Bunlar bizim köyümüzde çok yaygın olarak yaşanıyordu. Herkes tarafından da makul karşılanıyordu. Ben de babamın koyduğu bu kurallara uyuyordum.

İslam’dan sonraki hayatım ise kurallı düzgün sorumluluk taşıyan bir hayat tarzım oluştu. Bir şey yapmak istediğimde önce düşünmek ve bir şey yemek istersem helal haramlığına dikkat etmek. Bir yere çıkmak istersem babamdan izin almak vs. böyle bakarsak sanki önceki hayatım sonrakine göre daha zevkli ve ilginç geliyor. Çünkü istediğini hiçbir kısıtlamaya tabi olmadan yapıyorsun ama derin bakarsanız hiç tatsız ve zevksiz. Aslında bir şey yasak olup ona karşı kendini tutabildiğin zaman zevkli ve tatlı oluyor. 

Her zaman evet cevabı duymak insanı yorar ve cazibesini giderir. Ama ne zaman araya hayır olmaz cevabı katılınca insan uykudan uyanmış gibi bir kendine gelir sorular sorar ve değişik sonuçlara varır. Demek istediğim insan hep mutlu olamaz. Mutluluğun ne olduğunu bilmek için mutsuzluğu da yaşaması gerekir. Bu da ona benzer. İlk başlarda hep istediğini yapmak keyifli ama biraz zaman geçince sıkılırsın. Ve yeni bir şey ararsın. 

ŞEHADET, RUHUMUN İHTİYACIYMIŞ

Peki “İslam’a kavuşma” anınız nasıl gerçekleşti? İslam’a dair zaten aşinalığınız vardı ama sizi esas etkileyen şey/ler neydi?

İslam’ı merak anımla kavuşma anım arasında az bir zaman vakti oldu. İslam’ı merak anım lise son sınıfında başladı. O zaman bana her şey ilginç geliyordu. Kafamda hep neden böyle neden öyle soruları vardı. Bazı soruları ders kitaplarından bulamıyordum. Mesela neden insanoğlu var. Yeryüzünde sadece hayvanlar yaşasa nasıl olurdu? Ay ve Güneş niçin? Öldükten sonra tekrar başka varlık olarak dirilmek gibi değişik sorular aklıma geliyordu. 

İslam’a kavuşma anım üniversite dönemimde başladı. Ders çıkışı yurda gidiyordum. Yolda hayatımda ilk defa kapalı bir kızı gördüm. Kapalı olmasını merak ettim. O kızla tanışmamızla İslam’la tanışmam başladı. Kız kafamdaki tüm sorulara Kur’an’dan cevap verdi. Ayın güneşin görevini, öldükten sonra ne olacağını, insan niçin yaratıldığını ve bunun gibi tüm sorulara cevaplar aldım. Aldığım cevaplar kalbime mutluluk huzur getirdi. Allah’a teslimiyet vaktim gelmişti. Sonra da bana dünyanın en güzel cümlesi şehadeti öğretti. Şahadet getirdim. 

“Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Resulühü” 

“Şahitlik ederim ki Allah birdir ve yine şahitlik ederim ki Muhammed onun kulu ve peygamberidir”

Hiç tereddüt etmeden Allah’a teslim oldum. Nasıl ağlıyorum hüngür hüngür. Çok güzel bir his. Kalbimde rahatlık, ruhumda ise ferahlık var. Nefessiz bir ortamda yeniden nefes almak gibi. Anlatılmaz yaşanır denir ya öyle. Şehadet getirerek ruhumun ihtiyacını gidermek varmış. Bu cümle ile Allah’la sözleşme yapıyorsun. Teslim olduğunu ifade ediyorsun. Elhamdülillah!

GELDİM HUZURUNA, BUYUR ALLAH’IM!

Kitapta ilk namazınızın çok özel bir yeri olduğunu görüyoruz. İlk namazınız nasıldı? Neler hissetmiştiniz?

Sıra namaza gelmişti. İlk namazıma sabah namazı ile başlayacağım. Gece boyunca uyuyamadım. Bir sağ tarafa bir sol tarafa dönüyorum. Uykum gelmiyor. Vakit yaklaştıkça kalbim hızlı hızlı çarpıyor. Çünkü biliyordum. Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın huzuruna gideceğim. Çok az kaldı. Çok az. Oda sessiz. Herkes mışıl mışıl uyuyor. Ben ise uyuyamıyorum. Heyecanlıyım. Titriyorum. Endişeliyim. Aklıma her şey geliyor. Ya namazdayken unutursam her şeyi. Ya da Allah okuduğumu beğenmezse ya ben fark etmeden yanlış okursam. Ne olacak? Ne diyeceğim? Nasıl davranacağım? Hepsini düşünerek daha beter oluyordum. Ağır ağır nefes alıyordum. 

Bu anı çok bekledim arkadaşlar, biliyor musunuz? Özlemle bekledim. Gözlerimden damlayan yaşlar bile anlatamaz bu duyguyu. Umutsuzca beklemekteydim. Nihayet Allah’a kavuşacağım, konuşacağım, derdimi anlatacağım, özür dileceğim. Nerdeyse kalbim patlayacak gibi. İnanamıyorum. Gittikçe vakit yaklaşıyordu. 

Namaz kıyafetim yoktu. Kızlar verdiler. Biri etek, biri başörtü verdi. Örtündüm. Önce sabah namazının sünnetini kılacağımız için herkes tek tek namaz kılmaya başladı. Ben de bismillah diye başladım. “Allahu Ekber!” Ellerimi sımsıkı tutuyordum. Aslına bakarsanız namazda iken heyecandan her şeyi karıştırmıştım. Fatiha’nın nasıl başladığı bile aklıma gelmiyordu. Unuttuğum için Allah’tan özür diliyordum. Utanıyordum da. Derin bir nefes aldım ve kendi kendime “sakin” diyerek sureleri yavaş yavaş okumaya başladım. Başlangıç çok iyi olmasa da toparlamıştım. Rükûya vardım. 

Her şeyin yaratıcısı, çok güçlü olan Yüce Allah’a boynumu eğiyordum. “Geldim huzuruna buyur Allah’ım” diyerek başımı eğiyordum. Kalkınca secdeye gitmek varmış. Alnımı yere koyunca, secde edince, Allah’a teslim olunca, her şeyin farkına varınca, çok geç kaldığımı bilince ağlamaya başladım. “Ben neredeydim ki sana inanan müminler secde ederken? Şimdiye kadar huzuruna gelmediğim için nasıl utanıyorum affet beni Allah’ım” diye dualar ettim.

TEBLİĞİN GÜCÜ GÜZEL SÖZLÜ OLMAKTADIR

İslam’a kavuştuktan sonra ailenizin bazı tavır ve davranışları sizin için zorlayıcı olmuş. Kitabın bazı bölümlerinde bunu görebiliyoruz. Onların bu tavırlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Nasıl baş ettiniz?

Ailemi çok iyi anlıyordum. Tepkileri de normal onlara göre, beni korumak istiyorlardı. Her ailenin çocuklarını koruma duygusu vardır ya, benim ailem de beni koruma amaçlı bazı sert ve acımasız davranışlarda bulunuyorlardı. 

Şimdilerde bana yaptıklarından çok pişmanlar. O zamanlar onların davranışlarına ben sert tepkiler vermedim. Yumuşak davrandım. Sessizlikle baş edebildim. Çünkü ben Kuran’da bu kural vardır diye ispatlamaya çalışsam, onların yok öyle bir şey demesinden korkuyordum. Hatta ilk başlarda Kur’an’dan delil gösteriyordum. Ancak hata yaptığımı anladım. Delili Kur’an’dan göstermeme rağmen “bu sahte şeylere inanmıyoruz” demişlerdi. Çünkü Kur’an’ı bilmiyorlardı. Ondan sonra susmak taktiği uyguladım ve tebliğin gücünün yumuşak sözde olduğunu kavradım. 

Ailemle kurduğum güzel ilişkilerin karşılığını Rabb’im bana onların da Müslüman olduklarını gösterdi. Şimdi ailem benimle birlikte namaz kıldıklarına göre bu işi başarabildiğimi düşünüyorum. Tabii ki de önce hidayet veren Allah. Önce Allah. Biz sadece vesileyiz.

Siz KATİAD’da çalışırken Kular hanımefendiden bir teklif geliyor. Bu teklifin zamanlamasını, sizin o anki ruh halinizi ve o anki düşüncelerinizi anlatabilir misiniz?

Namaz kılan arkadaşlar evlenip gittiler. Ben ise tek başıma kaldım, imanımla çabalıyordum. Oturdum bilgisayar karşısında ve elimi açarak şöyle dua ettim. “Ya Rabbim. Hep senin yolunda olmayı, senin hakkında doğru olan ilmi öğrenmeyi ve en önemlisi Kur’an okumayı, öğrenmeyi nasip et. Amin!” dedim ve ağladım. Türkiye’den bir numara arıyordu. Arkadaşım Kular idi. “Türkiye’de İslami ilimler konusunda okumak ister misin?” diyordu.

Kular aradığında şok halindeydim. İnanamıyordum. Nasıl böyle hızlı bir şekilde dua kabul olur diye. Daha dün dua ettim yalvardım. Ne çabuk kabul edildi diye. Çok istediğimden galiba kulaklarım doğru mu duydu diye düşünüyordum. Ama idrak edince ağzım kulaklarıma vardı. 

İşten ayrıldım. Hiç tanımadığım bir ülkeye, hiç tanımadığım insanlardan İslam öğrenecektim. Eski hayatıma veda etmeye az bir vakit kalmıştı. Rüya ise kimse uyandırmasın istiyordum. Ama rüya değil gerçekti.

Gerek Türkiye’de gerekse de Kazakistan’da İslam’a kavuştuktan sonra karşılaştığınız zorluklar neler oldu? Bu zorlukları nasıl aştınız?

Türkiye’de zorluklar ilk başta hiç olmamıştı, bilmiyorum neden. Sadece öğrenci olarak kaydım olmadığı için vize konusunu çözmek için hep yurtdışına çıkıyordum. Ama burada da yurtdışı görme avantajım oldu. Sonrasında üniversitede tez döneminde zorlandığım oldu. Yazmakta değil hocanın peşinden koşmak onayı almak zor oldu. Bu zorluklarla zaten her öğrenci karşılaşıyor, normal.

Türkiye’de benim dinime hiç karşı çıkmadıkları için pek zorluklar çekmedim. Ama ne zaman Kazakistan dönüşlerimde karşıma hep zorluk bitmeyen zorluklar çıkıyordu. Uçaktan inince başlayan zorluklar. Kapalı olduğum için insanların ters ters bakmaları. Pasaport kontrolünden geçemediğim ve polis ofisinde 3 saat sorgu altında olmak gibi zorluklar oldu. Sokakta bir şey sorduğunda baştan aşağı bakıp cevap vermemeleri yani kısaca insanların davranışları zor geldi. Ama biliyordum ki zorluklar aşılmak için var.

BAŞÖRTÜM BENİM HER ŞEYİM!

Başörtüsüyle olan ilişkiniz çok tatlı ve takdire şayan geliyor okuyucuya. Bu ilişkiden biraz bahsedebilir misiniz? Başörtüsü sizin için ne anlama geliyor?

Oooo başörtü. Başörtüyü anlatınca gözlerim doluyor bilmiyorum neden. Aşkım hayalim sözleri yetersiz geliyor sanki bana. İlk şehadetimi getirdikten sonra namazı orucu öğrenmiştim. Kızlar ara sıra başörtüyü de hatırlatıyorlardı. Ama nefsimden dolayı takmıyordum. Ailem izin vermez bahanesiyle geçiştiriyordum.

Ne zaman üniversiteden mezun oldum ve kızlar yanımdan ayrıldı o zamanlar namazım benim tek arkadaşım gibiydi. Namaz kılarken başörtüyü takıyoruz ya o zaman tekrar çıkartmaktan utandım. İlk başta utanma duygusu olarak geldi. Ama o aşkın başlangıcıydı. Sonra nasıl ne zaman takacağımın hayalini kurdum. 

İlk taktığımda gece gündüz kafamdaydı hiç çıkarmadım. Türkiye’de kızlar diyordu “başında bitler çıkar, az hava alsın, yazık” diye. Ben kim ne derse desin başörtümle yatıyordum. 2. ay geceleri çıkarmaya başladım. Bilmiyorum nasıl anlatacağım sevgimi. Başörtüm benim her şeyim. 

Hayal hayatın ümididir. Hayal kurmak çeşitli faaliyetlere sebep olabilmektedir. Bazen de insanoğlunu ayakta tutan nedenlerdendir hayal! Çünkü insan hayal üzerine hedef koyar ve ona göre ilerler. Ya Allah! Kim düşünürdü ben bu yolu seçeceğim diye… Ama şimdi İslam benim hayalim, Kur’an aşkım, başörtüm ise sevgim oldu. Hayatta aklıma gelmeyen şeyler şimdi gerçek oldu. 

Kitabı okuduktan sonra zihnime kazınan iki kelime şunlar oldu: tevekkül ve tefekkür. Yaşadıklarınıza ilişkin bakış açınızı bu iki kavram çerçevesinde nasıl yorumlarsınız?

Evet, yabancı bir ülkeye hayatında görmediği konuşmadığı insanlara gözünü kapatarak Allah’ın kitabını öğreneceğim diye çıkmak delilik gibi gelir. Modern çağdayız araştırmak varken kalbini dinlemeyi yeterli buluyorsun Allah’a tam güveniyorsun. Öyle bir aşk ki körsün hiçbir şey görmüyorsun, duymuyorsun. Sadece Allah’a havale ediyorsun. Bazen oluyor ya kendimizi garantiye alıyoruz, o bile yok yani. 

Türkiye’ye gelince kendini tanımak, sorgulamak, öğrendiklerini ölçüye almak, önceki yaptıklarını düşünmek, pişman olmak, tevbe etmek en güzel his. Benimle olan her şey sanki Allah en güzelini yapıyordu. Bir yere hediye alıp onu başkasına vermek gibi olaylar düşündürüyordu, bu Allah’ın işi onun planı diye. Her yaptığım yanlıştan sonra tatlı uyarılar benim için birer dersti. Verilen mükafatlar ise birer motivasyon idi. 

2013 yılında Mescidi Aksa ziyaretiniz oluyor. Bu ziyaretten hatırınızda kalanlar nelerdir?

Ürdün’deyken Mescidi Aksa ziyareti teklifi gelince kafamda komşu ülkeye gidiyoruz oldu. Şimdi o teklif gelse canımı ruhumu kendimi veririm. Ama o zamanlar Kabe’yi yeni tanımaktaydım. Mescidi Aksa bilgim yoktu. 

Hiç bilgim olmasa da o toprağın özel olduğunu hissettim. Hatta rehber hanım hocaya dediğim net olarak aklımda kaldı. “Burada kendimi huzurlu mutlu hissediyorum, kalbimde bir sakinlik var” demiştim. O hanım hoca da “çünkü bu topraklardan peygamberler geçti” demişti. 

Mescidi Aksaya giderken yol boyunca yahudi polisleri vardı. Gözlerine bakınca korkularını hissediyorsun. Sanki bizden korkuyorlardı gibi. Ama kibirlerinden korkularını göstermeseler de gözleri belli ediyorlardı. 

Yerli Filistinli ablalar bizi görünce seviniyorlardı. “Bu askerlerden korkmayın size zarar vermeye kalkarsa biz size destek veririz, korkmayın” demişlerdi. Filistinli halkın yaşam tarzını görünce üzüldüm çünkü öyle bilmiyordum. Uzun demir duvar yapmışlar sanki hapisteler. Ne su ne elektrik var. O duvardan izin kağıdıyla çıkabiliyorlar. Canım Filistin. 

Türkiye’deyken ilmi eğitimlerin yanı sıra akademik olarak da ilerliyorsunuz. Yüksek lisansınızı burada tamamlıyorsunuz. Hem eğitim süreciniz hem de teziniz hakkında bilgi verebilir misiniz?

Benim üniversite kazanmam büyük bir sürprizdi. Hem de yüksek lisans. Hem de iki üniversite. Hem de burslu. İlahiyat okumadığım için kazanamam diye düşünüyordum ama durmadan gece gündüz dua ediyordum. Halime hocanın kursunda eğitim almam bana katkı sağladı. Sonunda kazandım. Artık üniversiteliydim. 

Benim sınıfımda yabancı uyruklu öğrenciler vardı. Onlar benden eğitim olarak daha öndeydiler. Ama miras hukuku dersinden sonra ben onlara anlatıyordum. İçimde kompleks gitmeye başladı sanki. Yani sen de onlara bir şey anlayabilecek kadar eğitimin var mı, diye.Tez dönemine gelince Sakarya’daki hocayla zor gitti. Tez konusunda anlaşamadık bitti gitti. 

Sonra İstanbul’daki tezimi elime aldım. Hocayla anlaşarak konuyu belirledik. Bana yol haritası gösterdi, yönlendirdi, okuma listesi verdi. Ben de yoluma kütüphaneden başladım. Orada sabah yediden akşam on bire kadar çalışıyordum. Tez hocam ise yazdığım notları kontrol eder desteğini her zaman gösteriyordu yanlışlarımı düzeltiyordu. Bir zamanlar bitmez diye düşünüyordum ama bitti. 

RABBİMLE DERTLEŞİRKEN GELDİ GÜZEL HABER

Hakikaten tevafuklarla dolu bir hikayeniz var. Umreye gidiş haberini almanız da öyle. Bu süreçten bahseder misiniz?

İslam’ı tanıyalı Allah her anımı sürprizlerle, hediyelerle ve mucizelerle donattı. Anında kabul olunan dualarım vardı; aklımdan geçenler hemen oluveriyordu. Saymakla bitmeyecek şaşırtmalarla Allah benim hayatımı neşe ile dolduruyor ve mutlulukla süslüyordu. Bazı dualarım çabuk bazıları da geç kabul oluyordu. Öyle olması gerekiyordu. Bazı dualarımın karşılığı için biraz beklemem gerekiyordu. Rabbim beni öyle terbiye ediyordu. Kıymetini ve değerini öyle bilecektim.

Umreye gitmeyi çok arzu ediyordum. Günlerce, aylarca, senelerce benim her şeyimle ilgilenen Vahap Hoca beni umreye göndermesini istiyordum. “Tamam kızım, inşallah,” diyordu ama güzel bir haber vermiyordu.

Günlerden bir gün öğlen namazını kıldıktan sonra üzülerek dua etmeye başladım. “Ya Rabbim, sen beni istemiyor musun ki beni evine çağırmıyorsun? Kâbe’ne varmak istiyorum. Beni lütfen evine kabul et.” diye yakardım. Seccade üzerinde Rabbimle dertleşirken telefon çaldı. Vahap Hoca arıyordu. “Seni sevindirecek, moralini düzeltecek çok güzel bir haberim var” dedi. Benim için dünyanın en güzel haberini verdi; “umreye gidiyorsun” dedi. 

Şaşırdım kaldım, az önce nerdeyse şikâyette bulunuyordum. Rabbime şikâyette bulunduğum için kendimden utandım. “Beni istemiyorsun da çağırmıyorsun” demiştim. Ya Allah, beni isyankâr olmaktan koru. Telefondan sonra şükür namazı kıldım. Ağladım. Ağladım. Ağladım. Her şeyin bizim için ne zaman hayırlı ve faydalı olacağını bilen tek bir Allah’tır. Bizler yeter ki ona teslimiyette problem yaşamayalım. Evet, Allah’ım beni çok mutlu etti.

Umre ziyareti bana ilk önce sabırlı olmayı öğretti. Gerçekten değişik bir terbiye etme sistemi var orada. Yani sana farklı yönlerden anlatıyor yaptığın yanlış hataları. Özel bir yer. Kafanda düşündüğün bu nasıl yapar diye düşündüklerinin anında dersini alıyorsun. Örneğin bu nasıl çıplak ayakla hem tuvalette hem mescitte gezinir dersin bir bakarsın sen de çıplak ayakla geziniyorsun otele kadar. Müthiş bir şey. Bir oturuyorsun Kabe’yi namazda görebileceğin yerde sonra atılıyorsun oradan üzülüyorsun ama anında sana önceki yerinden daha güzel bir yere yönlendiriliyorsun. Diyorsun “Ya Rabbim affet bizi.”

Umre ziyareti hayatın yalan olduğunu öğretti. Aslında hepimiz biliyoruz bu dünya yalan dünya ama farkına varmak hissetmek başka bir şey. Ben de biliyordum. Ama umreden döndüğümde sanki ben değiştim kafam her şey değişti. 

Kitapta Türkiye’ye ilişkin pek çok gözleminiz ve yorumunuz yer alıyor. Türkiye’ye geldiğiniz ilk zamanlarda dikkatinizi neler çekti?

Uçaktan indiğimde havanın kokusu, deniz kokusu muhteşemdi. Polislerin kibar olması. Ezan sesinin duyulması. Lavaboda ışıkların kendi kendine kapanması ilginç geliyordu. Kafelerde ve restoranlarda sadece erkeklerin servis yapması, otobüsün içinde yüzde onu kadın olması, her ağacın dibinde kedilere su kovasının olması, elbise alıp iade edebilme imkanının sağlanması gibi çok şeyler dikkatimi çekti. 

ROTAMIZ, MERHAMET VE SEVGİ DOLU YOLDUR

“Her ayrılık bir başlangıca gebedir” deriz. Türkiye’den ayrıldıktan sonra, şu anda Kazakistan’da neler yapıyorsunuz?

Bir zamanlar Türkiye’den ayrılacağımı unutmuştum çünkü orada hayatım o kadar ilginç ve güzeldi ki insan bitmesin istiyor. Ama her güzelin bir sonucu var. Amacım dönmekti. Ayrılmak zordur. 

Kazakistan’a altı yıl sonra döndüm. Döndükten sonra Kazakistan’a alışmak zor oldu. Ancak Türkiye’de öğrendiklerimi birilerine anlatmam lazımdı. Şimdi camide hocalık yapıyorum. Çocuklara Kur’an ve İngilizce dersleri veriyorum. Genç kızlarla Tefsir çalışmaları yapıyorum. Ramazan ayında, Kurban bayramında coşkulu proğramlar yapıyoruz. Meirim diye bir yardım grubu oluşturduk. Online derslerimi Kazakistan, Rusya, Kırgızistan, Özbekistan gibi Orta Asya ülkeleri ile İngiltere ve İsviçre gibi ülkelerde Rusça konuşan kardeşlerimizle dersler yapıyorum.

Yeni hidayete eren, namaza başlayan, örtünen kızlarımız var. Türkiye’de bana gösterilen merhamet ve sevgi dolu yol haritasını onlara gösteriyorum. İnşaallah hayırlı çalışmalarımız bol olsun. Derginizi takip eden kardeşlerimize Kazakistan’dan sevgi ve selamlarımı iletiyorum. Allah’a emanet olun!

Kitabımda dönüşüm hikayesini daha detaylı okuyabilirsiniz.

-

Vahap Yaman:

İSLAMI KUR’AN’DAN VE SÜNNETTEN ÖĞRENDİ

Toleuzhan hanımefendinin kitabında, yazarın yaşadığı güzelliklere vesile olan bir kişi olarak çokça adınız geçiyor. Toleuzhan hanımın yaşadığı dönüşümü yakından gözlemleyen bir kişi olarak bu dönüşümü nasıl anlatırsınız?

Hidayete ulaşmak için çırpınan genç bir kızın, dönüşüm hikayesine altı yıl boyunca şahitlik etmek, sevinçlerinde onunla sevinmek, üzüntülerine onunla üzülmek sonuçta davasına sevdalanmasına şahitlik etmek, benim tarifi imkansız yaşadığım en büyük mutluluğum oldu.Değişimin lezzetini, kulluk bilinci ile elde edilen Allah sevdasını, teslimiyetin zirve noktasını, öğrenme ve yaşama tutkusu ile ulaşılan hazzı, dava bilincinin sorumluluğunu, inanan insanın neler yapabileceğini her satırında okuyabileceğiniz kitapla kendi hidayet ve dönüşün hikayesini anlatan Toleuzhan Galiyeva hanımı tanımak ve ona hasbelkader destek olmak benim için en büyük mutluluk oldu. 

İslam’a Kavuşma adını verdiği kitapta genç bir kızın değişimini okurken sizin de değişime uğrayacağınızı temin ederim. Ben kitaptaki dönüşüm hikayesini bire bir yazar Toleuzhan Galiyeva ile yaşamış olmama rağmen kitabı okurken yeniden o günlere gittim.  

Sizin de benim gibi etkileneceğiniz, zaman zaman hüzünlenip gözyaşı dökeceğiniz, bazen yazarın yaşadıklarını yaşamak isteyeceğiniz, kimi zaman mutluluk gözyaşlarına boğulacağınız, kimi zaman dava insanının gayretinden etkilenip “ben neden bunları yapmıyorum” diyeceğiniz bir kitap elinize ulaştı. 

Çoğu satırını gıpta ile okuyacağınız dönüşüm hikayesi eminim ki sizleri de kendinizi sorgulamaya, derin bir değişime talip olmaya itecektir.“İslam’a kavuşmuş” bir genç kızın yaptıklarına ibretle bakacağınız bir hayat hikâyesini barındıran bu kitap eminim sizi de oldukça etkileyecek. Kitabı okumaya başladığınızda içine düşeceğiniz duygusal yoğunlukla çoğu zaman gözyaşlarınıza hâkim olamayacaksınız. Yanınızda gözyaşlarınız için mendil bulundurmanızı tavsiye ederim. Ben öyle yaptım.

Kararlılık, Allah’a ve davasına sevdalanmak, Rasulullah’ı (s.a.v) takip edilecek tek önder kabul etmek ve özellikle bilmediği ve hakkında bilgi sahibi olmadığı bir dini isteyerek, tercih ederek kabul etmeye yönelmek; kitapta verilen ana mesaj olarak algılanmalıdır. Yazar Toleuzhan Galiyeva’da ben bunu gördüm. Dini atalarından, televizyondan, mahalleliden değil İslam’ın kaynağı Kuran’a ulaşarak öğrenme sevdası; öğrenirken de sorgulayıcı ve analitik düşünme tercihi kendisinin en büyük özelliği olarak ortaya çıkmıştır.

İLKLERDEN OLMAK ZORDUR ANCAK BEREKETİ, MÜKAFATI DA ÇOKTUR

Toleuzhan Hanımefendinin hidayet öyküsünden gördüğünüz ve bize aktarabileceğiniz nasihat niteliğinde tavsiyeleriniz nelerdir?

Toleuzhan Galiyeva’nın yaşamış olduğu teslimiyet onun önüne zaman zaman sürprizler çıkartıyordu. Derginiz vasıtası ile genç kardeşlerime şunları söyleyebilirim. Söyleyeceklerim hem yaşanmışlık, hem de feleğin imbiğinden süzülerek geçmiştir. 

Kitabımızda da sıkça belirtildiği gibi imanı tam bir teslimiyetle elde etmeli, yaratıcı Rabbimizi alemlerin sahibi ve maliki olarak kabul etmeliyiz. Kuran’ı kendi hayat tarzımıza uydurmamalı, hayat tarzımızı Kur’an’a uydurmalıyız. Dini asla kulaktan duyma bilgilerle edinmemeli, aklımızı birilerine kiraya vermemeli, tebliği tevhid çizgisinin emrettiği kucaklayıcı ve kimseyi dışlamayarak en güzel tarzda anlatmalıyız. İlahımızın yanına modern ilahlar edinmemeli, kimseyi tekfir etmemeli, iyilikleri kuşanmalı, kötülüklerden uzaklaşmalı, şeytanın dolaştığı yerlerde dolaşmamalı, şeytanla dans etmeye kalkışmamalıyız. 

Günümüz gençliği doğru yolu bulmada ve doğru yolda dosdoğru yaşamada, düne nazaran daha da fazla imkana sahiptir. Gençler önlerinde İslam davasını kendinden sonrakilere net anlatacak ve davanın bayraklarını kendilerine devredecek kimselerin çokluğunu unutmasınlar. İlklerden olmak zordur. Ancak bereketi, mükafatı da çoktur. 

Yazarın kendi ülkesi Kazakistan’da İslam’ı anlatma çalışmalarında ilklerden ve öncülerden olduğunu biliyorum.

ALLAH BENİ GÖREVLENDİRDİ

Toleuzhan Hanım kitapta sizin çok duygusal olduğunuzdan ve çoğu zaman gözyaşlarınıza hâkim olamadığınızdan bahsediyor. Böyle durumlarda sizi esas ağlatan şey nedir?

Ben şuna inanıyorum. Dünya nimetleri herkesin çalışmasına bağlı olarak şöyle veya böyle, şöyle miktarda veya böyle miktarda elde edilir. Rızk için asla endişelenmemelidirler. Ağılda oğlak doğunca, dere kenarında otu biter. Dünya nimetleri gereği kadar önemsenmelidir. 

Yaratılışta Allah’ın insana yüklediği görevin farkında olmak, Allah’ın Hz. Adem’den beri yeryüzünü biçimlendirmek için projelendirdiği ve adına İslam dediği davanın yeryüzünde başkaları tarafından da kabul görmesini sağlamak için çalışanları görmek beni daima duygusallaştırmıştır. Onlara hizmet etmeyi Allah bana görev vermiştir diye düşünüyorum.

Toleuzhan Galiyeva’yı Türkiye’de ilk tanıdığımda ona şunları söylemiştim. “Kızım Kazakistan’da milyonlarca kız var. Allah senin kendisine olan sevdanı, İslam’ı öğrenme ve yaşama tutkunu bildiği için o kadar kızın arasından seni seçti. Hiç tanımadığın bir ülkeye, hiç tanımadığın insanlardan din öğrenmen için Türkiye’ye gönderdi. Bunun kıymetini bil, gayretini artır.” demiştim. Anlattıklarımın hayata geçmiş olmasını görmek beni duygusallaştırıyor.

YERYÜZÜ GENÇLERİN ELİ İLE İSLAMLAŞSIN

Tanık olduğunuz başka hidayet öyküleri de varsa tüm bunları dikkate aldığınızda biz gençlere hem İslamı yaşamak hem de gerçek anlamda İslam’a kavuşmak için önerileriniz nelerdir?

İslam’a sevdalanın. Allah’a nasıl kulluk edilmesi gerekiyorsa öyle kulluk edin. Dini kaynağından öğrenin. Hesap gününü unutmayın. Yanlış yapabilirsiniz, günah işleyebilirsiniz çünkü insansınız. Tevbeyi hiç unutmayın. Tevbenin iyi bir günah silici olduğunu bilin. Allah’a teslimiyette problem yaşamayın. Kınayıcıların kınamasından utanmayın. Hz. Peygamberin (s.a.v) Erkam bin Erkam’ın evinde Mekke’nin gençlerini eğittiğini, onları biçimlendirdiğini, onları İslam’a aidiyet bilinciyle yetiştirdiğini hatırlayın. Kendiniz gibi güzel insanlarla birlikte olmaya gayret edin. Yeryüzünün İslamlaşması sizlerin ellerinizle olsun. İnşaallah.

Kitabı lütfen dikkatli ve ibret almak için okuyun. Çevrenize de kitabı tavsiye edin. Kitap ticari mantıkla yayınlanmadı. Genç bir kızın İslam’a bilerek ve isteyerek dönüşüm hikayesini sevinç, hüzün ve gözyaşları ile şahitlik etmek, kendimizi sorgulamak için yayınlandı. İmkanları olanlar kitaptan beşer onar tane alıp hediye ederek değişimin lezzetini başkalarının da yaşamasına vesile olsun inşallah.

Kitaptan bir alıntı ile söyleşimizi sonlandıralım: 

“Hocam, siz ölümden korkuyor musunuz?” 

Kısa bir düşünmeden sonra, çok güzel bir soru, dedim. “Hem korkuyorum hem korkmuyorum,” cevabını verdim. 

“Neden hem korkuyorsunuz hem korkmuyorsunuz?” dedi. 

Ona şöyle söyledim: “Korkmuyorum çünkü her can ölümü tadacaktır, ölümden kaçış yoktur. Korkuyorum, İslam davasına hizmet edemeden ölmekten korkuyorum,” dedim. 

Meruert’in verdiği cevap beni çok etkilemişti. “Hocam ölümden korkmayın, çünkü sizin işinizi biz devam ettireceğiz, İslam davasına biz hizmet edeceğiz, ölürseniz sizin taşıdığınız bayrağı biz taşıyacağız,” dedi. 

O an sevinçten gözlerime yaşlar doldu. İslam’ın bayraktarlığını yapabilecek öğrencilerim vardı. Elhamdülillah. Bu çocukların böyle düşünmesi bile benim için çok sevindirdi.

Kitabı Sipariş Vermek İsteyenler İçin: Toleuzhan Galiyeva’nın “İslam’a Kavuşma” adlı kitabını satın almak isteyenler aşağıdaki ilgili hesap adresine ödemeyi yapıp daha sonra ilgili telefon numarasına mesaj atarak kitabı sipariş verebilirler. Kitap 20 TL olarak satışa sunulmaktadır. 

YKB İkitelli  IBAN: TR39 0006 7010 0000 0072 6038 96

Telefon: 0536 260 25 40


GENÇ'ın Yazısı.