Parça`lar Parçalar, Türküler Adam Eder!
Türkülerin gücü, gerçek yaşantılarla, deneyimlerle temellenmesindedir.
Bir MSN göstergesi: “Ne dinliyorum özelliğini aç”. Msn ekranının üst köşesindeki, arkadaşlarımızın hangi müziği dinlediğini gösteren şey. Bakıyorum arkadaşların ne dinliyorum’larına. Millet türkülere rapt olmuş: Acem Kızı, Elif Dedim, Yalan Dünya, Zahidem, Gönül Dağı, Geçtim Dünya Üzerinden… Son zamanlardaki şaşkınlığımı tescilledi bu olay. Şaşkınlığımı diyorum. Şaşılacak bir şey mi var?
Ha gayret, biraz daha klas duruş!
Son yıllarda türkü dinleme oranında bir artış var. Gençlik türkü dinliyor. Zaten her birimizin genç olarak sevdiği, sevebileceği bir türkü ve yorum tarzı var. Son yıllarda ise, lise ve üniversitede gençliği dilinde türkü patlaması yaşanıyor. Bunda popüler dizilerin ciddi payı var. Kurtlar Vadisi etkisi öncelikle. Elif dedim.. demeye çalışırken ben, yanımdaki arkadaş hemen Kurtlar Vadisi diyor, ve cep telefonu dile geliyor… Dağın yamaçlarına yaslan be Halil İbrahim sözleri bir yere yaslanmak, güçlü bir hissiyatı arkamıza almak sezgisini doğuruyor. Halo ölüp gidiyor, türkü yaşamaya devam! Bunda olumsuz bir şey yok. Kurtlar Vadisi, birçok türkünün fark edilmesine vesile oluyor. Sağolsunlar. Dizinin başka artıları eksileri şimdi konumuz değil. Dizide Acem Kızı’nın, Elif Dedim’in, Hastane Önünde İncir Ağacı’nın yorumları da çok güzel; eğilip bükülmemiş, ne diyorlar ona ‘cover’lanmamış.. Kurtlar Vadisi’nin de etkisiyle dilimizde çoğalan türküler Kurtlar Vadisi’nden daha yoğun bir şekilde delikanlılığın, dürüstlüğün, mücadelenin, aşkın gücünü anlatıyor… Demek ki şu televizyonlar kültürümüzün yerli unsurlarını kullanmakta tanıtmakta daha gönüllü olsa, işler daha müspet, daha klas bir yola girecek! Burada durup; bu sefer daha çok kadınların ve ailelerin dinlediği Elveda Rumeli dizisinden bahsedelim. Elveda Rumeli dizisinde dizideki Bülbülüm Altın Kafeste türküsünden daha etkili aşkı anlatan ne olabilir? Müzikleri kendilerinden etkili bu dizilerimiz bir çelişkiyi de ortaya koyuyor. Dizilerdeki entrikalara, lüks villa, konak yaşantılarındaki samimiyetsiz ilişkilere rağmen anlattıkları hissin sahici ve esas ifadesini bu türkülerle örnekleyebiliyorlar. Mirkelam’dan bir şarkı girecek değil ya oraya. Ayrıca o dizileri izleyen şehir merkezinden köylere kadar birçok insan dinlediği türküyle farklı bir boyuttan yakalıyor meseleyi. Bülbülüm Altın Kafeste türküsünde de ozan sevgiliyle olan yaşantısı üzre sorular soruyor, feleğe yöneliyor. Yaşantının derininden tecrübe ve ilahi olana ve adl sıfatını taşıyana yönelerek kendini ifade ediyor. Türkünün hikayesi de çarpıcıdır! Ayrılık, çile, çaba ve vuslata yönelik unsurlarla türkü kapsayıcı, nitelikli bir noktadan sesleniyor. Dizi ise bunların yanında solda çift sıfır kalır… “Bülbülleri Har Ağlatır / Aşıkları Yar Ağlatır / Ben Feleğe Neylemişim /Beni Her Bahar Ağlatır”... (Bu yazıyı bitirenlere önce türkünün hikayesini okumayı, ardından türküyü Erkan Oğur’dan dinlemeyi şiddetle tavsiye ederiz).
Parça’lar parçalar, türküler adam eder
Türküler yaşadığımız duyguların en sahici ve istikametli sınır durumlarını bize gösteriyor. Bizi böyle coşturuyor. Parça’larda anlatılan aşk vaziyetleri ise varoluşçuluğun ‘sınır durumu’ kavramına tekabül ediyor. O türden bireysel kopma ve trans deneyimlerini parçalara havale ediyoruz. Fakat burada yaptığımız şey de ‘şarkı’ karşıtlığı değil tabiî ki… Türküler ayağımızı bastığımız toprakların en yüksek sanat ürünleridir. Şiirlerimizle türkülerimiz yan yana durur. Bu sade, açık ve derin sanat ürünlerinin yapısındaki kalite de elbette hepimiz üzerinde bir karşılık buluyor. Yeter ki elinde imkân bulunduranlar buna biraz göz kırpsın... Türkülerin gücü, gerçek yaşantılarla, deneyimlerle temellenmesindedir. Dürüstlük ve hakkaniyet ilkesinin göz ardı edilmediği türkülerimiz, kopmayı uçmayı değil önce dizimizi kırıp oturmayı ve gerçeği görmeyi anlatır bize. Yaşamayan yazamaz durumudur. Parça’ların “koptum abi”, “kop gel günahlarından” şovları bu meclisten içeri giremez. Derin ve sarsıcı türkülerimizin hepsinin arkasında önce içimize işleyen bir yaşantı vardır. Töre gereği sevdiği dururken sevmediği birine verilen kızın çektiği sıkıntılar da, Kurtuluş Savaşı sonrasında Bitlis’te erkeklerden ve eski kalabalığından yoksun bir şehre karşı yakılan o ağıt da arkasındaki topluma, yaşantıya götürür bizi. Ve böyle türküler Nefi’nin ifadesiyle “sinesi saf” olan, kalbi simsiyah olmamış herkese işleyecektir. Şimdi piyasaya sürülen parçalar ise, çoğunlukla sahici bir yaşantıdan yani bize temas edecek kadar olgunluk taşıyan bir yaşantıdan ötede. Zevk ve fantezi sentezlerine dayanıyor çoğu. Acıdan da zevk alan hazcılığın iklimi… Bugün safiyane duygularla yazanların büyük bir kısmının sığınağı ise gerçekten ziyade hayal. Tam burada, yazıyı yazarken karşılaştığım bir röportajdan alıntı. Murat Menteş Star’ın Pazar ekinde şarkıcı Nalan’la konuşmuş: “Yeni albümünüzün adını, değerlerin artık demode olmasından ötürü Demode koyduğunuzu söylüyorsunuz. E aşk da demode olduğuna göre şarkılar neyi anlatacak?
Ben ve ailem için demode olan hiç bir değer yok, ben gördüklerimi yazıyorum. Aşk konusuna gelince, hayalde yaşatılan aşklar yazılır herhalde, bilemiyorum ki... Geçmiş, insan için her zaman güzeldir, geçmiş aşklar yazılır… Şarkıda ruhu kaybetmeye başladığımızı, güveni yitirdiğimizi anlatıyorum. Aslında hepimiz aynı şeyleri yaşıyoruz: Güvenmekten korkuyoruz.”
Söyleşinin başlığı: Aşkın sonu depresyon noktasına varıyor…
Daha sözü uzatmaya gerek yok. Öze bu miktarda temas ettikten sonra. Son söz: “Dost elinden gel olmazsa varılmaz”…
Ali Düz'ın Yazısı.