Ülkece başımızı AB süreci, PKK terörü, hükümet-asker-medya gerilimleri, genel ekonomik durum... v.b. konulara çevirmişken; hiç farkına varmadığımız bir dönüşüm mü gerçekleşiyor ne? Çoğunlukla dini ve milli değerlerden kopmakla suçlanan;"Bitmiş abi. Bunlardan adam olmaz!" diye küçük görülen, "Aman! Elden gidiyor" serzenişlerine maruz kalan gençlik meğer kutsal mekanlara gitmeye başlamamış mı? 

Hac ve umre, toplum seviyesinde diğer pek çok ibadetten farklı olarak bir dönüşüm, yeniden biçimlenme ve “manevi imar” projesi olarak algılanabilecek ibadetler. Aslında özü itibariyle; büyük küçük bütün ibadetler birer manevi imar faaliyeti olmakla birlikte; Türk toplum yapısında hac ve umre, bu yönleriyle diğerlerinden daha ziyade ön plana çıkıyorlar. Zaten köken itibariyle de umre sözcüğünün imar ve ömür kelimeleriyle aynı kökten geliyor olması, bu algılamanın ne kadar doğru olduğunun da bir başka göstergesi. İnsan hayatına “ömür” denilmesinin sebebi de bu; hayatın gayesi imar ve inşa, başka bir şey değil. İnsan hayatına hem o hayatın sahibini; kalben ve bedenen mamur etsin hem de o hayatın sahibi; çevresini imar etsin diye “ömür” denmiş. Umreye ise “ömrü imar ettiği için” bu isim verilmiş.

Kutsal Topraklara Türk Akını

Son dönemde hac ve umre ibadetine artan yoğun ilgiyi herkes gözlemliyor. TÜRSAB’ın verilerine göre; 2005’ten önce görülen umre talebi 20-30 bini ancak bulurken sadece geçtiğimiz yıl, ülkemizden umreye giden kişi sayısı tam 200 bin kişi olmuş. Buna 100 bin kişilik hac kontenjanını da dahil edersek; geçtiğimiz yıl kutsal toprakları ziyarete gidenlerin sayısının 300 bini aştığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bulduğunu değil “aştığını” söylüyoruz çünkü: Evet resmi rakamlar 300 bin diyor. Ancak bir de gayrı resmi yollarla yapılan ziyaretler var ki; bunları güvenilir bir şekilde ölçümlemek şimdilik mümkün değil.

Rakamları bir yana bırakıp; umre veya hac için kutsal topraklara gidenlerin gözlemlerini sorduğumuzdaysa belki de rakamların ifade ettiğinin de ötesinde bir ilgiden söz etmek mümkün. Özetle şunları söylüyor umreciler: “Tavaf esnasında kulağınıza mutlaka Türkçe dualar çalınıyor artık. Hem çok ama çok sık. Ay yıldızlı şapka ve çantalarıyla topluca tavaf yapan Türk gruplar, kıyafetlerinde Türk olduklarını belirten özel işaretler olmasa bile yüzlerinden, tavır ve davranışlarından Türk olduğu açıkça belli olan umreciler, gözünüzü nereye çevirirseniz çevirin ilk bakışta göze çarpıyor. Hele ilk defa giden bir Türk için tamamen yabancı olan Mekke ve Medine sokaklarında kaybolmak neredeyse imkânsız. Türk umrecilerin son yıllardaki yoğunluğundan olsa gerek; şehirlerin, dükkânların muhtelif yerlerine asılmış Türkçe yönlendirme, bilgilendirme tabelalarının yanı sıra bu şehirlerin esnafı Türkçeyi hayli iyi konuşuyor. Yani bir Türk olarak hiçbir şekilde yabancılık çekmiyorsunuz kutsal topraklarda...” 

Araplar: “Türkler Bastonu Attı” Diyor

İşin ilginci: Türklerin kutsal topraklara her geçen yıl daha fazla talep gösteriyor olması; Suudi Arabistan yönetimini olduğu kadar halkını da şaşırtıyor. Arapların, eskiden “yaşlı” ve “bilgisiz” diye tanımladıkları Türk umreci ve hacıları için artık yeni bir tespitleri var: Araplar artık “Türkler bastonu attı” diyorlar. Çünkü Medine ve Mekke’ye ibadet maksadıyla gidenlerin hem yaş oranının çok düştüğü hem de kültür seviyelerinde belirgin bir artış olduğu çıplak gözle bile gözlemlenebilen bir vakıa.

Manevi Dinamiklerde Yükselme

Peki, ne oldu da son yıllarda umreye gidenlerin sayısı bu kadar arttı? Soruyu yönelttiğimiz uzmanlardan aldığımız iki cevap öne çıkıyor: 1- Dinî hassasiyet ve maneviyata ilgi çoğaldı. 2- İstikrarlı siyasi ve iktisadi yapı sonucu halkın gelir seviyesi yükseldi. İşin aslı; biz birinci seçenek üzerinde yoğunlaşmayı daha doğru buluyoruz. Gelir seviyesinin yükselmesi, umreye olan ilginin artmasında; ikincil hatta üçüncül sebeplerden biri olabilir ancak. Çünkü genellikle gelir seviyesi artan kişilerin; ev, araba, yatırım, tatil vb. alanlara yöneldiği bilinen bir gerçek. Manevi dinamiklerde bir yükselme olmaksızın, kimsenin: “Hadi! Madem paramız da var. Umreye gidelim bari...” dediği de duyulmuş iş değil. 

Gençlik Dindarlaşıyor

Gelelim önümüzdeki rakamsal verilerin nasıl okunması gerektiği konusuna... Cevap aslında çok basit: Gençlerimiz dindarlaşıyor. Umulandan daha kısa ve net bir açıklama olması yanıltmasın sizi sakın. Bu sonuca sadece umreye giden gençlerin sayısının artmasından yola çıkarak ulaşılmadı. Çeşitli kuruluşlar tarafından yapılan araştırmalar da bu sonucu doğrular nitelikte. Üstelik bu durum sadece Türkiye`ye özgü de değil.

Alman Bertelsmann AG firmasının 21 ülkeden 21 bin gencin katılımıyla yaptığı araştırmaya göre; 18-29 yaş arasındaki gençlerin yüzde 44’ü kendisini “dindar” olarak tanımlayarak dinin gereklerini yerine getirdiklerini ve düzenli olarak ibadet ettiklerini, aynı zamanda dinin günlük hayatlarını önemli ölçüde etkilediğini söylerken, gençlerin yalnızca yüzde 13’ü hayatlarında dinin bir rolü olmadığını belirtiyor. Bölgelere göre gençlerin dindarlığının ne oranda arttığını ya da azaldığını ölçümlemeyi amaçlayan araştırma sonuçlarına göre; aralarında Türkiye`nin de bulunduğu gelişmekte olan Müslüman ülkelerde yaşayan gençler daha dindar. Türkiye`de dindar olduğunu söyleyen gençlerin oranı bazı kriterlerde %90`ları buluyor. 

“Bilinçli” Dindarlaşma

Evet günlük ibadetlerini düzenli olarak yerine getirdiğini söyleyen gençlerin oranı kendilerinden belki de hiç beklenmeyecek şekilde yüksek çıkmasına rağmen, hac ve umreyi bir köşeye ayırmak gerekiyor. Çünkü hac ve umre ibadeti; aile ya da çevre baskısı, sosyal ortamlarda kabul görme, geleneksel ibadet alışkanlıkları vb. durumlarla açıklanamayacak denli güçlü bir kararlılık gerektiriyor. Hani: “İrfan beyin oğlunu duydun mu? İçkiyi bırakmış, namaza başlamış. Haftaya da umreye gidiyormuş...” tarzı cümleler duyarız ya. Toplumumuzda kesin dönüş (Almanya`dan değil günahkârlıktan :) yapmanın en keskin göstergelerinden birisidir hac ve umre. Buradan yola çıkarak; Türk gençliğinin oldukça keskin bir dönüşüm yaşamakta olduğunu ve toplumda zaman zaman yükselip zaman zaman azalan; milliyetçilik, liberallik, laikçilik gibi çeşitli akımlardan farklı olarak, oldukça güçlü, kararlı ve en önemlisi “bilinçli” bir şekilde dindarlaşma eğiliminde olduğunu söyleyebiliriz. Bu bağlamda şu kesin ve net: Türk gençliği manevi anlamda yeniden yapılanıyor. Üstelik başkalarının zorlamasıyla değil hatta aksi yöndeki tüm zorlama ve çabalara rağmen, sadece ve sadece kendi içinden gelen bir yönelişle kendi kendini yeniden inşa ediyor. 

Kim O Gelen?

Gençlerin son dönemde umreye olan yoğun ilgisi: Gerek Türkiye`de gerek İslam âleminde; Allah`ın halifesi olmanın verdiği sorumluluğun bilinciyle; hayatın gayesinin kalpleri ve eşyayı imar olduğuna inanan, Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevi`nin edeblerini hayatın her alanına yayma çabasında, birlik ve ümmet şuuruna varmış yepyeni bir neslin gelişinin habercisi.

Peki, bu gençlik gümbür gümbür mü geliyor? Hayır. Çığ gibi mi büyüyor? Hayır. Laylalar, Reinalar boşaldı da herkes umreye mi gidiyor? Hayır. Cevabı kısa, kesin ve net bir evet olan tek bir soru var: Geliyorlar mı? Evet!... 


Dünyanın Merkezine Yolculuk

Hande Berra

Jules Verne’nin o ünlü romanını her duyduğumda hep aynı yeri, Kâbe’yi düşünürüm; çünkü Kabe’ye her vardığımda kendimi dünyanın merkezinde hissederim. Orası yedi yaşında ilk karşılaştığım andan beri, kelebeğin ışığa çekilmesi gibi beni kendine çekti. Pervane gibi döndüm durdum etrafında. Ayrılamadım, dokunmadan duramadım, sarıldım, kokladım, altınoluğunun altında secdeye vardım. Civarında doğrulup göğe uzandım. Bulunamadığım zamanlarda hasretini yaşadım. Hz. Hacer ve pek çok peygamber burada gömülü diye... Bazen ürperdim; kuşlar bile geçmiyormuş üstünden, duyduğuma göre. Gerçi eceli gelen iner ölür, hasta olan mecburi inerse iyileşir, uçarmış. İnanıyorum sonuna kadar.

Bu sene kızım Berra ile gittik. Bir gün Kâbe’nin karşısında merdivenlerde sıkışıp kaldık. Orucuz, ezana yirmi dakika var. Çantamdan iki hurma zemzem almaya kalksam bir daha yer bulmama imkân yok. Berra altı yaşında. Bunaldı tabii, su istemeye başladı. Çocukla kolay değil diye düşünürken birden aklıma bir şey geldi: “Berracığım benden değil, Allah’tan iste, bak Kabe’ye bakıp dua edersen duaların kabul olur” dedim. Ellerini açacakken sordu: “Senin için ne isteyeyim?” Ah yavrum... Gülümsedim: “Tabiî ki Arap kahvesi ama bolca.” Gidenler bilir, Arap kahvesi olan varsa yanınızda, size azıcık koyup ikram eder. Aman yanlış anlaşılmasın cimrilikten değil, bunun âdeti böyle ama bizim gibi tiryakiyi keser mi o kadarı? Berra başladı dua etmeye. Birazdan bembeyaz entarili bir Arap genci kızıma zemzem bana dopdolu kahve bardağını uzatıverdi. Ezan kulağımda yankılanırken gözyaşlarımı tutamadım. Berra benim ağlamama şaşırmıştı: “Niye ağlıyorsun annem işte kahven geldi ya...”

Jules Verne boşuna dünyanın merkezini aramış. 


Artık Hacerü’l Esved’e Dokunmak İmkânsız

Mahmut Sami Kanbaş / Marmara Üniversitesi Mezunu

Gençlerin umreye çok yoğun bir ilgisi söz konusu. Özellikle son üç yılda sadece Türkiye`den değil, dünyadaki bütün Müslüman ülkelerden binlerce genç umre ya da hac için kutsal mekânlara akın ediyor. Açık olarak şunu söyleyebiliriz ki; umreye gelenlerin yaş ortalaması son yıllarda kesinlikle düşmüş durumda. Mesela bu yıl Ramazan’da umreye gidenlerin sayısında önceki yıllara göre dört kat artış olduğu söyleniyor. Daha önceki yıllarda umre sezonunun yeni başladığı dönemlerde Hacerü’l-Esved’e dokunmak mümkün iken son iki yılda bu neredeyse imkânsız... Umre’ye böyle rağbet olmasını şöyle açıklayabilirim: Globalleşen dünyada insanlar manevi bir arayış içerisindeler. Yoğun hayat temposundan kaçıp, ruhlarını dinlendirebilecekleri bir sığınak olarak görüyorlar bu kutsal mekânları. Tabiî aynı zamanda Müslümanların maddi imkânları da eskisinden çok daha iyi. Ayrıca ulaşım ve konaklamada ciddi iyileşmeler söz konusu. 


Umre Manevi Hayatımın Kalitesini Artırdı

Sami Aygül / Marmara Üniversitesi

Ben, hayata yeniden (günahsız olarak) sil baştan başlamak, yaşamımda radikal değişiklikler yapmak için umreye veya hacca gitmek istiyordum. Umreye gitmek nasip oldu. Oraya gittiğimde manevi hayatımın kalitesini gündelik yaşamıma nazaran artıracağımı umuyordum ama maalesef bu pek gerçekleşmedi. Öncelikle şehir umduğumdan çok farklıydı. Umreye giderken orada Peygamberimizin yaşadığı dönemden izler bulabileceğimi, asr-ı saadetin manevi atmosferini soluyabileceğimi umuyordum, öyle olmadı. Hal böyle olunca da insan hayal kırıklığına uğruyor. Ancak her şeye rağmen Mekke`de Kabe, Medine`de de Peygamberimizin mübarek kabri şerifleri insanı Asrı saadetin manevi atmosferine sokuyor. Özetle umre manevi yaşam kalitemi istediğim kadar olmasa da artırdı. Ayrıca İslam’ın medeniyet havzasının ne kadar zengin olduğunu gösterdi. 


Milyarlar İçinden Seçilmişsin

Mehmet Büyükmutu / On Dokuz Mayıs Üniversitesi

Gidilen yer Kâbe, Mekke-Medine olunca, “bulunan” yanında “umulanın” kaydı/değeri bile kalmıyor aslında. Dil bilmememin veya aynı milletten olmamanın bile bir problem teşkil etmediği o güzide yerlerde karşılaşılacak bir sıkıntının olduğunu söylemek zordur sanırım. Çünkü gayen için ordasın, milyarlar içinden seçilen bir avuç insandan birisin ve belki bir daha gitmenin mümkün olmayacağı bir yerdesin. Bir ziyaret ya da bir gezi değildir Umre. Oraya gidecek arkadaşlarıma söyleyebileceğim en önemli şey; hoşgörüyü ve sabrı elden bırakmamaları olacaktır. Geçmişte umre programlarını daha ziyade yaşlı kimselerin doldurduğu, günümüzde ise artık genç ve orta yaş grubu kimselerden oluşan organizasyonların yapıldığı hepimizce aşikâr. Artık, bir yarışmanın ödülü artık tatile götürmek değil; umre gibi hayırlı organizasyonlar olmaya başladı. O sebeple umreye giden gençlerin sayısının artmasını; hayatını “müstakim bir duruşla yaşamak” isteyenlerin hayatlarına yön verme gayreti olarak görmek mümkündür diyebilirim. 


Çok Güzel Dostluklar Kurdum

Faruk Dündar / Abant İzzet Baysal Üniversitesi

Umreye gitmek en büyük isteklerimden biriydi. 5 vakit yöneldiğim Kâbe’yi doğrudan görmeyi, Peygamber Efendimizin `Ravzamı ziyaret eden, beni ziyaret etmiş gibidir` sözüne mazhar olabilmeyi çok istiyordum. Mübarek topraklara gitmenin, bana en büyük katkısı bu yaşıma kadar yaşamadığım duyguları yaşamış olmam ve tüm müminlerin kardeş olduğuna bir kez daha şahit olmamdı. Çok güzel dostluklar kurdum orada. Mesela Bosnalı bir kardeşim oldu. Ağustos ayından bu yana haftada bir görüşüyoruz. Aynı şekilde Filistinli bir arkadaşım oldu. Türklerden de çok samimi ilişkiler kurduğum insanlar oldu. Orada herkes çok sıcak, çok samimi. 


10 Sene Önceye Göre Gençler Arttı

Mehmet Dakın / Almanya’da Üniversite Öğrencisi

Umre’ye gitmenin, o mübarek toprakları görmenin hayatıma ayrı bir heyecan katacağını ve hayata bakış açımı değiştireceğimi umuyordum ve hakikaten de oldu. Gönülden isteyince oluyormuş :) Başka bir âlem, değişik manevi atmosfer… Anlatılmayacak ve tarif edilmesi mümkün olmayan bir yolculuk. Bilhassa iftar sofraları harikulade, Mekke ve Medine’deki temizlik işçilerinin canla başla çalışması. Genç arkadaşların gitmeden önce kesinlikle oraları iyi bilmeleri, yani önceden internetten kitaptan vs. oralar hakkında bilgi edinmeleri gerekiyor. Mesela sahabe kabirlerinin nerede olduğunu vs. En önemlisi otelde, çarşıda ve pazarda mümkünse hiç vakit harcamasınlar, oradan gelecek en güzel hediye zemzem ve hurmadır ki bunların tedariki ise sadece bir kaç saat sürer. İlk umreme 13 yaşımda, yani bundan 10 yıl önce gitmiştim ve o zamanlar parmakla gösterilecek kadar azdı gençlerin sayısı ama şimdiye bakarsam bu sayı çok fark edilir bir şekilde artmış elhamdülillah. 


Oralar İnsana Çekidüzen Veriyor

Sami Gürel / Newport Üniversitesi

Mübarek toprakları görüp kendime biraz daha çeki düzen vererek manevi duygularımı güçlendirmek için Umre’ye gittim. Giderken çok heyecanlıydım, Kâbe’yi göreceğim diye içim içime sığmıyordu. O toprakları gördükten sonra insan kendine daha bir çekidüzen veriyor. İlk defa mübarek topraklara girince insan şok oluyor, farklı şeyler hissediyor. Benim arkadaşlara tavsiyem: Bu şoku üzerinizden çabuk atın ve ilk günleri de doya doya ibadetle geçirin. Mekke’de ve Medine’de gerçekten çok genç gördüm bizim yaşımızda ve bizden büyük. İlk defa Umre’ye gittiğim için önceki senelerle bir kıyaslama yapamıyorum ama sayının daha da artması gerekiyor. 


Kâbe’ye Bakarak Namaz Kılmak Ne Güzel

Yusuf Yüksek / Boğaziçi Üniversitesi

Peygamber efendimiz “Ramazan`da (yapacağın) umre, (kaçırdığın) bir haccın veya benimle (yapmış olacağın) bir haccın kazasıdır.” buyuruyor. Ben de hem bu hadis şerife nail olmak ve bu genç yaşımızda o mübarek yerleri görüp, ziyaret edip yüce Mevlâmıza niyazda bulunmak için ramazanın son 10 günü orda bulunmayı tercih ettim. Oralar öyle güzel ve maneviyatlı yerler ki insan bir gitti mi hiç dönmek istemiyor. Özellikle Medine’ye Efendimiz maneviyatı sanki nakşetmiş. Orada her mekân ayrı bir maneviyat, bereket ve güzellik. Hakeza Mekke de öyle. Bir Müslüman için herhalde dünyadaki en güzel şeylerden biri de Kâbe’ye bakarak namaz kılmaktır. Ayrıca kardeşlik bağlarının en sıkı olduğu mekanlar orası. Bu noktada en büyük zorluk bence dil problemi. Özellikle bizler Arapça bilmediğimizden dolayı diğer Müslümanlarla iletişim kurmakta zorluk çekiyoruz. 


Kâbe’nin Heybetinden Etkilendim

Yunus Kaya / Ticaretle uğraşıyor

Başta Allah rızası için ailemin ve etrafımdaki insanların o mübarek topraklardan duydukları manevi haz ve duygu beni çok etkilediğinden dolayı bende de oralara gitme arzusu uyandı. Gitme fırsatını bulduğum için çok mutluyum. İlk defa Allah’ın evine oradan da peygamberimizin mübarek kabristanını ziyarete gidecektim. Kâbe’nin o heybetli duruşundan çok etkilendim; orada Beytullah’ın merdivenlerinde oturup Kâbe’yi seyretmek bile bana büyük bir huzur verdi. Türkiye`ye döndükten sonra ibadetlerimi eksiksiz ve kendimi o mübarek topraklarda ibadet yapıyor gibi düşünerek yapmaya çalışıyorum. Ben ilk olarak bundan 4 sene önce gitmiştim. Bu sene gittiğimde ise daha çok genç arkadaşlar gördüm, bu bile insana pozitif etki sağlıyor. Bana göre git gide oraya giden genç arkadaşlarımızın sayısı artıyor. 


Sinan Özgenç'ın Yazısı.