Milli Eğitim Bakanlığı geçenlerde iki senedir üzerinde çalıştığı müfredat değişikliklerinin bir sonucu olarak lise son sınıf biyoloji kitaplarında yer alan “Hayatın Başlangıcı ve Evrim” ünitesini, “Canlılar ve Çevre” başlıklı bir ünite ile değiştirdi. Olay basına “evrim müfredattan çıkartıldı” başlığı ile yansırken MEB uzmanları yapılan değişikliğin gerekçesini “konunun tartışılabilir ve çocukların anlama kapasitesinin üstünde olması” şeklinde açıkladılar. Yıllardır tartışma konusu olan evrim aslında hep dinin alanını daraltmak ve azaltmak için kullanılan bir ideolojik silah olmuş. Hakikat kaygısı ile değil dini ve dindarın temiz imanını bulandırmak için kullanılmış ve zamanla bir tür kutsal ineğe dönüşmüş. Nereden geldiğimizi hiç ispatlayamayacak insanlar şimdi bizden bilimsellik diyerek kendi gayblarına iman etmemizi istiyorlar. Evrim tartışmaları ile önümüze gelen tuzağa düşmeyeceğiz. Biz nereden geldiğimizi biliyor ama esas önemli sorunun nereye gideceğimiz olduğunu düşünüyoruz. Peygamberlerin, hak dostlarının, salih ve sadıkların bildirdiği yaradılışın huzurlu iklimi dururken bilimsellik diye inanmaya zorlandığımız bilinmezliği pazarlayanlar; zihnimizle alay eden, kalbimize kasteden sefih ve sefillerdir.

“Nereden geldik?” sorusu insanoğlunun fıtratı gereği kafasını hep kurcaladı durdu. Bu sorunun cevabını bulma uğruna insanoğlu tarih boyunca düşündü, araştırdı ve yazdı. Peki gerçekten bu sorunun cevabını bilimsel olarak bulabildi mi? En son Aziz Sancar’ın bir konuşmasında sarf ettiği sözler neticesinde tekrar alevlenen evrim tartışması yine kamuoyunda gündem oldu. Kimya dalında Nobel ödülü almış olan Prof. Dr. Aziz Sancar evrimin Türkiye’de eğitim müfredatından çıkarılması üzerine yaptığı bir konuşmada şunları söyledi: “Türkiye’de evrimi ne zaman öğretelim kavgası beni çok kızdırdı. Türkiye’nin çok sorunu var. Bir krizden öbürüne geçiyoruz. Birini bitirdik hemen başladık, hadi evrim üzerine kavga edelim. Kardeşim bırak ya, günah. Ben Allah’a inanıyorum. Evrim de olmuş, olmamış farketmez. İnanan inanır, inanmayan inanmaz. Ama bunu kalkıp büyük bir devlet sorunu yapıp kavga ederek bütün enerjimizi boşa harcıyoruz.” Aziz Hoca’nın bu sözleri normal olarak evrimcileri ayağa kaldırdı. Sözlerinin Türkiye’ye bilerek yanlış yansıtıldığını düşünen Aziz Hoca “Bir gencimiz bilim ve inanç konusunda soru sordu. Ona şu yanıtı verdim: Ben Müslümanım ve Allah’a inanıyorum. Evrime inanmak gibi bir şey yoktur, evrim bir gerçektir ve inanç meselesi değildir.” diyerek olaya açıklık getirdi. Aziz Hoca ayrıca en eski evrimcilerin İslâmın Altın Çağı denen dönemde şimdiki Irak’taki Müslüman bilim adamları olduğunu da sözlerine ekledi.

Peki Aziz Hoca’nın deyişiyle bir “gerçek” olan evrim nedir? Bir insan Aziz Sancar gibi hem Allah’a hem evrime inanabilir mi? İşte bu dosyada bir ideoloji olarak değil, bilimsel bir konu olarak evrimi ele alacağız. Çünkü ideolojiye dönen evrim, özünden saptırılarak Allah’a inanmayan insanlar tarafından inançlı insanlara karşı kullanılan bir silah hâline geldi. Allah inancının karşısına alternatif olarak konan evrim ideolojisi hakkında konuşmayı bile lüzumsuz görüyoruz.

Evrimin Kısa Tarihi

Evrim Teorisi’nin fikir babası Charles Darwin olarak bilinse de türlerin birbirlerinden değişerek oluştuklarını detaylı bir şekilde ilk teoriye döken Lamarck’tır. Fransız bir doğa bilimci olan Lamarck önceleri türlerin sabitliğini savunmasına rağmen 1801 yılında evrimci fikirleri savunmaya başladı. 1809’da “Hayvanbilimsel Felsefe” adlı meşhur eserini yazdı. Lamarck, evrim sürecinin yavaş aşamalarla gerçekleştiğini ve birçok nesil geçtikten sonra yepyeni bir türün oluştuğunu söyledi. Evrim, ufak aşamaların uzun bir zaman boyutu içerisinde birbirine eklenmesiyle gerçekleşen dikey bir aşamaydı ve bu yüzden hissedilemiyordu. Lamarck, canlıları kompleksliğe götüren bir eğilim olduğunu ve bunun Yaratıcı tarafından canlılara bahşedildiğini söyledi.

İnsan en yüksek mükemmelliği temsil ettiği için canlılar insana yaklaştıkları ölçüde mükemmeldi. İnsan, evrimin en son ürünüydü ve maymunumsu canlılardan evrimleşmişti. Böylece Lamarck, Darwin’den önce maymunumsu canlılardan insanın evrimleştiğini açıkça söyledi. Lamarck, çevredeki değişikliklerin canlılarda yeni ihtiyaçlar doğurduğunu, bu ihtiyaçlar sonucunda canlıların hareketlerinin bedenlerinde değişiklikler oluşturduğunu ve bu değişikliklerin sonraki nesillere aktarıldığını söyledi. Kullanılan organlar sinirsel sıvıdan daha çok faydalanıp gelişiyor, buna karşılık kullanılmayan organlar köreliyordu. Bilinen en ünlü örneğe göre zürafaların boyunları yüksek dallardaki yaprakları yiyebilmek için uğraşmaları sonucunda uzamıştır ve bu özellik sonraki nesillere aktarılıp türün özelliği olmuştur. Bu yaklaşım, türlerin oluşumunu doğal seçilim temelinde açıklayan Darwin’inkinden farklıdır. Örneğin Darwinci tarzda uzun boyunlu zürafaları açıklamaya çalışan biri; önce zürafaların kısa boyunlu ataları olduğunu, bunlardan oluşan nesiller içinde bazı uzun boyunlu tipler oluştuğunu ve bu uzun boyunlu zürafaların daha iyi beslenebilmelerinden dolayı, yani daha avantajlı olmalarından dolayı doğal seçilim mekanizmasıyla seçildiklerini, kısa boyunlu olanların ise yok olduklarını söyler. Yani doğada güçlü olan hayatta kalıyor ve neslini sürdürebiliyordu. Lamarck’ın anlatımında çevresel değişiklikler öncedir, bunlar canlıdaki değişime sebep olur. Darwin’de ise tipler önce vardır, doğanın düzenleyici etkisi olan “doğal .............................................................................................


Muaz Erdem'ın Yazısı.