Afrika’nın paraya pula ihtiyacı yok. Onlar kanaat etmeyi, azla yetinmeyi hepimizden daha iyi biliyorlar. Tek muhtaç oldukları Müslüman kardeşlerinin sevgisi ve ilgisi. Tıpkı bir bebek gibi Afrika. En çok sevgiye ve ilgiye muhtaç. Sonra da eğitime ve öğretime. Bir bebek gibi Afrika, kötülerden sakınılması gereken, güzeller güzeli Afrika…

Afrika, kara sevdamız... Bereketli topraklarına, yemyeşil diyarlarına, tenleri kara gönülleri pırıl pırıl insanlarına, gülücüğün en çok yakıştığı çikolata çocuklarına hasret olduğumuz, sevdamız Afrika…

Beyaz adamın kendisini adeta tanrı ilan ederek büyülediği Afrika’nın insanları ne tarih okuyarak, ne de birilerinden dinleyerek anlaşılamaz. Afrika insanını anlamak için gözün göze, dizin dize, kalbin kalbe değmesi muhakkak şart. O zaman anlıyorsunuz nasıl bir büyüye, nasıl bir zulme maruz kaldıklarını. Bugünkü ABD, Çin ve Hindistan toprakları kadar toprağa sahip olduğu hâlde haritalarda bile küçümsenen ve olduğundan daha ufak çizilen Afrika, bir o kadar büyük bir bereketi yerin altında saklıyordu. Beyaz adam geldi, İncil’i bıraktı, altını çaldı. İncil’i bıraktı, gümüşü çaldı. İncil’i bıraktı, elması çaldı. Çaldı. Hep çaldı. Yerin altındaki bereketleri sömürmeye doymayınca yerin üstündeki masum fakat pırıl pırıl zihinleri, güçlü kuvvetli bedenleri çaldı. Karşılığında ise kan dökmekten, köle devşirmekten ve kalplere korku yerleştirmekten başka bir şey bırakmadı.

Harap ettikleri zihinler öyle ki DNA’larla nesilden nesile aktarıldığını zannedersiniz. Bir zulüm ki ancak gözlerine bakarak görebilirsiniz. İçeride bir yerlerde bütün heyecanını paylaşmak isteyen, dipdiri bir insan var, ama zihnine .....................................................................................


Muhammed Murat Tutar'ın Yazısı.