“Gül kokusu Muhammed’in teridir / Ah ettikçe karlı dağlar eritir / Hatice Fatıma Hakk’ın yaridir / Onun katarından ayırma bizi” (Kul Himmet)

Daha belki kim olduğunu, dilindeki duanın anlamını bilmeden, küçük kızların öğrendiği bir sözdür bu, Anadolu topraklarında: “Benim elim değil, Fatıma anamın eli”. Bir annenin elleri ne kadar kıymetlidir evladı için. Yürümeyi öğrenirken düşüp duran bir bebeği tutar o eller. Hastalanınca alnına dokunur, hastalığın seyrini okur o alından. Çocuğu bilmese de, gece duada elleriyle emanet eder onu Rabbine. Saçlarını tararken bahtını dokur sessizce. Ağrıyan yerine sıvazlar, mesh eder, şifa niyetine. İşte öyle bir elmiş Hz. Fatıma’nın elleri. Şimdi şifa enerjisi dedikleri bir tecelli ile doluymuş o dokunuşlar. Savaş sonrası açılan yaraya şifa olur, çabucak iyileşmesine vesile olurmuş. Elimiz, elinden hisse alsın diye dua ettiğimiz Hz. Fatıma’ya, ana demişiz bir de. Daha üstün bir derece var mıdır ki ona bu toprakların mayasında karıp da verebileceğimiz?

Hz. Fatıma… Anası gibi ehli derdin sohbetine mahrem bir hanım. Hz. Fatıma… Babasının göz bebeği bir evlat. “Hz. Fatıma’nın dünyadan gelmiş geçmiş bütün kadınlar arasında Hz. Meryem’den sonraki en iyi kadın olduğu” rivayeti de var ki, başka söze ne hacet… (Ahmed b. Hanbel)

“Fatıma ma’sum olupdur hem Hatice muhterem

Ma’den-i fahrü’n-nisadır menba-ı hayru’n-nisa”. (Nesimi Divanı)

Mevlid, doğma, doğuş, doğum zamanı anlamlarına gelen bir kelime (Kubbealtı). Arap ve Türk edebiyatında özellikle Peygamber Efendimizin (a.s.v.) dünyayı teşrifi için kullanılıyor. Ayrıca bu amaçla yazılmış eserlerin adı da olmuş Mevlid. Bu topraklardan en bilineni ve belki de Türkçe yazılanların ilki Süleyman Çelebi’nin Vesiletü’n-Necat adıyla bilinen eseri. Öyle çok sevmişiz ki bu mevlidi, her mutlu, önemli olayda okumuşuz. Mevlidhanlar yetişmiş, sesi güzel insanlar içinden. Rebiül evvel’in 12. Gecesi başta olmak üzere, doğumlarda okunmuş. Sünnetlerde okunmuş. Hacca gidilirken yahut dönüşte okunmuş. Mevlid, şükrümüzü, duamızı dile getiren, cömertliğimizi ete kemiğe bürüyüp, meclistekilere ulaştıran bir adet olmuş. Her duasına Cenab-ı Hakkın habibini vesile kılan insanımız, mevlidi de bu vesilenin güzel bir örneği olarak çok sevmiş. Mevlidi o kadar benimsemiş, sevmiş ki bu ..........................................................................


Rabia Gülcan Kardaş'ın Yazısı.