“Yazmayı öğrendiğim yıldan bu yana yazmayı; hislerimi, düşüncelerimi, dert edindiklerimi yazarak ifade etmeyi çok seviyorum. Ama problem şu ki, Genç Dergisi’nde yayınlanan iki yazı hariç, yazdıklarımı günlüklerin ötesine taşıyamadım. Zaman içerisinde yazma hususunda âdeta bir kısır döngüye girdim. Yazmayı seviyorum, yazıyorum; ama ya tembellikten, ya yetersizlikten yahut usulsüzlükten, bir türlü kabuğumu kıramıyorum. Bazen sabah ezanlarına kadar oturup hazırladığım taslakları tekrar başına geçip yayınlanabilir hale getirmeye muvaffak olamıyorum.”

Yaz içerisinde Yazı Atölyesi’ne gelen bir e-posta bu ifadeleri içeriyordu ve devamında, “Artık daha fazla zaman kaybetmeden yazma üzerinde ciddi bir şekilde çalışmayı hedefliyorum. Bu noktada birtakım hususları size danışmak istiyorum” diyerek bize bir dizi soru yöneltiyordu. Hepsi son derece önemli olan ve hepsi esasen yazı yolculuğu yaşayan her arkadaşımızı ilgilendiren sorulardı bunlar. Dolayısıyla, bu sayımızda Yazı Atölyesi’ni, yerimizin müsaade ettiği kadarıyla bu sorulara ayırdık. Yazılarınızla ilgili değerlendirmelerimiz ise Ekim sayısında devam edecek.


Metin Karabaşoğlu'ın Yazısı.