Bugüne kadar hangi sistem, bir muhârebe sonrası can vermekte olan susuz bir yaralının, kendisine getirilen suyu, diğer yaralı kardeşine gönderip son nefesinde bile başkasını düşünebilen diğergâm şahsiyetler yetiştirebilmiştir?

İslâm, hayatı beşikten mezara kadar en güzel bir sûrette tanzim eden, gönülleri fazîletle yoğurup zirveleştiren, davranışları güzel ahlâk ile kemâle erdiren yegâne hak dîndir.

Menfaatperest bir zihniyetin hâkim olduğu beşerî sistemlerde ise mânevî meziyetlere ve vicdânî fazîletlere aslâ yer yoktur. Fertler bu sistemlerde, sadece bir çarkın dişlisi olarak telâkkî edilmektedir.

Unutulmamalıdır ki; İslâm’a hakaret edip, onu aşağılamaya, kötülük kaynağı olarak göstermeye kalkışan bedbahtların İslâm’ın nurlu aynasında gördükleri, kendi çirkin yüzlerinden başkası değildir.

Maddenin putlaştırıldığı, mâneviyâtın dışlandığı, vicdansız, merhametsiz, kapitalist ve materyalist dünyada; zulüm ve haksızlıkların ayyûka çıkması, mazlum ve mağdurların feryat ve figanlarının güç sahibi ve muktedirler tarafından işitilmemesi, hattâ örtbas edilmesi, insanlığın İslâm’dan uzaklaşmak sûretiyle geldiği noktanın acı bir neticesidir.

İslâm’da gâye, insanın ihyâsıdır. Bu sebeple İslâm, her vesîleyle insanları, önce doğru bir inanç, sonra en güzel davranışlar ve bunlara bağlı olarak da merhamet, şefkat, fedakârlık, hizmet, hikmet, nezâket, adâlet, hakkâniyet, doğruluk, dürüstlük gibi yüksek hasletlerle yoğurur.

Şu husus tarihî bir gerçektir ki, âlemlere rahmet olarak gönderilmiş olan Peygamber Efendimiz r; cehâlet, zulüm, haksızlık ve anarşi bataklığında boğulmakta olan insanlığı, îmânın en kıymetli meyvesi olan merhamet ve şefkatiyle kucaklamıştır. Bu sayede, nice kin ve intikam çöllerini; muhabbet, dostluk ve kardeşliğin hüküm sürdüğü huzurlu bir gülistana dönüştürmüştür.

O’nun peygamber olarak gönderilişinden evvel insanlar; döven, söven, zulmeden, işkence yapan, hemcinsine dahî acımayan, velhâsıl insanlık şeref ve haysiyetinden habersiz yaşayan kimselerdi. Şâirin; “Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi.” şeklinde tasvir ettiği zulüm ve vahşet manzaraları sergilenmekteydi.

Ancak o câhiliye toplumu, Rahmet Peygamberi’nin irşad ve terbiyesiyle bu sefâletten kurtulup gerçek saâdeti tattı. O yarı vahşî insan tipi eriyip gitti, yerine gönlü şefkat ve merhametle dolu, diğergâm, derin düşünceli, gözü yaşlı, fazîletli bir insan tipi geldi.

İslâm’ın ulvî düsturlarını hayatlarına tatbik ................................................................................................................


Osman Nuri Topbaş'ın Yazısı.