Bizler şu an fert olmanın bilincine vardığımız, duygularımızla idrakimizin birbiriyle kıyasıya yarıştığı bir dönemdeyiz; gençlik döneminde. Klinik Psikolog Mehmet Dinç ile gençlik hallerini konuşacağımız uzun bir söyleşiye başlayacağız. Gönlümüzden geçenleri, aklımıza takılanları, cevapsız sorularımızı kendisine sormayı planlıyoruz, sizlerden gelecek sorularla da bu köşeyi zenginleştireceğiz.

Üç Vazgeçilmez: Disiplin, Değerler, Adanma

Gençlik yıllarımızda sağlıklı bir şekilde şahsiyetimizi oluşturabilmek ve içerisinde bulunduğumuz hayat devresini anlamlandırmak için nelere dikkat etmeliyiz?

Nelere sarılmalı, nelerden kaçınmalıyız? Gençlik yıllarında sağlıklı bir şahsiyet oluşturmak ve gençlik dönemini anlamlandırmak için çok önemli birkaç meseleyi hayatın vazgeçilmezi haline getirmek gerekir. Bunlardan birincisi disiplindir. Gençlik dendiğinde akla en son gelen belki de hiç gelmeyen kelimelerden biri olan disiplin esasında en çok gençlik döneminde lazımdır. İki sebepten dolayı gençlik döneminde lazımdır. Birincisi disiplin kazanılması gereken bir beceridir ve yaş ilerledikçe kazanmak zorlaşacaktır. Dolayısıyla gençlik döneminde insan bir disiplin kazanmazsa ilerleyen yıllarda kazanması hep daha zor olacaktır. İkincisi ise gençlik döneminde bir şeyler kazanmak isteyen insan ancak disiplinle kazanabilir. Disiplin olmadan kazanılan şey ya disiplinle kazanabileceğinden daha azdır ya da geçicidir, kalıcı olmaz. Bu sebeple bir gencin yatmasında kalkmasında, alışkanlıklarında davranışlarında, tepkilerinde cevaplarında bir disiplin olması lazımdır.

İkincisi değerler kazanmadır. Yani ahlakı kuşanmadır. Tabii ki çok kimse bilerek isteyerek ahlaksız davranışlarda bulunmaz ancak bilmeden istemeden fark etmeden çokça ahlak dışı davranan insan bulunuyor maalesef. Bu noktada kişi hangi ahlaki değerlere sahip olduğunu mutlaka bir düşünecek. Sahip olduklarını nasıl koruduğunu, korumak için neler yaptığını, ne zaman, nerede, nasıl koruyamadığını düşünecek. Sahip olmadıklarına nasıl sahip olabileceğini düşünecek. Sonrasında da bir inciyi bir mücevheri muhafaza eder gibi ahlakını muhafaza etmeye çalışacak. Çalmaya, çizmeye çalışanlara karşı uyanık olacak. Uzak durmaya, mesafe koymaya çalışacak. Canı istesin istemesin, sevsin sevmesin, hoşuna gitsin gitmesin bu konuda dikkatli olacak. Özellikle de kendi içinde bulunduğu durum, konum, çevre, imkan, imtihan anlamında en çok hangi meselelerde zorluk yaşıyorsa ahlaki anlamda o konularda daha bir dikkatli, daha bir uyanık, daha bir hassas olacak. Zaten insan yanlış bir şey yaptığında, yapmak üzere olduğunda kalbi hisseder, uyarır, söyler. Elverir ki kişi kalbine kulak vermiş olsun, elverir ki kişi kalbinin sesini zayıflatıp zevkinin sesini yükselterek doğruyu sessiz hale getirmesin.

Üçüncüsü bir şeye adanmaktır. Bir sanat, bir spor, bir meslek, bir faaliyet her ne varsa hayatında; kendi karakterine, yeteneklerine, ilgilerine uygun olan özellikle gençlik dönemlerinde her gün imkan buldukça onun üzerine eğilmek, lazımdır. Güzel olan en az bir işte usta, bir işte kalfa, bir işte çırak olabilecek kadar bilgi ve beceri ile donanarak gençlik dönemini geçirmektir. Bunun için ciddi anlamda emek vermek, zahmet çekmek, yorulmak gerekir. Bunun için boş vakit bilmemek, boşta kalmamak, boş işler yapmamak gerekir. Hem adanacağın işi ya da mesleği hem de ustayı aramak bunun en önemli adımlardan biridir. Bulduktan sonra da her ne olursa olsun vazgeçmemek ikinci adımdır.

İnsan Kabullerini Sorgulamalı

Hayatı biraz daha kuralsız, serbest yaşamak istiyorum. Kurallar bana ayak bağı oluyor sizce de kurallar ayak bağı değil mi?

Bazı bakış açıları düşünülmeden, ne olduğu tam anlaşılmadan direkt alınıp kabul ediliyor maalesef. Kuralsız ve serbest yaşamak da böyle kalıplardan bir tanesi. Öncelikle düşünmek gerekiyor kuralsız ve serbest yaşamak ne demek? Neye dair ve hangi kurallardan bağımsız olmak ister insan? Diğer insanların haklarının ihlal edilmesine mani olan bir kuralı kabul etmezse kazanır mı kaybeder mi .................................................................................................................................


Ahmet Ünal'ın Yazısı.