Dr. Necdet Subaşı Hocanın “Din Yorgunluğu” olarak kavramsallaştırdığı bir tanımımız var. Kavramın oluşturduğu düşünceden hareketle söylenebilecek birçok şey var, bu hususta biz de Doç. Dr. Ömer Miraç Yaman’ın “Din Yorgunu Gençler” ifadesinin önemine dikkat çekmek istedik. Din Yorgunu Gençler ifadesine kavram olarak katılan da var katılmayan da. Ancak kavramın derdine, Dr. Necdet Subaşı Hocanın ifadesi ve Doç. Dr. Ömer Miraç Yaman Hocanın söylediklerine herkesin bir şekilde katıldığı muhakkak. Belki ülkemizdeki mevcut siyasi konjonktür belki de biz, Müslümanlar, isteyerek veya istemeyerek bir şekilde yorulmaya başladık. Dini tebliğ boyutundan dinciliğe; insanları yargılamaya, küstürmeye, İslam’dan uzaklaştırmaya taşıdık. Konu uzun, mesele derin. Türkiye’de bu hususta söz söyleyen gazeteci, yazar, bizzat din öğretimi sorumlusu ve üniversite hocalarına “Gençlerde din yorgunluğu var mı?” diye sorduk, bakalım neler söylemişler.

Dinin Değil, Dindarlığın ve Dini Kurumların Yorgunluğu

Prof. Dr. Ergün Yıldırım / Sosyolog 

Bu kavram “yorgun toplum” kavramından üretilmiş. Üstelik çarpıtılarak üretildiğini görüyoruz. Çünkü toplumlar yorgun olunca içindeki ilişkiler de, kurumlar ve gelenekler de bundan etkilenirler. Batılı bir sosyoloğun ürettiği yorgun toplum perspektifi toplumların aşırı efor sarf etmeleri, aşırı tüketmeleri ve yine aşırı ilişkiler içinde yaşamalarıyla ortaya çıkan bir durum. Gösterişçi toplum gibi. Nasıl ki gösterişçi toplumda var olan bütün fenomenler gösterişten bir parça etkileniyorlarsa ve buna da gösterişçi din demek yanlış ise yorgun toplumda etkilenen dinsel eylemler ve dinsel figürlere de “yorgun din” demek benzer bir biçimde yanlıştır. Çünkü din yorulmaz. Din, yorulan ilişkiler ağı içindeki akıştan etkilenir. İnsanlar ve kurumların pratik tezahürleri bundan bu yorgunluktan pay alırlar. Bundan dolayı dinin yorgunluğu değil, dindarlığın veya dini kurumların yorgunluğundan bahsedebiliriz. Din ile ilişki kuranlar yorulabilirler.

Dinin yorgun toplum içindeki tezahürü yorulabilir. Belli dini toplulukların yorgunluklarını görerek bunu dine genelleyerek sonuca gitmek büyük bir indirgemedir. Bu kavram ile insanlar kendilerini değil dinlerini hesaba çekiyorlar. Oysa hesaba çekilmesi gereken insanların kendisi. Onların dinleriyle kurdukları ilişki biçimi. 


Yorgun Yüreklere Duyarsız Kalınmamalı

Ahmet Taşgetiren / Gazeteci-Yazar

Gençlerde “Din yorgunluğu” olduğu tespitini, bu yorgunluğun görülür nitelikte olup olmadığına, hangi boyutta bulunduğuna bakmaksızın önemsemek gerekiyor. Türkiye’de din, ülke gündemlerinin en görünür konusu durumunda. Siyasi alanda iktidarın bir boyutu haline gelmiş, güç ile bağlantılı bir mahiyet kazanmış, eğitimde, medya alanında, FETÖ tartışmaları ile cemaat planında, medyatik rol modeller boyutunda hep en sıcak gündem niteliği taşıyor. Bütün bu gündem oluşların din açısından pozitif nitelik taşıyıp taşımadığı sorusu, gençliğin din ile ilişkisinin niteliğini de etkileyen ana soruyu oluşturuyor. Ben tüm bu alanlarda ciddi sıkıntı bulunduğunu düşünüyorum. Nerede ise gençlerin, dinin saf haliyle buluşma imkanına kavuşamadığı söylenebilir. “Din yorgunluğu” gene de nazik bir tanımlama. Daha derin problemlerden söz edilebilir. Dine aidiyeti coşku ile yaşayan gençleri göz ardı etmeden, yorgun yüreklere duyarsız kalınmamalı.


Kimse Babam İman Etti Ben de İman Ediyorum Diyemez

Ahmet Mercan / Yazar-Şair

Büyüklerin aceleci tavrı, farkında olmadan, bilgiyi kargo kültürüne dönüştürerek bir an önce çocuğa aktarmayı yeğliyor. Oysa her insan aileden de farklı, bir mizaç sahibidir. Yaş durumuna uygun olarak bilginin ve vecibenin öneminden yola çıkarak çocuğu / genci keşfe çıkarmak, kendi emeğiyle kazanımlarını oluşturmasını sağlamak çok daha sağlıklı olacaktır. Yapılan hataların başında, çocuğu tam inanmış kabul edip ona sorumluluk yüklemek geliyor.

İman öznel bir kabul işidir. Kimse babam iman etti ben de iman ediyorum diyemez. Bu iman sahih de olmaz. Bunun öncesinde, kişinin mizacı doğrultusunda bir keşfe çıkması kaçınılmazdır. Ebeveynler bu yolculukta yardımcı roller üstlenebilirler. İmanın yerleşmesini sağlamadan ibadet baskısı yükü daha da ağırlaştırmaktadır. Halbuki İslam, göz aydınlığı ve kalp sevincidir. İslam yegane güven iklimidir. İnsanı öldükten sonra sonsuza taşıyan bir başka söylem mevcut değil. Çocuklarımız kendi keşifleriyle anlam dünyasında doğumlarını gerçekleştirdiklerinde İslam’ın yük değil yegane imkan ve kanat olduğunu anlayacaklardır.


Sünnete Uymak Yorgunluktan Korur

Prof. Dr. Mehmet Emin Ay / İlahiyatçı - İlahi Sanatçısı

Biz de -bizden daha fazla- genç nesil de bugün birer “iletişim yorgunu” kimseleriz. Zira haddinden fazla muhatap olduğumuz iletişim ürünleri bizi adeta biz olmaktan mahrum bırakarak kendine benzetmiş; bize kendi formatını atmış durumdadır. Keşke böyle olacağına bizi din yorsaydı… Dinin yorgunları olsaydık diyesi geliyor insanın. Ama öyle değiliz maalesef...

Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimizin “Her işin hayırlısı dengeli olandır” tavsiyesini ve kendisinden her zaman va’z u nasihat dinlemek isteyen ashabına “Sizi bıktırmaktan korkarım” şeklindeki endişesini zikretmek isterim. Resul-i Ekrem (s.a.v.) Efendimizin sünnet-i seniyyesine bugün her zamankinden daha fazla muhtacız. Çünkü O, fıtrat üzere yaratılan insanın ruh ve beden bütünlüğünü gözeten emirlerle; onun dünya ve ahiretini, saadet yurduna çevirecek tavsiyelerle gönderilmiştir, tüm insanlığa… Sünnet-i Seniyye’ye uymak kişiyi her türlü yorgunluktan da koruyacaktır.


Din Eğitimi Hatalardan Kurtarılmalıdır

Nazif Yılmaz / Milli Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürü

Öncelikle “İnne’d-dîne yüsrün / Muhakkak din kolaylıktır” hadis-i şerifi ile özündeki kolaylıkla vasfedilen bir dine atıfla kullanılan “din yorgunluğu” ifadesine katılmadığımı belirtmek isterim. Bugün, medya bağlamında dindarların veya din üzerine yazıp çizen ya da konuşanların “yorduğu” gençlerden bahsetmek daha doğru olur diye düşünüyorum. Bir başka açıdan bakınca da dinin temel ilke ve yöntemlerine uymayan yöntemlerle verilen ya da verilmek istenen din öğretiminden, eğitiminden “yorgun düşürülen” gençlerden bahsedebiliriz. Çok fazla olmadığını düşündüğüm bu durumu da “din yorgunluğu” olarak değil din eğitiminde yapılan hatalar kabilinden görmek gerekir.

Gençlerimizin bugünkü durumu kanaatimce daha farklı. Geçmişte birkaç kanaldan (okul, cami, özel hoca vs.) temel dini bilgilerini öğrenen gençlerimizin gönülleri duru, zihinleri saf ve berrak, dine ve dindarlara olan güvenleri çok iyi idi. Gelinen noktada ise gençlerimiz, bunun aksi bir durum ile karşı karşıyalar. Onlara sade, kolay ve anlaşılır bir dil ile din anlatılması ya da öğretilmesi yerine herkes kendi bagajındakileri, kendi zihin dünyasındaki kavramlarla yüklemenin çabası içerisinde.

Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın; müjdeleyin, nefret ettirmeyin” ilkesi unutulmuş, sosyal medya üzerinden gençlerimizin gündemine asırlar boyunca ulemanın ihtilaf ettiği hususlar gündeme getirilmekte, bu yoğun tartışmalar arasında onlar da bîtap düşmekte. Dine ve dini öğretenlere olan güvenleri sarsılmakta. Üzerinde çok konuşulması gereken bu konuda din yorgunluğundan değil “din dilinden” veya “din eğitiminden” kaynaklanan sorunlardan ve kendilerine İslam’ın saf ve duru mesajları ulaştırılamayan, içinde bulunduğumuz çağın buhranları içerisinde yorulan ve kendilerine bir ulaşılması gereken gençlerden bahsetmek lazım.


Salih Yüzgenç'ın Yazısı.