“Ey oğlum! Âlimlerin (ve âriflerin) meclislerinde bulun! Hikmet ehlinin sözlerine gönül ver! Çünkü Allah Teâlâ, yağdırdığı bol yağmurla ölü toprağı dirilttiği gibi, ölü kalbi de hikmet nûruyla diriltir.” (Lokman (as))

Bir imtihan mekânı olan bu cihâna gâyesiz gelmediğimiz gibi, burada aslâ başıboş bırakılmış da değiliz. Nitekim âyet-i kerîmede şöyle buyrulmuştur:

“Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?” (el-Mü’minûn, 115)

Dünya, nefsânî arzular peşinde koşularak tüketilecek bir menfaat sahası değil, âhiretin tarlası olarak var edilmiştir.

Kalpler, dünyevî gel-geç sevdaların hoyratça girip çıktığı bir kasa değil, Allah ve Rasûl’ünün muhabbetine mekân olması için yaratılmıştır.

İnsan, vakti geldiğinde dünya sahnesine çıkan ve saati dolduğunda mezara giren bir bedenden ibaret değil, onu yoktan var eden Cenâb-ı Hakk’ın üflediği yüce bir ruh taşıyan, mükerrem bir varlıktır.

Rûhun gıdası ise, hikmettir. İnsan bedeninin hayâtiyeti için nasıl ki maddî gıdalara ihtiyaç varsa, mânevî huzur ve tekâmül için de hikmetlerde derinleşerek gönlü feyz ve rûhâniyetle ihyâ etmek zarureti vardır. Bu da ancak Hak dostlarının yanında bulunmak ve onların gönül âlemlerinden in’ikâs alabilmekle gerçekleşir. Nitekim bu hakikati Lokman u oğluna yaptığı bir nasihatinde şöyle dile getirmiştir:

“Ey oğlum! Âlimlerin (ve âriflerin) meclislerinde bulun! Hikmet ehlinin sözlerine gönül ver! Çünkü Allah Teâlâ, yağdırdığı bol yağmurla ölü toprağı dirilttiği gibi, ölü kalbi de hikmet nûruyla diriltir.” (Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, I, 125)

Mevlânâ Hazretleri de bu gerçeğe şu ifadelerle dikkat çekmektedir:

“Gönlün yitirdiği hikmet kumaşı, gönül ehlinin katında ele geçer.”

Cenâb-ı Hakk’ın;

“Ey îman edenler! Allah’tan korkun ve sâdıklarla beraber olun.” (et-Tevbe, 119) buyurmasının hikmetlerinden biri de budur.

Şeyh Sâdî-i Şîrâzî, Kur’ân-ı Kerîm’deki Ashâb-ı Kehf kıssasını misal gösterdikten sonra şöyle der:

“Bir kelp, sâlihlere bekçilik ettiği için sâdıklaştı ve Kur’ânî bir ifade kazandı. Hazret-i Nuh u ve Hazret-i Lût u’ın hanımları ise fâsıklarla beraber oldukları için küfre düşüp Cehennem yolcusu oldular.”

İnsan, bütün dünyaya sahip olup maddî refahın zirvesine çıksa bile, hikmetten mahrûmiyetin rûhunda açtığı boşluğu hiçbir şeyle dolduramaz.

Bunun içindir ki Rabbimiz, insanoğluna “kitap” ve “hikmet”i öğretmek için kulları arasından seçtiği peygamberleri göndermiştir. Peygamberlerin fiilen ve zâhiren mevcut olmadığı zamanlarda da onların mânevî terbiye vazifesine ihlâslı âlimler, irşâd ehli ârifler, sâlih zâtlar ve Hak dostları istîdat ve iktidarları nisbetinde vekâlet etmişlerdir. Nitekim bir hadîs-i şerîfte: ..................................................................

 


Osman Nuri Topbaş'ın Yazısı.