12 Eylül 2017

Bugün bir vesileyle, büyük alışveriş merkezlerinden birindeki iki meşhur markanın içine öylesine girdim, ne gibi şeyler var diye baktım.

İlkinde, on dokuz yaşındaki genç bir erkek geldi yanıma. Buyrun dedi. “Bedava bir şey bakıyorum, var mı?” dedim. Biraz durakladı, “yok” dedi normal bir şekilde. Sonra elini tuttum ve “Bu firmanın denetim müdürü olsam ve senin bana bu soğukluğuna not versem, kaç verirdim sence?” diye sordum. Biraz gülümsedi, “Gerçek olabilir mi acaba?” diye baktı şöyle bir. “Bilmem ki” dedi ardından.

Daha fazla gerilmesin diye söze daldım, kendisine güzel şeyler anlattım. Uzun uzun konuştuk ayak üstü, kendimce bu güzel kardeşime iletişim konusunun ne kadar önemli olduğunu, ilişkileri yönetmenin ne çok getirisi olacağını anlattım. Gözleri parladı, hoşuna gitti, muhabbetle ve özenle daha da dinleme isteği gösterdi. “Sen sen ol ‘yok’ deme hiçbir zaman, madem bedava bir şey sordu biri, tebessüm var de, buyrun şu koltukta bedava oturabilirsiniz de” gibi cümlelerle başlayan uzun bir konuşma daha yaptım. Güzel bir gençti, söze kıymet verdi, ben de gönülden sohbet ettim.

Sonra, diğer firmaya geçtim, hemen hemen aynı yaşlarda erkek bir görevli yanıma geldi. Aynı şekilde, tatlı ve hoşça bir edâ ile “Bedava bir şey yok değil mi?” diye sordum. Genç çocuk bu sözümü garipsedi, zaten hafif kendi içine gömülmüş bir hâldeydi, iyice durgun bir hâl aldı. Samimiyetimi ve niyetimi anlasın diye, dostça elimi uzattım, ilk anda elini kaldıramadı. Onun o tutsak hâlini görünce içten içe biraz üzüldüm. Israrla elim havada kalınca, biraz endişe biraz korkuyla kaldırdı elini, merhabalaştık. Ona da tebessümle “Kolay gelsin, nasıl gidiyor?” gibi sözler söyledim, maksadım sohbetin kapısını aralamaktı, “biz her şeyden önce insanız, robot değiliz” mesajı vermekti. Lakin ilk sorum onda bir garip etki bırakmıştı, zaten yorgun ve mutsuz gibiydi, pek konuşmak istemedi, biraz suskun, biraz durgun, öylece bekledi. Fazla uzatmadım, baktım tedirginliği geçmiyor, güzelce ayrıldım yanından...

Kısa süre arayla, bu iki genç kardeşin hâllerine şahit olmak beni epey gerilere götürdü. Lise yıllarımda, Bakırköy’de bir mağazada, yaz tatillerinde çalıştığım günler geldi aklıma. Her an emre hazır beklemek, her müşteride teyakkuz hâline girmek, patronların gözünün sürekli üzerimde olduğunu bilmek... İş dünyasının mekanik işleyişi konusunda önemli tecrübelerdi o yaşlarda. Bir insandan daha çok duygusuz bir robot gibi yaşadığımı, firma ne isterse istesin, kendim kalmak için mücadele ettiğimi az çok hatırlayabiliyorum.

Neyse, söz çok uzadı, bu vesileyle bu tür işlerde çalışan, alınterleri kutsal olan, hafif çekingen, hafif ürkek, biraz mutsuz, biraz tutuk tüm genç kardeşlerime kendi adıma şu tavsiyelerde bulunmak isterim: ......................................................................................................


Süleyman Ragıp Yazıcılar'ın Yazısı.