Hocalarımız biraz sonra da başka bir grup ajanın Uluslararası Eğitim Sempozyumu tuzağına düşerler. Bu tehlikeyi de Mehmet Hoca’nın ferasetiyle atlatırlar...

Efendim eskiler ne güzel demişler:

Buna kim âlem-i imkân derler…

Olmaz olmaz, deme, olmaz olmaz…

Hâsıl-ı kelâm, bu âlemde pek acayip işler olduğundan mütevellit olmaz zannettiğimiz nice işler de pekala oluverir… Biz de bir hayâl kurduk… Olur ya…

Türkiye’nin milli eğitim reformları sayesinde Pisa sonuçlarına göre dünya birincisi olması, dünya çapında büyük bir şok dalgası yaratmıştır… Finlandiya’da gizli bir devlet binasında bir grup devlet erkanı toplantı hâlindedir.

— Oohhh My God!...

— Aman Tanrım…

— Bu yılın PİSA sonuçlarını gördünüz mü?

— …..?

— ……!

— Dünya sıralamasında bizi geçerek 1. olmuşlar…

— Bu nasıl olur?

— Lanet olası Türkler….

— God damned!!

— Ne yapıp etmeli, bu başarının sırrını çözmeliyiz…

— Peki ne yapalım?

— Türkiye’ye bir heyet gönderip araştırsak!?

— Olmaaaz… Olaamazzzz… Daha geçen sene 50. sırada olan ülkeye gidip de bu işi nasıl başardınız diye, onlardan akıl mı alacağız?!

— Haklısınız… Bu işi farklı yollardan halletmeliyiz…

— Ülkemizi ziyarete gelmiş birkaç Türk öğretmen vardır mutlaka… Bir şekilde kanına girin, para verin konuşturun… Yoldan çıkarın… Baştan çıkarın… Gerisini siz anlamışsınızdır artık….

Yapılan tahkikat neticesinde, ARGE çalışması için birkaç öğretmenimizin Finlandiya’da olduğu anlaşılır. Görevli ajanlara talimat verilerek bizim hocaları tuzaklarına düşürmeye çalışırlar…

Şehir meydanında gezi kafilesiyle şehir turu yapan öğretmenlerimizin yanına yaklaşan bir ajan onlara seslenir:

— Hello Türk! Welcome…

— Helal olsun arkadaş ya! Nasıl da anladılar hemen Türk olduğumuzu?! İki ajan ellerindeki bileti uzatıp buyur ederler:

— Book fair is here… Come oonn…

Mehmet ve Ahmet hoca şaşkınlıkla birbirlerine bakarlar:

— Book fair? What is book fair…

— Dur ben bi Google Translate’den bakayım… Haaa…! Kitap fuarı diyor lan bu…

— Hadi ordan….! Yurtdışına çıktık kırk yılın başı! Onda da kitap fuarına mı gideceğiz? De get Allah’ını seversen!

— Kitapsız çakallaaarr! Bize kitap diye İncil vereceksiniz hee mii?

— Hafazanallah…!

Bu tuzaktan sâlimen kurtulan hocalarımız, az ötede kendilerini bekleyen ikinci tuzağa doğru neşeyle yola koyulurlar… Farklı iki ajan elindeki biletleri gülümseyerek hocalara uzatır:

— Welcome Tüüürkss…

— Hii! Welcooome… Tecnology Fair is here…

— Bu sefer doğrudan anladım Ahmed Hocam! Teknoloji Fuarı dedi değil mi?

— Hahh haaaa…. Hocam bravoo! 20 yılda öğrenemediğin İngilizceyi, iki dakikada öğrendin helal olsun vallahi!

— Gidelim mi Tecnology Fair’e?

— Yok be ya! Alsak alsak ucuzundan bir telefon alırız, parayı burada tüketmeyelim bence…

— Hadi kardeş, sana kolay gelsin… Allah pazarınıza bereket versin…

— Fair, fai…

— Tecno….

Ajanların hevesleri kursaklarında kalmış, öylece şaşkın şaşkın bakarlar… Hocalarımız biraz sonra da başka bir grup ajanın Uluslararası Eğitim Sempozyumu tuzağına düşerler. Bu tehlikeyi de Mehmet Hoca’nın ferasetiyle atlatırlar:

— Eğitim Sempozyumu! Yook artıık! Oğlum biz memlekette milli eğitim seminerlerinden kaçmak için bin bir dereden su getiriyoruz. Gelip de burada sempozyuma mı katılacağız? Ajanların şefi yaşadıkları üst üste başarısızlıklarla iyice öfkelenir. Bu sefer ademoğlunu en büyük zaafıyla avlamak için, en savunmasız oldukları cihetten hocalarımıza taarruz ederler:

— Kıızzlaarr… Görev sizde… Tanrının cezası lanet herifleri paketleyin…

Telsizden şuh bir kahkaha ile cevap gelir…

— Oookeeeyy booss! Hah hah haaaa…

Az ilerde iki tane kadın bizim öğretmenlerin yolunu keser:

— Helllooo guys… My name is Jenna!

— Helllooo boooys… My name ise Henna!

Öğretmenler şaşkın ve utangaç birbirlerine bakarlar…

— Ne fuarına davet ediyorlar bu sefer?

— Sanki bu fuara davet değil gibi!

— Tööbee estağfurullaaahh!

— Üstad, bak yengen Karadenizlidir, adam yerine koyup da, kurşun bile sıkmaz! Merdaneyle kafamı kırar vallahi!…

— Allah’tan değil de yengeden mi korkuyorsun mübarek?!

— Allah belki affeder üstad! Lakin hatun asla affetmez! Tedirgin, korkak, utangaç, kızların yanından kaçarlar…

— Bacım, kusura bakma…

— Allah affetsin sizi, ne diyelim!

Hayatının en berbat gününü yaşayan Finlandiyalı ajanlar, bütün bu olan bitene bir anlam veremezler. İşte tam bu sırada insanoğlunun bir başka temel içgüdüsü onların imdadına yetişir. Zira bizim hocaların karnı fena halde acıkmıştır:

— Üstad benim karnım çok acıktı…

— Hiç sorma azizim! Ben de kurt gibi acıktım..

— Yahu bu gavur memleketinde ne yenebilir ki?

Hocaların peşindeki ajanlar bu duruma çok sevinirler. Asla hayır diyemeyecekleri bir teklifle hemen karşılarına çıkarlar:

— Come oonn Tuurks… Kebab is here…

— Allaaahuekbeerrr! Kebap mı dedi lan bu gavur?

— Kebab and doner and çig kofte, lahmaacuun, turkish foods ise here…

— Alllaaahhhh… Üstaaad lahmacun diyor ya buu…

— Dur bakalım bir fiyatını soralım. Yemek yiyelim derken kazık yemeyelim sonra…

— Kaç para kebab? How many lahmaacuunnn?

— Don’t many… Para yok!

— Siz misafir, misafir…. İkram edecek biz…

— Gördün mü mîrim? Günaha girmeyince rabbim bak ne de güzel ikram ediyor kullarına :) Hocalarımız böylelikle ajanların oltalarına balık gibi takılırlar. İkram zannettikleri ilaçlı yemek ve içeceklerle uyutularak gizli bir merkeze götürülürler… Kendilerine geldiklerinde kaçırıldıklarını anlamaları pek de uzun sürmez… Zira hemen sorguya çekilirler:

— Sorularımıza güzelce cevap verir, bildiklerinizi anlatırsanız… Canınızı yakmayız…

— Ne sorusu?

— Ne cevabı? Siz de kimsiniz…?

— Türklerin milli eğitimde yakaladıkları başarının sırrını anlatacaksınız bize…

— Ne başarısı diyorsun sen abicim?

— Bilmezden gelmeyin!

— Pisa sonuçlarına göre Türk eğitim sistemi dünyanın en kaliteli eğitimi seçildi…

— Abi biz vallahi bir şey bilmiyoruz… Bir hata olmasın!…

— Bırakın abi bizi, gidelim ülkemize! Memlekette sorup öğrenelim… Sonra size de anlatırız. Bu safiyane teklife mukabil ajanlar hunharca gülerler…

— Çok zeki olduğunuzu zannediyorsunuz öyle miii?

— Günah bizden gitti… Pis türkler…

— Biz sizi konuşturmasını biliriz…

Devamı gelecek...


Harun Kırkıl'ın Yazısı.