Kimi enerjiler şahsiyetimize gıda olurken, bazıları da yok edici virüsler eker maddî-manevî bünyemize. İşte mahâret, bu ilişkiler ikliminde “âh” almamaktır. Daha iyisi, yerden gökten “dua” alabilmek ve rahmete nâil olabilmektir.

Sayısız ilişkiler ağı içinde bir hayat sürer insan. Yerle, gökle ve görünen-görünmeyen daha nice varlıkla ve daha ötede her şeyi kuşatan Rabbiyle -farklı seviye ve frekansta- bir ilişki yaşar. Hemen her ilgi ve ilişkinin, bizden ötekine giden pozitif ya da negatif bir sinyali olduğu gibi, bunun karşılığında, ilişki çemberimizin tüm fertlerinden de bize doğru müspet ya da menfi bir enerji akımı söz konusudur. Kimi enerjiler şahsiyetimize gıda olurken, bazıları da yok edici virüsler eker maddî-manevî bünyemize. İşte mahâret, bu ilişkiler ikliminde “âh” almamaktır. Daha iyisi, yerden gökten “dua” alabilmek ve rahmete nâil olabilmektir.

Düşünceler, niyetler, iyi ya da kötü zanlar, muhabbetler, kin ve nefretler, şefkat ve merhamet yüklü duygular, etrafa bir frekans yaydığı gibi, özellikle amel ve davranışlar -nicelik ve niteliklerine göre- çok daha güçlü sinyaller verirler. İşte maddî ve manevî varlığımız, bütün bunların etkisi altında şekilden şekle girer, hâlden hâle evrilir, çevrilirler. Hangi sinyalin nasıl bir sonuç doğurduğunu çoğu zaman da bilemeyiz.

Mevlânâ bu ilâhî sistemi şöyle ifadelendirir:

“Kendine yapılmasını istediğin şeyi, başkalarına yap; ister eziyet gör, ister zarar. Kendine gel de elini, din ve adaletten, lütuf ve ihsândan başka bir şey için oynatma!

Dünyada diken tohumu eken kimseyi, sakın gül bahçesinde arama! O, eline gül alsa bile o gül, diken kesilir. Bir yâri varsa o yâr, mâr (yılan) kesilir.

Neye çalıştın da zararını, faydasını görmedin? Ne ektin de devşirme vakti onu biçmedin? Canından, teninden doğan amelin, çocuğun gibi gelir, senin eteğini tutar.

Sen bir mazlûmu ısırıp kan içinde bırakırsan, mukabilinde seni de şiddetli bir diş ağrısı tutarsa o vakit ne yapacaksın?

Bil ki amel, ona verilen karşılıkla aynı renkte olmaz. Sana bir yerden bir töhmet gelse, mutlaka (bil ki önceden) zulmettiğin birisi sıkıntıya düşmüş de sana beddua etmiştir. Sen «Ben bir şey yapmadım, kimse hakkında bir töhmette bulunmadım» dersen; bil ki başka çeşit bir günah etmişsindir. Tohum ekmişsin, nasıl olur da meyve vermez?

Gönlünü inciten her gam, (önceden) içtiğin bir (kötülük) şarabının tesiriyledir.”

Rivâyete göre Beşinci Abbâsî halifesi Hârun Reşid, sarayın bahçesindeki bir gül fidanını çok beğenir. Biçimi, eşsiz kokusu ve müstesnâ rengiyle dikkatini çeken bu gülü özel bakıma alması için bahçıvana emir verir.

Bahçıvan da sultandan aldığı bu emir dolayısıyla, gülün üzerine âdeta ................................................................


Adem Ergül 'ın Yazısı.