Ahmet Murat ile son kitabı üzerinden bir düşünme biçimi olarak yazmayı; gelenek, tasavvuf, tarikat ve cemaat kavramlarını; bu kavramların 15 Temmuz sürecinden sonra aldığı yarayı; din yorgunu gençler tartışmasını; kendi sesimizi kendi kulağımızın nasıl bulacağını ve daha pek çok meseleyi konuşmak üzere bir araya geldik. Bizim açımızdan dolu dolu bir sohbet oldu. Umarım siz de okurken aynı hisse kapılırsınız.

Ahmet Murat Kimdir?

Tam adı Ahmet Murat Özel. Şair. Haziran 1971 Karaman doğumlu. Lise öğrenimini tamamladıktan sonra iki yıl Mısır’da bulundu. El Ezher Üniversitesi’ni 2. sınıfta bıraktı, Marmara İlahiyat’tan mezun oldu. Bir süre Konya’da öğretmenlik yaptı. Bazı yayınevlerinde editörlük görevlerini üstlendi. Marmara FM’de, TRT, Ülke TV ve TVNET’te programlar yaptı ve sundu. Çeşitli dergilerde kendisine rastlamak mümkün. Şimdilerde İbn Haldun Üniversitesi’nde akademik çalışmaları devam ediyor. Nihayet Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmenliğini yürütüyor. Geçtiğimiz Aralık ayında 4. kez verilen Necip Fazıl Ödülleri’nin Şiir kategorisindeki sahibi oldu. Kaf ve Rengi, Kış Bilgisi ve Kalbin Kararı isimli şiir kitaplarına bir bakın deriz. “Belki de Üzülmeliyiz” deneme türündeki yazılarını topladığı son kitabı. İbrahim Tenekeci onun hakkında şöyle der: “Onun yanındayken size zarar gelmez. Güven verir, sır kâtibidir, kalem efendisidir, alnı açık bir bahardır, tatlı su kaynağıdır ve bunun gibi bir sürü güzel şeydir.” 

“Belki de Üzülmeliyiz” isimli deneme kitabınız yayımlandı. Hayırlı olmasını dileriz. Bahtı açık olsun. Kitabınız farklı konularda 43 denemeden oluşuyor. “Belki de Üzülmeliyiz” kitabın bölümlerinden biri. Neden bu başlığı kitabın ismi yapmayı tercih ettiniz?

Kitapta bu başlıkla yer alan yazıyı seviyorum. Sanırım okuyanlar da sevdiler. Bu sevgi etkilemiş olabilir. Bir de, soruşturma, kurcalama, tereddüt ve paylaşımcılık, yazılarımda gözettiğim şeyler. Sanırım bu başlık, bu niteliklerin tamamını içeriyor ya da en azından vadediyor.

Denemelerin her biri Gerçek Hayat’ta yazdıklarınız mı, yoksa farklı metinler de var mı?

İtibar’dan, Mostar’dan ve Yeni Şafak’tan yazılar da var. Ama ağırlıklı olarak Gerçek Hayat denemeleri.

Kitabınızı okurken çoğu kez karşımda benimle sohbet eden tatlı sözlü bir hoca varmış hissiyatına kapıldım. Vaaz etmeyen, sesli düşünen bir hoca ama bu. Siz de yazarken okurunuzu karşınıza alıp onunla sohbet ettiğinizi mi düşündünüz?

Çocukken bir ara vaiz olmak istiyordum. Çünkü anlaşılmaz derecede hızlı konuşuyordum ve beni dinleyen birilerini bulmak kolay olmuyordu. Bir cami dolusu insanın, mecburen dinlediği vaizler bu sebeple kahramanlarım olmuşlardı. Vaiz olamadım ama hocalık kaldı yadigar.

Benim deneme türü hakkında kafamda çok net bazı fikirler var. Denemenin, edebi denemenin nasıl olması gerektiği üzerine çok düşündüm ve kafamda bir stil belirdi. Bunu sürdürüyorum. Yazdıklarımda bilgi, bir bakış tarzı önerisi, belki tereddütler ve okurla alışveriş arayışları olsun istiyorum. Böyle yazınca, böyle yazılar doğuyor.

Ahir Zaman Yazıları

Kitabınız için “modern zamanlar risalesi” tabirine katılır mısınız? Çünkü kadim ile modern olan arasındaki farkı sessiz ama güçlü bir şekilde anlatıyorsunuz.

Kitaba ilk düşündüğüm isim “Ahir Zaman Yazıları” idi. Ahir zaman dertleri üzerine yazdığım yazılardı bunlar. Sanırım sizin dediğinizi teyit eden bir durum var ortada.

Açılış yazınızda düşünceye vurgu yapıyorsunuz ve verimli düşünme süreci için yazmayı öneriyorsunuz. Yazarak düşünmek kuşkusuz çok işlevsel ama yazmaya başlamak da derin düşünceye girmek kadar zor. Bu hususta genç arkadaşlarımıza ne önerirsiniz?

Hadi saçma bir cümle kurayım: Yazmanın yazmaktan başka yolu yok. Diyelim ki, yazmayı öğrenmek istiyorum. Ne yapmalıyım? Yazmalıyım. Bu kadar. Yani yazmakla ilgili sorunlarla hem tanışmak, hem bu sorunları bana özgü yollarla çözmek için yazmam gerekiyor. Yazdıkça anlam, üslup, sözcük, cümle, başlık ve açık-seçiklik ile ilgili bazı sorunlarla karşılaşırım; yazmakta inat ettikçe, bu sorunlar ..........................................................................................

Gelenek, tasavvuf, tarikat, cemaat gibi kavramların sizin zihninizdeki karşılığı nedir?

Bu modern ihtiyaç kısmını biraz açabilir misiniz?

15 Temmuz’un en acı sonucu belki de kavramlarımızın yara alması oldu. Cemaat, hizmet, himmet gibi kavramlar hatta tasavvuf, tarikat gibi gelenekle kuracağımız bağın en sahih yolları zihinlerde anlam kaybına uğradı. Bu kelimeleri kullanmaya, bir tarikat yoluna girmeye korkar olduk. İnsanlar dergi aboneliklerinde isimlerini değiştiriyorlar, çocuklarını dini grupların okullarından alıyorlar. Tuhaf bir kabuğuna çekilme iklimindeyiz. Seküler hayat bugünlerde daha makbul hale geldi. Bu yaşadığımız travmatik durumu bir süre sonra aşabilecek miyiz? 

Bazı kişilerin manevi boşluğunu doldurmak için girdiği bir cemaatte daha da sekülerleştiğini hissedip manevi ihtiyaçları gidermek için bir tasavvuf meşrebinin izini aradığını söylüyorsunuz. Bunun çok örneği var ama en gözle görüleni FETÖ içerisinde yaşandı. Neden oradaki insanlar bu boşluğu dolduramadılar?

Bugünlerde din yorgunu gençler şeklinde tanımlanan yeni bir tartışma var. Diğer taraftan deizm rüzgarının sert bir şekilde estiği ve imam-hatipler dahil pek çok liseli genci etkilediği konuşuluyor. Siz nasıl görüyorsunuz bu meseleyi?

Bazen her şeyi okumak, her sese kulak kesilmek isteyebiliyoruz. Maymun iştahıyla hareket edip bir türlü kendimizi bulamayabiliyoruz. Zihnimiz allak bullak, kalbimiz tatminsiz, enerjimiz düşük olabiliyor. Sizin ifade ettiğiniz “Kendi sesimizi kendi kulağımızın duyduğu” döneme geçme sürecini hızlandırmak için ne yapmak gerekiyor?

İbn Haldun Üniversitesi’nde akademisyenliğiniz devam ediyor, Nihayet Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmenisiniz, haftalık yazılarınız Gerçek Hayat’ta yayımlanıyor, TV programları yapıyorsunuz. Dahası şair yönünüz de yazıyorsunuz. Hepsine nasıl yetişiyorsunuz? Diğer taraftan bir şeylerin eksik kaldığını düşündüğünüz oluyor mu?

Okurken ve yazarken özel ortamlar, özel şartlar arar mısınız?

Yazarken arka fonda ne çalar?

Sizi çok etkileyen, tekrar tekrar okuduğunuz kitaplar oldu mu?

Bu aralar keyifle yaptığınız ve sizi çok huzurlu hissettiren neler var?

Kendinizi hangi alanda iyi, hangi alanda kötü hissedersiniz?

En çok sevdiğiniz ve hiç sevmediğiniz kelimeleri söyler misiniz?

Müzikle aranız nasıl, bir enstrüman çalar mısınız? 

Şiirde ilham kaynağınız nelerdir? 

Bu aralar sizden yeni bir şiir kitabı beklemeli miyiz?

Sizi çok etkileyen birkaç şair ve yazar ismi rica edebilir miyiz?

15 yıl sonra ne yapıyor olmayı arzu ederdiniz?


Yusuf Temizcan'ın Yazısı.