Çektiği Yusuf Üçlemesi (Bal-Süt-Yumurta) ile takdirleri toplayan Kaplanoğlu, “Buğday” filmi ile şu sıralar çok konuşuluyor. Senarist, yapımcı ve yönetmen Semih Kaplanoğlu ile yeni filmi “Buğday”ı ve ilham dünyasını konuştuk.

Açıkçası sanat filmlerine karşı mesafeliydim, sıkılacağımı düşündüm. Ama aksine izledikten sonra filminizi çok beğendim. Hatta filmden çıkınca şöyle bir yorum geldi; koca bir kitap okumuş gibi oldum. Bize biraz filmin ortaya çıkış ve senaryo yazım sürecinden bahsedebilir misiniz?

Küçük Yusuf’u ormanda bir gece vakti ağacın dibinde, o ağacın meyvesi gibi, bir tohumu gibi bırakmıştık. İşte o tohumdan evrildik buğdaya geldik. Nasıl geldik? Şöyle ki: İnsanoğluna verilen yaratılış özellikleri, bir insanın yetişmesi, hayata tutunması ve kendi arayışını Yusuf üçlemesinden beri tema olarak alıyorum. Bu süreçte insan tek yönlü bir varlık değil. Bir yandan çok güzel özellikler barındırıyor diğer yandan çok kırıcı, parçalayıcı, bozucu hale dönüşüyor. Bugün dünyanın haline bakınca çevreyi kirletiyoruz, savaşlar yapıyoruz, insanları katlediyoruz, acımasızca davranıyoruz. Merhamet ortadan kalkmış ve vicdanlar yaralanmış. İşte insanlık böyle bir hâl içerisinde. Bal filminden sonra çeşitli festivallere davet edildim böylece birçok ülkeyi görme fırsatı buldum. Dünyanın her yerinde bu dediğim olumsuzlukların emarelerini ve sonuçlarını gördüm.

İnsanın sadece haz almaya, nefsinin gereklerini yerine getirmeye yönelik hareketleri derken böylece dünyaya bakınca insanın güzelliği ve kulluğu gibi meselelerin azaldığını bunların insanın fıtratını yavaş yavaş bozduğunu fark ettim. İşte bu anlamda GDO değişiyor, hibrit tohumlar gibi birçok şey yapılıyor yani her şey at başı beraber yürüyor. İnsan bozuluyor, çevre bozuluyor hepsi bir arada yani. Dedim ki bunu aktaracak, bunu bize verecek nedir? Neden böyle? Çünkü biz bilimsel bilgi sayesinde her şeyi bildiğimizi, her şeyin sahibi olduğumuzu düşünüyoruz. Çok aşırı bir mülkiyetçilik, her şeyin sahibi gibi davranmamız. Sanki kainatı biz yaratmışız gibi, her şeyi yapabiliriz gibi bir düşünceye sahibiz. Bu bana Hz. Musa ile Hızır’ın (a.s.) kıssasını hatırlattı. Çünkü orada da Hz. Musa her şeyi bildiğini vehmediyor. Fakat bir gün bir vahiy geliyor: Senden daha bilgin bir zat var iki denizin oluştuğu yerde. Hz. Musa da kalkıyor ve onu aramaya başlıyor, buluyor. Ve birlikte bir yolculuğa çıkıyorlar. Bu kıssa çeşitli kültürlerde farklı yorumlanmış. Hz. Musa’nın bilgisinin ne kadar yetersiz olduğu, kendisinin peygamber de olsa bir şeylere sabredemediği ve mutmain olamadığını, yaşadığı şeyleri fark edemediğini, yorumlayamadığını gösteriyor bizlere. Yani insanlığın şu an ki hali gibi. Anladım ki insanlık olarak bizim eksik kalan ve tamamlamak için çaba göstermediğimiz bir manevi bilgi, maneviyat eksikliğimiz var. Biz her şeye bilimsel olarak bakıyor ve yararcı yaklaşıyoruz. Bunun yararı kadar zararı da var. Demek ki ortada bir dengesizlik var. Dengesizliğin sebebi de aslında bu bilginin kadim bilgiden eksik kalışıdır. Bu eksiklik nasıl bir şey ve bizim hayatımızda yol açtığı problemler nelerdir soruları sonucu filmin ortaya çıkış fikri oluştu.

Filmde aslında bir distopya anlatılıyor. Bu anlatılan distopya bugün yaşanan ve gelecekte olması muhtemel sorunlar mı yoksa geleceğe dair sizin şahsi endişeleriniz mi?

Bugünün dünyasına baktığımızda çeşitli insanlar distopya diyorlar, bilimkurgu diyorlar. Evet bir distopya var ama bu gelecekte olmuyor. Biz şu an distopya yaşıyoruz zaten. Birinin distopyası gibi bu. Dünyayı yönetenlerin distopyasının içine düşmüşüz. Görüyoruz, her gün televizyonu açtığımızda olumsuz şeyler ile karşılaşıyoruz. Her yerde bir sorun var. Çölleşme, savaş, mülteciler, kanser hastaları, yayılan hastalıklar, açlıklar, işgaller var her yerde. Sömürgeci güçler ülkelerin üzerine çöküyorlar, ortalığı bir birine katıyorlar. İşte böyle bir dünyada yaşıyoruz. Ve o kadar çok kendi meşguliyetimiz var ki. Elimizde telefonumuza ve birkaç tane .............................................

Sizin için buğday neyi imgeliyor, neden Buğday? Mesela dikkatimi çeken “Buğday, aşk çizgisidir” şeklinde bir replik vardı.

Filmin yapımı 7 yıl sürdü. Bu, Türkiye şartlarında çok uzun bir zaman. Bu süreçte neler oldu? Neden bu kadar uzun sürdü çekimler?

Genelde alışılmış yönetmen tiplemesi sinirli, sağa sola bağırıp çağıran şeklindedir. Kamera arkasında nasıl bir Semih Kaplanoğlu var?

Filmde kullandığınız imgelerin seyirci tarafından algılanmayıp araya kaynamasından korkar mısınız?

Türk sinema sektörü sürekli eleştirilere maruz kalıyor ve beğenilmiyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Eminim mesaj dolu filmlerin yönetmeni genç yönetmenlere bir mesaj verecektir. Neler söylemek istersiniz genç yönetmenlere?

Semih Kaplanoğlu’nun en büyük hayali nedir? Hep çekmek istediği, hayallerini süsleyen bir film var mı?

En sevdiğiniz filmler? 

Başucu kitabınız? 

Sizin için huzur nerededir? 

En sevdiğiniz kelime?

Sesinizi tüm dünya duyacak olsa ne söylerdiniz? 

FİLMDEN KESİTLERE DAİR

Ayakkabı çıkartma sahneleri dikkatimi çekti. Neden?

İnsan Parçacığı diye bir replik var. Burada Tanrı Parçacığına bir atıf mı var yoksa bambaşka bir anlam mı?


Ömer Faruk Özbil'ın Yazısı.