“Annesini ilk kez gören çocuğun tepkisi” başlıklı videolardan gördüğünüz, izlediğiniz olmuştur. Geçenlerde denk geldi, daha önce kuşanmadığım bir dikkatle bunlardan birini izledim.

İki, çok çok üç yaşında bir kız çocuğu... Hastanede, bir odada, annesinin kucağında... Belli ki ya kör doğmuş ya da başına çok ciddi bir hâl gelmiş, kapanmış gözleri günahsızın. Gözleri göz pedi ile bantlı, yani kapalı.

Kendisini ameliyat eden, tedavi sürecini yöneten doktor hanım, anne ile beraber şirin ve şefkat içerikli ifadelerle yavrucağı birazdan ortaya çıkacak büyük sürprize hazırlamaya çalışıyorlar.

Çocuk tedirgin. Sıkılıyor biraz. Anne heyecanlı. Gözleri sevinç gözyaşları dökmeye hazır ama yine de temkinli.

Doktor, nazik hamlelerle, göz pedinin bandını usul usul açıyor. Yavaş yavaş... Çocuk huzursuzlanıyor. Mini minnacık daha... Elleriyle gözlerine ulaşmak istiyor, annesi tutuyor kollarını, onu incitmeden, narince...

Büyük an yaklaşıyor... Doktor büyük bir dikkat ve incelikle işini tamamlıyor ve bantları çıkarıp pansuman pedlerini alıyor. Şimdi, kapalı vaziyette görünüyor gözleri çocuğun. Kapalı, hâlen kapalı. Korkuyor, ürküyor, açamıyor gözlerini çocuk. Annesinin, gözyaşının akıp gelerek ıslattığı dudaklarını ısıra ısıra “haydi bebeğim, haydi yavrum” demelerinin ardından, usul usul, göz kapaklarını yukarı doğru kaldırıyor yavrucak... Usul usul... Yavaşça.

O sızlanması, o ağlamaya yeltenmesi, o huzursuzluğu sona eriveriyor birden. Karşıya, sağa, sola bakınıyor hafiften. Fark ettikçe eşyayı, ortamı, daha bir dikkat kesiliyor her şeye.

Artık yavrusunun “görüyor” olduğunu fark eden annenin sevinç gözyaşları ve mutluluk ifadelerinden bir sevgi yumağına dönmüş çehresine yönelmek isteyen çocuk, o vakte kadar sâdece sesini duyup dokunuşlarına muhatap olduğu annesine, sıfır kilometre gözlerini yöneltiyor...

Buradan sonrasını izlemek, daha zor. Sarılmalar, öpmeler, koklamalar, hıçkırıklara bezenmiş gözyaşları ve hudutsuz bir bahtiyarlık...

Bu videoyu, öyle, sıradan, gündelik karşımıza çıkıp duran ...........................................................................................


Halit Yasir Özoğul'ın Yazısı.