​Türkçe’ye Batı dillerinden geçmiş olan spor kelimesi, kişinin beden ve ruh sağlığını geliştiren, bireysel veya toplu olarak yapılan, düzenli ve kurallı beden hareketlerini ifade eder. Bugünkü anlamı daha çok oyalanma, eğlenme, yürüme ve yarışma demektir. Batı kültürünün spor kelimesinde henüz ulaşamadığı anlamlara, İslâmî kültürde ulaşılmıştır. Arapça’da spor karşılığında kullanılan riyâzenin (riyâzet) kökünde “nefsi terbiye etmek” anlamı da mevcuttur. Yiyip içmeyi azaltarak, ihtiraslarla ve şehevî duygularla mücadele etmek; vücudun canlı, güçlü ve sağlıklı olması için düzenli hareketler yapmak gibi anlamlara gelen riyâzet kelimesi, spora göre daha geniş kapsamlıdır. Hz. Peygamber’in sporla ilgili teşvik ve tavsiyeleri hadis kaynaklarında yer alır. Atıcılık, binicilik, yüzme, koşuculuk ve güreş gibi sporlar teşvik edilir. Öte yandan Hz. Peygamber, asıl güçlünün güreşte başkalarının sırtını yere getiren değil, kızdığında öfkesini yenebilen kimse olduğunu belirtir (Buhârî, “Edeb”, 76).

​İslâm düşüncesinin idealize ettiği hayatta beden, ruh ve zihin gelişimi, birbirini tamamlayacak, destekleyecek şekilde sürdürülür. Riyazet ya da sporda insanın sadece ruhen, aklen ve bedenen ıslahı amaçlanmamış; her üç ünite de bir arada düşünülerek, herhangi bir tercih söz konusu edilmemiştir. Yani bedeni geliştirirken aklı ya da ruhu ihmal etmek insan tabiatına aykırıdır. Bu nedenle kadîm geleneğimizde “terbiye-i bedeniyye”, “terbiye-i akliyye”, “terbiye-i ruhiyye” ile aynı ölçekte bir gelişim planlanmıştır. İnsan, ten kafesinin kendisine çizdiği sınırları zorlayacak ölçüde güçlü ve üstün bir ruhî potansiyele sahip kılınmıştır. Diğer canlılardan farklı olarak organizmasını yetersiz ve dar bulmakta, üstün duyguları ve zihnî güçleri sayesinde mütemadiyen kendini tamamlamaya ve ufkunu genişletmeye çalışmaktadır.

​Fiziksel çaba istek gerektirir, böylece irade gelişir. Fiziksel etkinliği irade terbiyesinde başlı başına bir temel eğitim görerek spora başlamak bedeni aşmaktır. Günümüzde spor etkinlikleri ile ulaşılmak istenilen, tek boyutlu bir gelişme gerçekleştirip kasları güçlendirmek, bedeni diri ve canlı tutmaktır. Oysa spor faaliyeti içerisinde beden-zihin-ruh üçlüsünü sürekli bir arada düşünmemiz gerekir. Bedenin beslenmesi yanında aklın ve ruhun beslenmesi ihmal edilirse bizi hayvanlaştırmaya götürecek bir gelişimin kapısı aralanmış olur. Bu yüzden güçlü ve sağlıklı olmak, sadece abartılı fiziksel etkinliklerle bir tutulmamalıdır.

​Günümüzde spor felsefesinin temellerinden birinin de beslenme olduğu görülür. Genel anlamda hayatın olduğu gibi beden ve ruh gelişiminin temelini de beslenme oluşturur. Beslenme sadece bedensel faaliyetleri sağlıklı sürdürebilmek için kullanılan araçlardan biri değil, aynı zamanda bedensel, ruhsal ve zihinsel inşa aracıdır. Helal, yani dinî çerçevede emredilen doğru ve uygun beslenme olmadan gelişme mümkün değildir. Beslenmekten amaç yalnızca biyolojik varlığı sürdürmek değil, bu varlığı ruh ve aklî melekelerle en uygun biçimde sürdürmektir. Çok fazla yemek yiyen günümüz nesli için spor yapmak daha da elzem hale geldi. Çok fazla beslenir ve hareketsiz kalırsak bağırsak sıvısı diye adlandırılan kilüste yükselmeye devam ediyor. Bu durum özellikle akşam yenilen aşırı yemekten sonra hemen yatıp sabah kalktığımızda ortaya çıkıyor. Yakılacak maddelerin kandaki miktarı nedeniyle kan daha katı hale geliyor ve doğal olarak mide tembelleşiyor. Kanda bulunan oksijen miktarındaki azalmaya bağlı olarak yorgunluk hissi artıyor ve çalışma isteğimiz de azalıyor. ​

Müslüman insan sporu, bedenini zinde tutmak kadar, zihinsel ve ruhsal derinlik kazanmada bir araç olarak kullanmalıdır. Spor yapan insanın bedenini farkettiği, tanıdığı varsayılıp, spor salonlarındaki aynalarla geliştirilen kasların seyredilmesi sağlanmaktadır. Halbuki insanda en zorlu tanıma işi nefsi tanıma işidir ve potansiyel olarak yönetimi en zor ünite de bu alandır. Şayet riyazet ve marifetle dizginlenmeyerek, muhtelif makamları fark edilmeyecek olursa nefs; bedensel ve zihinsel egzersizlerden aldığı güçle daha da inatlaşıp gizlenerek bir hayal dünyası oluşturup oradan çıkmak istemeyebilir. Zira bilgi ve kudret, aşk ve riyazetle desteklenmezse, içinde bulunduğu bedenle birlikte zehirli bir güç haline gelir.


Ali Can'ın Yazısı.