üyamda Hz. Hamza’yı gördüm” dediğinde tebrik etmek için iyi ki gecikmişim. Çünkü hemen ardından yakınır gibi ettiği şu sözlere sonra nasıl tepki verebilirdim, bilmiyorum: “Hz. Hamza idi ama Anthony Quinn’in canlandırdığı Hz. Hamza…” Hemen bir komedyenin esprisini hatırlattım ona: “Aman öbür tarafta elin gâvuruna şefaat ey şehitlerin efendisi diye yapışmayasın sonra?”

Televizyon çocuklarının dramı bu işte. Kendilerine ait bir tasavvur dünyaları yok. Zihinleri hep ithal görüntülerle örülmüş bir kurgu çöplüğünü andırıyor. Buranın efendisi söz, beyit, kelime ya da cümleler değil; hayal ve görüntüler. Okuyarak düşünmeyi bilmiyorlar, çünkü izleyerek düşünüyorlar. Zihinleri bir film şeridi gibi çalışıyor. İçerisinde hayaller, görüntüler ve imgelerin cirit attığı bu dünyada sözler sözleri değil görüntüleri çağrıştırıyor. Dışarıda üretilmiş, ithal bir imaj dünyasının ürünleri ile beslendiği için kendilerine ait tasavvurları yok onların. Klişeler ve popüler imgelerle desteklenmeye ihtiyaç duyan yapay bir hayal dünyaları var.

Kötü bir şey mi bu? Elbette kötü çünkü biz tasavvur dünyalarını sözle, okumakla, dinlemekle şekillendirmiş bir medeniyetin çocuklarıyız. Bizim tasavvur dünyamızda kelimeler kelimeleri çağrıştırır, sözler sözlere raptolunur. Duyduğumuz her kelime bir başkasını hatırlatır, her sözün bir akrabası vardır, her harf bir başkası ile yan yanadır. Biz kitap okudukça zenginleşiriz, çünkü tasavvur dünyamız, oraya yağmur gibi yağan kelimelerle zenginleşir. Bizim için herhangi bir söz ne kadar farklı ve çeşitli sözü yanına çekebiliyor ve onlarla bir bağ kurabiliyorsa o derecede kıymetli ve makbuldür. Bu anlamda aşina söz rabıtalı sözdür. Rabıtalı söz, zihin dünyamıza iliştiğinde tanıdıkları hatta akrabaları çıkıveren sözdür; bir anda etrafı kendi gibilerle kalabalıklaşıverir. Okumak çünkü sadece almak ve edinmek değil, okuduğunu yeniden üretmek demektir. Okumak, sözler arasında yeni irtibatlar kurarak sözleri çoğaltmak, zenginleştirmek, dolayısıyla zihnimizi ve hayatımızı çoğaltmak ve zenginleştirmek anlamına gelir.

Biz okumakla zenginleşeceğimizi biliriz, izlemek sermayeden yemek, fakirleşmek demektir.

• • •

Geçtiğimiz ay Akşehir, Doğanhisar, Konya, Karaman, Simav, Kütahya ve Eskişehir’de dostlar ve derttaşlarla buluştuk. Gençlerin derdini ve derdin gençlerini konuştuk, halleştik, dertleştik. Herkesin aynı dertlerden muzdarip olduğunu görmek doğrusu bizi bir yönden sevindirdi, bir yönden endişelendirdi. Sevindik çünkü herkes aynı kaygılarla hayata bakıyor diye düşündük. Endişelendik çünkü sinsi düşman her tarafa aynı hız ve etkide ulaşabilme gücüne sahipmiş dedik. Taşra merkez ayrımı kalmadı artık, zaman hızla akıyor, popüler kültür her geçen gün daha fazla abanıyor üzerimize. Dertlilerin daha çok çalışması lazım. Daha çok üretmek, daha çok irtibat halinde olmak ve daha çok görüşmemiz gerekiyor. Dertlisi olduğumuz sözümüzü canlı, heyecanlı ve dinamik tutabilmenin başka yolu yok.

• • •

Konya’da güzel şeyler oluyor. Dertleri dağları aşmış GENÇ kızlar geçen ay ilk büyük toplantılarını yaptılar. Dertli olmanın ne demek olduğunu konuştular, üzerlerine düşeni ve ne yapabileceklerini istişare ettiler. Ümit ediyorum ki Konya’daki GENÇ Gönüllüler başkalarına da örnek olacak bir harekete imza atacaklar. Selçuk Üniversiteliler de boş durmuyor bu arada. Yakında oradan da güzel haberler duyabiliriz.

• • •

Abone kampanyamız son hızıyla devam ediyor. Hediye ajandalarımız biraz gecikmeli de olsa yerlerine ulaşmaya başladı. Bir amel defteri hassasiyetiyle dolduracağınız bu ajandalara ümit ediyoruz ki her yerde yüzünüzü ağartacak notlar düşersiniz. Bu tür notlar düşebilmenin yolunu ise her zaman söylüyoruz:

Yazıldığında yüz ağartacak bir hayat yaşamak. Yanlışsız bir yazı yazar gibi yaşamak ya da...

Hicri ve miladi yeni yılınızı tebrik ediyor, gelecek sayıda buluşmak ümidiyle sizi Allah’a emanet ediyoruz.


Mehmet Lütfi Arslan'ın Yazısı.