Süleyman Ragıp Yazıcılar - Ayşe Yazıcılar

Son zamanların en popüler kavramlarından biri “sosyal sorumluluk”. Bu bağlamda yüzlerce proje üretiliyor, büyük buluşmalar gerçekleştiriliyor, alttan alta güzel gelişmeler dal budak salıyor. Kanaatimizce, çeşitli dernekler, vakıflar, kurumlar veya bireyler tarafından gerçekleştirilen sosyal sorumluluk projeleri bu yüzyılın iyilik hareketlerinin başını çekiyor. Birbirinden güzel sosyal sorumluluk projeleri vesilesiyle “yardımlaşma, empati, duyarlılık” gibi o hiç tükenmek bilmeyen erdemli faaliyetlere davet ediliyoruz.

SOSYAL SORUMLULUK: DERTLİ OLMAK

Sosyal sorumluluk kapsamı o kadar geniş ki, içine neredeyse sığdıramayacağımız bir şey yok gibi. Lokantalarda çöpe giden yemekleri düşünmekten tutun, Türkiye’nin bilmem neresindeki bir okul için kütüphane oluşturmaya kadar uzanan geniş bir yelpaze, sosyal sorumluluk alanının doğrudan muhatabı. Resmi tarifleri bir yana bırakarak söyleyecek olursak, bugüne kadar çok sık bir şekilde dillendirdiğimiz, dertli olmanın, anlamlı bir derdin peşine düşmenin diğer bir adıdır “sosyal sorumluluk”.

DERTLİ İNSAN SOSYAL SORUMLULUK PROJESİNE KATILMALI

İçinizde bir şeylerin derdine düşeceksiniz ve bu dert sizi bir sosyal sorumluluk projesinin kapısına getirecek, getirmeli. Bunu neden mi söylüyoruz? Çünkü bu alan öyle bir alan ki, içine gireni hem değiştiren hem de dönüştüren bir güce sahip. Neredeyse başından sonuna kadar bir hayır kapısı, bir iyilik zinciri. Siz sorumluluk adına bir adım attığınızda, aslında kendiniz için atılabilecek en güzel adımlardan birini atmış oluyorsunuz. Başkaları için yola koyulan aslında kendi gelişim ve dönüşümü için yola koyulmuş oluyor çünkü.

SORUMLU OL, SORUNLARINDAN KURTUL!

Hani bazı araştırmalar vardır ya, sonuçları öngördüğünüzün ötesinde çıkar. “Sosyal sorumluluk projeleri gençlere neler katıyor?” sorusundan yola çıkarak yaptığımız araştırmada şüphesiz başta bir takım öngörülerimiz vardı. Ama araştırmanın sonunda umduğumuzun ötesinde bir takım sonuçlarla karşılaştık. Gördük ki sosyal sorumluk projeleri gençlere görünmeyen bir gelişim ve eğitim süreci sunuyor. Dışarıdan bakıldığından başkaları için bir şeyler yapmış gibi görünüyorsunuz ama işin özünde çok boyutlu bir fayda halkası söz konusu. Siz önce kendinizden bir şeyler veriyorsunuz, sonra bir bakıyorsunuz karşılığında siz daha çok şey kazanmışsınız. Duyarlılığınız ölçüsünde, yardımlarınız ve derdiniz ölçüsünde büyümüş, farkında olmadan hem maddi hem manevi çok şey katmışsınız kendinize. Bu anlamda sosyal sorumluluk projelerinin bir tür mektep işlevi gördüğünü rahatlıkla söyleyebiliriz. Hatta kişisel gelişim adı altında pazarlanan ve NLP seminerleri vesilesiyle elde edilebileceği söylenen onlarca özelliği hiç özel ders almadan, sadece sosyal sorumluluk projelerine katılarak zamanla kazanabilirsiniz. Hem de bedavaya…

VAROŞLARIMIZIN ZEKATINI ÖDEMEYE VAR MISINIZ?

Konu çerçevesinde Toplum Gönülleri Vakfı Başkanı İbrahim Beti, Kurumsal Sosyal Sorumluluk kitabının yazarı Yrd. Doç. Dr. Ebru Özgen ve Uluslararası Genç Derneği Sosyal Sorumluluk Projeleri Koordinatörü Bilal Çankır ile görüştük. Bizlere “neden sosyal sorumluluk projelerine katılmalıyız” sorusunun cevabını verdiler. İbrahim Betil bu işin öncülerinden biri olarak tavsiyelerini dile getirdi. Ebru Özgen ise sosyal sorumluluk adı altında yapılan samimiyetsiz işlere dikkat çekerek, gerçek sosyal sorumluluğun çerçevesini çizdi bizler için. Bilal Çankır ise “nereye gitmeliyiz, ne yapmalıyız” gibi soruların cevaplarını sundu.

Uzmanların yanı sıra, çeşitli sosyal sorumluluk projelerine katılmış genç arkadaşlarla da mülakatlar yaptık. Sosyal sorumluluk projelerinin kendileri için ne manaya geldiğini ve kendilerine ne kattığını sorduk. Aldığımız cevapları diğer sayfalarda okuyacaksınız. Ama bir Genç Gönüllüsü olan Halime Şahin’in şahsında dile gelen şu düşünceler, aslında buraya kadar anlatmak istediklerimizin en güzel bir özeti: “Belki abartı gibi gelebilir ama benim gözümde sosyal sorumluluk projeleri demek, varoluşunun zekatını vermek demektir. Yani topluma ödenen bir bedelden de öte, yapılanlar bizi bu dünyada "insan" olarak var etmiş olan Yaratan`a sunulan birer teşekkür hediyesidir.”


Sosyal Sorumluluk Projeleri: Varoluşumuzun Zekatı

Halime Şahin  (Üniversite Öğrencisi)

(Uluslararası Genç Derneği`nde "Ebedi Gençlik İçin Şimdi Vefa Zamanı" adlı darülaceze projesine katılıyor. Kayışdağı Darülacezesi`ndeki yaşlı teyzelerimizi ziyaret ediyor, onlarla hemhal olmaya, güçleri yettiğince yalnızlıklarını paylaşmaya ve sıkıntılarına ortak olmaya çalışıyorlar. Proje sadece ziyaretlerle sınırlı değil, aynı zamanda teyzelerimizi de darülaceze dışına çıkarmak adına onlar için çeşitli geziler düzenliyorlar.)

Sosyal sorumluluk projeleri bireylerin -özellikle de genç olanların ve kendisini genç hissedenlerin- yaşadıkları topluma ödemeleri gereken bir borç niteliğindedir. Hatta, belki abartı gibi gelebilir ama benim gözümde sosyal sorumluluk projeleri demek, varoluşunun zekatını vermek demektir. Yani topluma ödenen bir bedelden de öte, yapılanlar bizi bu dünyada "insan" olarak var etmiş olan Yaratan`a sunulan birer teşekkür hediyesidir. Yaşlı bir teyzenin elinden tutup derdini dinlemek, sokakta çalışan bir çocukla şeker paylaşmak ya da bu toprakların çok ücra köşelerinde yaşayan ve bizim sahip olduğumuz imkanlara sahip olmayan bir kardeşimize okuması için bir kitap yollamak... Bütün bu eylemler karşımızdaki kişiden çok aslında bize yarıyor. Kendi eksikliklerimizi görmek, açıklarımızı kapatmak, bir seferliğine de olsa önce kendimizi değil, yanımızdaki, ötemizdeki, berimizdekini düşünebilmek, kolay kolay ya da kendi kendimize oturduğumuz yerden elde edebileceğimiz değerler değil. İşte bundan dolayıdır ki bireyin bir sosyal sorumluluk projesinde yer alması kendisine gerçekten çok büyük katkılar sağlayacaktır.

Yaşadığım olaylardan örnek verecek olursam, Uluslararası Genç Derneği`yle yürüttüğümüz projelerden Kadın Sığınma Evi`yle ilgili olan projemizin bir etkinliğinde eşleriyle sorun yaşayan hanımları daha yakından gözlemleme fırsatı buldum ve akraba çevremizde de benzer sorunları yaşayan bir bayana karşı olan yaklaşımımı düşündüm. Ve o günden sonra benim bu hanıma karşı tutumum tamamen değişti çünkü o etkinlik sayesindedir ki, yakın çevresi tarafından yalnız bırakılan, desteklenmeyen bir bayanın neler yaşayabileceğini, başına nelere gelebileceğini ve nasıl bir ruh haline sahip olabileceğini çok iyi anlamış oldum.


Şikayet Eden Değil Çözüm Üreten, Güven Duyulan, Sorumlu ve Etkili Bireyler

Toplum Gönüllüleri Vakfı Başkanı İBRAHİM BETİL:

İbrahim Betil Kimdir?

Türkiye’de ve yurt dışında çeşitli sınai ve mali kuruluşların, ticari bankaların genel müdürlüğünü, yönetim kurulu başkanlığını, kuruculuğunu üstlendi. 1994 yılından sonra ülkede eğitim ve sivil toplum çalışmalarıyla ilgilendi. Çeşitli sivil toplum kuruluşlarının ve dört okulun kuruluş sorumluluğunu ve yönetim kurulu başkanlığını üstlendi. Üniversitelerde dersler, seminerler verdi, radyo ve TV programları, çeşitli dergi ve gazetelerde köşe yazarlığı yaptı, Hafiften Bankacılık isimli bir kitap yazdı. Halen, kurucuları arasında olduğu Toplum Gönüllüleri Vakfı ve Adapazarı Enka Okulları Yönetim Kurulu başkanı, Mahalle Afet Gönüllüleri Vakfı yönetim kurulu üyesidir. Uluslararası Bakalorya (IB) Organizasyonu Yönetim Kurulu üyesidir. Uluslararası Sosyal Girişimcilik Kuruluşu - ASHOKA üyesidir. Sınai ve Mali sektörde çeşitli şirketlerde yönetim kurulu üyeliği ve danışmanlık yapmaktadır.

37 sayıdır, anlamlı bir dert ile dertlenmek gerektiğini, kendimize, çevremize duyarsız kalmamamızı söylüyoruz, gençleri sivil toplum çalışmalarına teşvik ediyoruz. Bu bağlamda Sosyal Sorumluluk Projeleri hangi zemine oturuyor, bireyin kişilik gelişimine ne gibi katkılarda bulunuyor sizce?

Özellikle genç yaş grubunun temel iki kaygısı olduğunu düşünmekteyim: Birincisi bireysel kaygı. Meslek edinme, iş bulmak, geçim ve özel yaşamını kurabilmek. İkincisi toplumsal duyarlılık ve toplumsal kaygı. İçinde yetiştiği toplumun gelişimine katkıda bulunmak. Sosyal ve doğal çevreyi iyileştirmek. Gençlerin farklı düşüncelere, tercihlere, değişik bakış açılarına sahip olmaları son derece doğaldır. Toplumda bireylerin TEK TİP düşünce ve formatlanmış bakış açısına sahip olması beklenmemelidir. Düşüncesi, kimliği, tercihi ne olursa olsun gençlerin ortak duyarlılık alanı toplumsal gelişimi sağlamak olunca, gençlerin bu alanda hareketlenmesi, sorumluluk üstlenmesi öncelikle çeşitli deneyimleri yaşamasına yol açacaktır. İçinde yaşadığı toplumu daha yakından tanıyacak, proje deneyimi kazanacak, işbirliği yapacağı kişilerle ekip çalışmasının zorluk ve güzelliklerini tadacak, teorik ve söylem düzeyinden uygulamaya geçişteki tüm zorluk ve engelleri aşabilme deneyimini görecek, başardıkça çevresinin güvenini kazanacaktır. Özetle sorunlara sadece şikayet eden değil çözüm üretebilen, güven duyulan, farklılıkların yararını algılamış, sorumlu, etkili birey olacaktır.


Aktif Birliktelik Sağllıyor

Halil İbrahim Özkul (Üniversitesi Öğrencisi)

  (20 yaşında,  Uluslararası Genç Derneği bünyesinde yer alan Genç Kamp 2009 programında rehber olarak görev aldı.)

“Her şeyden önce bir birlikteliktir sosyal sorumluluk projeleri. Dolayısıyla en büyük etkiyi bu aktif birliktelik sağlıyor. Sonra, farklı insanlarla tanışıyorsunuz. Bu da ileride bize çok büyük faydalar getiriyor. İnanıyorum ki, gönüllü olarak yapılan her şey, hayatın muhtelif yerlerinde muhtelif avantajlar getirecektir bizlere.”


Olaylara Bakış Açınız Genişliyor

R. İclâl Turan  (Üniversite Öğrencisi)

(Zeytinburnu Kent Konseyi Gençlik Meclisinde çalışmalarda bulunuyor. Kent ile ilgili sorunların ve kent gereksinimlerinin incelenmesi, nedenlerin araştırılması ve çözüm yollarının belirlenmesi için projeler geliştirerek yalnızca çözüm aşamasında değil, planlamada da gençliğin katılımını sağlamaya, gençliğin aktif olarak kent yönetimine katılımını sağlamaya çalışıyor.)

Sosyal sorumluluk projeleri vesilesiyle dünyanın daha küçük olduğunu düşünmeye başlıyorsunuz, sınırlar kalkıyor. Bu çalışmalar sayesinde Türkiye’nin birçok yerinden bir çok gençle tanışma fırsatı buldum. Sosyal çevrem genişledi. Bi çok din, mezhep ve ideolojiden insanla tanıştım. Bu, olaylara bakış açınızı genişletiyor, daha geniş bir perspektifle bakıyorsunuz, empati kurabiliyorsunuz. Mesela şu an gündemde yer alan “Demokratik Açılım” tartışmalarını takip ederken, olaylara Diyarbakır’da yaşayan bir arkadaşımın gözünden de bakabiliyorum. Bu bence ülkemizdeki en büyük eksiklik ve sorunların en büyük kaynağı diye düşünüyorum. Biz gençler birbirimizi daha çok tanımaya çalışmalıyız, anlamaya çalışmalıyız.


Bilgi Alışverişi Sağlıyor

Arzu Kapıcıoğlu (Üniversitesi Öğrencisi)

(21 yaşında, çocuklara ve gençlere korunaklı bir çevre edindirmek amacıyla oluşturulan bir dernekte eğitmenlik yapıyor.)

Sosyal sorumluluk projeleri sayesinde; farklı kültür ve eğitim düzeylerine sahip insanlarla aynı ortamlarda bulunup bilgi alış-verişinde bulunabiliyor ve hayat tecrübelerinden yararlanılabiliyor. Yanlış ortamlardan uzaklaştırmayı ve güven duyulan mekânlarda paylaşım içerinde olmayı sağlıyor. Özgüvenin oluşması, bireyin olumsuz ve olumlu yönlerini keşfetmesine yardımcı oluyor. Çocukların gelişimi açısından, kendi yaşıtlarıyla ortak mekânlarda buluşmalarını sağlıyor ve ortak değerlerine sahip çıkıp, kendilerini geliştirmeye yönelik çalışmalarda bulunmalarına teşvik ediyor.


Sosyal Sorumlulukta Anahtar Kelime: Samimiyet

Yrd. Doç. Dr. EBRU ÖZGEN

(Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi, Halkla İlişkiler ve Tanıtım. Kurumsal Sosyal Sorumluluk üzerine bir kitabı var.)

Sosyal sorumluluk kavramıyla ilgili konuşulması gereken çok konu, çözülmesi gereken çok arapsaçı var. Örneğin, sosyal sorumluluk, sosyal sponsorluk ya da bağış gibi kavramlar tamamıyla birbirine girmiş kavramlar ve çoğu özel sektör yaptıkları pek çok uygulamayı kolaylıkla “bu toplumsal sorumluluk projesidir” diye yorumlayabiliyor. Oysa bakıyorsunuz, yaptığı bir bağışa böylesine bir anlam yüklemiş. Bir diğer konu son zamanlara; günümüz pazarlama yüzyılında, sosyal sorumluluk kavramından sosyal pazarlama olarak bahsedildiğini görmeye başladık. Tüm bu kavramlar kolaylıkla birbirinin içine geçmiş, oysa birbirinden ayrıştırılması gereken kavramlar. Hepimizin, bireyler ya da kurumlar olarak, içinde yaşadığımız çevrenin yaşam kalitesine katkı yapmak gibi bir sorumluluğu bulunmakta.

Küreselleşen dünya, kızgın ve kimi zamanda haksız rekabetleri beraberinde getirdiğinden, ürünler ve hizmetler farklılaşamadıklarından; işletmeler sosyal sorumluluğu bu rekabetten sıyrılmanın, bir adım önde olmanın, farklılaşmanın, farkındalık yaratmanın bir yolu olarak keşfettiler ve iletişim stratejilerinde kullanmaya başladılar. Bu açılardan sorgulanması gereken konu samimiyet. İçinde gerçek anlamda samimiyeti barındıran, topluma karşı yükümlülüğünü yerine getiren, sürdürülebilen, rol model olmayı başarabilen, ölçümlenen faaliyetler toplumlar nezdinde gerekli itibarı elde etmektedirler. Ancak görülen odur ki, işletmeler yaşadıkları bir krizin arkasından hemen bir sosyal sorumluluk faaliyetiyle bu durumdan sıyrılmayı, yönetemedikleri krizden aldıkları yaraları bu şekilde sarmayı denemektedirler. Dolayısıyla konuyu birer pazarlama aracı olarak kullanmak ayrı bir tartışma konusu oluşturmaktadır. Ve ayrıca tartışılabilir.

Kurumsal sosyal sorumluluk kavramının kişisel gelişime ne gibi katkısı vardır gibi bir konuya da farklı açılardan yaklaşmak faydalı olacaktır. Daha iyi bir yaşam kalitesini hedefleyen sürdürülebilir bir kalkınma çabası içinde olan herkes -ki bu bir kişi, kurum, işletme ya da tüm bir toplum olabilir- elbette ki motivasyonu yüksek insan topluluklarının oluşmasına etkendir. Konuyu iki ayrı açıdan ele almak mümkündür. Bunlardan ilki; sosyal sorumluluk uygulamasına maruz kalan insan grubu, diğeri ise sosyal sorumluluk uygulaması içinde bizzat bulunan, destek olan insan grubu. Sosyal sorumluluk uygulamasına maruz kalan insan grubu, bu sosyal sorumluluk faaliyetleri sayesinde çeşitli konularda bilinçlenebilir, daha iyi yaşam şartlarına kavuşabilir, kaliteli eğitim şansını yakalayabilir, bu bakış açısıyla bu insan grubunun da değişen yaşam koşulları kişisel gelişime fayda sağlayacaktır. Diğer bir açıdan; sosyal sorumluluk faaliyetlerinin içinde bulunan insan grubunu oluşturan bireyler ise psikolojik olarak manevi bir tatmin yaşayacaklardır. Bu manevi tatmin çeşitli boyutlarda olabilir. Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi’nde bahsettiği; insanın saygınlık ihtiyacı gibi ya da bir gruba ait olma ihtiyacı gibi (sosyal ihtiyaçlar) pek çok manevi ihtiyaçlar bu sayede giderilebilmektedir. Bu tatmin duygusu insanın psikolojik gelişimine büyük katkı sağlayacaktır. Tatmin duygusunu yaşayan insan kendisiyle olumlu iletişim içinde hayata bakacak, etrafına da bu pozitifliği yansıtacak, pozitif iletişim içinde bulunacaktır. Bu da stres dediğimiz kavramın azalmasına, çatışmaların en aza indirgenmesine dolayısıyla da bireysel verimliliğin asgari düzeye çıkmasına neden olacaktır.


Bu Dünyaya Söylenecek Daha Çok Sözümüz Var!

BİLAL ÇANKIR

(Uluslararası Genç Derneği Sosyal Sorumluluk Projeleri Koordinatörü)

Sivil Toplum Kuruluşu olma yolunda mesafe kat etmiş, önümüzde ciddi örnekler var. Örneğin Toplum Gönüllüleri (TOG), Genç Siviller, Eğitim Gönüllüleri (TEGEV) gibi. Bu oluşumlar kendi içlerinde de yaptıkları işlerde de ciddi farklılıklara sahip: Toplum Gönüllüleri festivaller düzenlerken mesela, Genç Siviller İstanbul’daki mahyaların neden demokratik bir şekilde yazılmadığı ile ilgileniyorlar.

Ya biz, yani Genç Gönüllüler…
Genç Gönüllüler önce kendimizden başladığımız, sonra yakın çevremize taşıdığımız, daha sonra da tüm dünyayı kapsayan, “anlamlı bir derdiniz yoksa, dert sizsiniz” düsturunu ilke edinmiş, elini tüm sorumlulukların altına koymaya niyetli bir gençlik hareketi. Doğru gördüğünün arkasında durup, yanlışın üzerine giden ve iyiye, doğruya nasıl ulaşırım ve ulaştırırım derdiyle pişmeye çalışan onurlu bir gençlik. İş yapmak için yapmacık ve gereksiz faaliyetlerin içine girmeyen, çağı bilen ve zamanın ruhuna paralel hareket eden gönüllüler ordusu…

Genç Gönüllülerin gündem izleyen değil gündem belirleyen bir hareket haline gelmesi yeni hedefimiz. Belki bugüne kadar yapılanlar bazıları için yetersiz görülebilir. Şölenler, yedi bölgede yapılan buluşmalar, uluslararası organizasyonlar, ulusal projeler… Ama şunu söylemek isterim, birbirine inanmış, hassas fakat güçlü bir ekip var. Yapacağımız yeni sosyal sorumluluk projeleri vesilesi ile “bu dünyaya söyleyecek daha çok sözümüz var” diyeceğiz. Bizler yapacağımız projelerle tüm insanlığı kuşatacak güzel işler ortaya koymayı hedefliyoruz. Bu amaçla sosyal sorumluluk projeleri üretiyoruz, üreteceğiz.
Daha çok GENÇ arkadaşımızı yeni dönemde aramızda görmek istiyoruz. Türkiye’nin neresinde olursa olsun, arzu edenler bir Genç Gönüllüsü ile irtibata geçip, ebedi gençliği bulma yolunda bizimle birlikte yürüyebilirler. Merak edenler için web sitelerimiz şunlar:  www.gencdernegi.org www.gencgonulluyuz.biz


Kendimi Yenilemem Gerektiğini Öğrendim

Mustafa Kaman

(Üniversitesi Öğrencisi)

(22 yaşında, gönüllü olarak başladıkları Genç Gönüllüler bünyesinde, bir arkadaşı ile birlikte www.gencgonullu-yuz.biz sitesini kurdu. Şu an orada, hem yöneticilik hem de bir nevi psikolojik danışmanlık yapıyor.)

Sizden farklı düşünen insanlara karşı hoşgörü kazanıyorsunuz. Katıldığım sosyal sorumluluk projesi ile, gerçek alemde gösterilmeyen birçok davranışı, hareketi sanal alemde gördüm, gösterdim. Beklenmedik bir davranış karşısında nasıl davranılması gerekiyor öğrendim. Her zaman kendimi yenilemem gerektiğini, farklı kişiliklere farklı üsluplarla hitap etmeyi öğrendim.


Çok Şey Öğrendim, Öğrenmeye de Devam Ediyorum

Mutlu Şen 

(Üniversite Öğrencisi)

(Beş yıldır gençlik, eğitim, sağlık, çocuklar, kadın hakları, kültürel miras, kanser, mülteciler, okul ve kütüphanelerin fiziksel koşullarının iyileştirilmesi, kültürel çatışmaların giderilmesi gibi başlıklar altında birçok farklı alanda sosyal sorumluluk projelerinde yer aldı. 1,5 yıldır TOG Yönetim Kurulu (YK) üyeliği ve yedi aydır da TOG YK Başkan Yardımcılığı sorumluluklarını üstleniyor.)

Projelerin çoğuna Toplum Gönüllüleri Vakfı (TOG) çatısı altında katıldım. TOG ile tanışmam bir arkadaşımın bana "Kahramanmaraş`a okul boyamaya gelmek ister misin?" diye sorması ile oldu. Oraya gittiğimde yaptığımızın sadece okul boyamak değil, Türkiye`nin her yanından gelen gençlerle ortak bir platformda yer almak olduğunu gördüm. Bu platform bize farklılıklarımıza aldırmadan, geçmişimizden gelen önyargılarımızı bir yana bırakarak birlikte çalışma fırsatını sunuyordu. O günden beri aynı ufka bakan bu kocaman ailenin bir parçasıyım. Şüphesiz, sosyal sorumluluk projeleri bireysel gelişime büyük katkı sağlıyor. Bana göre bu katkı projelerde alınan sorumluluklar sayesinde oluyor. Alınan sorumluluk arttıkça bireysel gelişime yapılan katkı da artıyor. Kendi yaşadıklarımdan örnek vermem gerekirse; 1,5 yıldır TOG Yönetim Kurulu (YK) üyeliği ve 7 aydır da TOG YK Başkan yardımcılığı sorumluluklarını üstleniyorum. Bu bugüne kadar aldığım en büyük sorumluluk ve bireysel gelişimime yaptığım en büyük katkı. Her biri kariyerlerinin zirvesinde, birbirinden değerli yetişkin gönüllüler ve Türkiye`nin birçok yanından gelen genç arkadaşlarımdan oluşan bu ekipten bir çok şey öğrendim, öğrenmeyede devam ediyorum.


İnsanın Dünya Görüşü Gelişiyor

Hasan Yavuz Uğurlu

(Üniversitesi Öğrencisi)

(22 yaşında, “Genç Gönüllüler ve Kırım Kardeşliği” adında, Kırım’daki 70 öğrencinin giyim masraflarını karşılamak üzere bir proje ürettiler. Bu proje sayesinde iki hafta gibi kısa sürede 13.000 TL toplandı ve Kırım’daki öğrencilere iletildi.)

Sosyal sorumluluk projeleri insana dünya görüşünü geliştirme imkanı veriyor. Diğer yandan, sosyal alanda devletin müdahalesinin kısıtlı ya da olmadığı yerde birey olarak bir inisiyatif alarak o alandaki eksikliğin giderilmesinde yardımcı oluyoruz. Bu ise bence çok büyük bir şey.


Herşeyi Devletten Bekleme Anlayışını Kırıyor

İdris Soylu

(Üniversitesi Öğrencisi)

(22 yaşında, yaz dönemlerinde, ücretsiz olarak Ahlak ve Siyer dersleri veriyor.)

Sosyal sorumluluk projeleri vesilesiyle, başkalarına faydalı olduğum gibi kendi eksikliklerimi fark etme imkanı buldum. Her şeyi devlet yapsın anlayışını kırmaya vesile olduğu için bu projeler hedeflenmeli ve teşvik edilmelidir. Bu projeler, halkın sorunlarını yine halkın kendisinin çözmesine yaradığı için, devletin yükünü hafifletmekte ve yeni çalışmaların planlanması ve yapılmasına sebep olmaktadır.


Artılarınızı Çoğaltıyor

Nadi Eser

(Üniversitesi Öğrencisi)

(23 yaşında, Trabzon Eğitim Araştırma Derneği adı altında Trabzon’da bulunan öğrenciler için kermes düzenledi. Aynı zamanda dernekte Mesnevi ve Hadis okumalarına öncülük ediyor.)

Sosyal sorumluluk projelerinin en önemli özelliği kişiliğe etki ediyor olmasıdır. Daha aktif biri yapıyor insanı. İletişim becerilerinizi artırıyor. Arkadaş çevresi edinmenize vesile oluyor. Kendi eksi ve artılarınızı daha iyi görmenizi ve artılarınızı çoğaltmayı sağlıyor.


Evet, İşte Bu!

Arzu Sevinç 

(Üniversite Öğrencisi)

(İBB Gençlik Meclisi bünyesinde faaliyet veren İstanbul Öğrenci Kulüpleri Platformu Genç STK ile “Biletiniz Kitap Olsun” projesinin koordinatörlüğünü yaptı.)

Benim kitaplara ve kütüphanelere karşı olan zaafım hep vardı. İstanbul kalabalık bir şehir, genelde kitap toplanır ve hep doğudaki şehirlere gönderilir, orada bir kitaplık kurulur. Bunu birçok STK yıl içinde defalarca yapıyor zaten dedik. Sonra kalabalık olan ilçelerden Ümraniye’ye ortaklaşa karar aldık. Sonra nasıl bir çalışma yapılabilir diye düşündük. Ortaya bir etkinliğe “bilet” olarak “kitap” ile gelinmesi teşvik edilirse oluşturulacak kitapların toplamı bize bir kütüphane oluşturur dedik. Nitekim yanılmadık. 1 Haziran 2009 tarihinde kütüphanemizin açılışını gerçekleştirdik. Biz projeyi bir kutlamanın bileti haline getirdik. Gelen kişiler, biletlerini göstermek yerine ellerindeki kitapları teslim ederek organizasyona katılım gösterdiler. Bu gençler içinde farklı duyarlılıkta bir sorumluluktu. Birçok fikre kapılabilirsin, bunların gerçekleşeceğine inanabilirsiniz. Belki tek başınıza da en iyisini yapabilirsiniz şüphesiz. Malum bir taraf hep daha fedakârlık vermeye meyillidir bu tarz projelerde... Biz aynı güdüyle hareket eden Genç STK’lar ile çalıştığımız için çok şanslıydık. Sesimiz birçok gençle de bu sayede buluştu. Ama en güzeli de kütüphanenin açılışnda bizi kırmayan Milli Eğitim’den birçok kişinin bizimle beraber aynı mutluluğu paylaşması oldu. Öğrencilerin kütüphanedeki kitapları aralayıp karıştırdığını gördüğümde “Evet, işte bu!” dediğimi hatırlıyorum. 


Süleyman Ragıp Yazıcılar'ın Yazısı.