Sinan Özgenç / Genç Haber Merkezi

GENÇ / Sayı: 57 Haziran 2011

Allah, fıkhi meselelerdeki ihtilafı; kulları için bir rahmet, onlara kulluk alameti olarak; emrettiklerinde bir genişlik kıldı. Ama zamanımızın  fakihleri; şeriatın, insanlar lehine genişlettiğini daralttı! Ve insanları bu genişlikten men etti.

Allah, fıkhi meselelerdeki ihtilafı; kulları için bir rahmet, onlara kulluk alameti olarak; emrettiklerinde bir genişlik kıldı. Ama zamanımızın fakihleri; şeriatın, insanlar lehine genişlettiğini daralttı! Ve insanları bu genişlikten men etti. Onların mezhebinde olanlara; mesela şayet bu mezhep Hanefilikse şöyle dediler: “Bu meselen için Şafii’nin ruhsatını sorma.” Diğer mezhep de öbüründen sakındırdı. Bu, dindeki en vahim cinayetlerden ve en ağır zorlamalardandır. Hâlbuki Allah şöyle söylüyor: “O, dinde size hiçbir zorluk yüklemedi.” (Hac 22/78) Şeriat, kendisi ve onu taklit edenler için içtihat edenin isabetli olduğunu bildiriyor. Ama bu devirde; fukaha, içtihat gayretini; dini oyuncak haline getirmek olarak mahkûm etmiş. Onlar bu konuda cehaletin zirvesindedir.

Nasıl?
 
Durun tahmin edeyim: Bu sözler birçoğunun hoşuna gitmemiştir herhalde değil mi? “Öyle şey mi olurmuş” di’mi? “Kendi kafamızdan fetva uydurmayalım” değil mi? “Dünkü yeniyetmeler dinde icat çıkarıyor” değil mi? Hatta… Daha iyisi var: “Zındık!!!”…
 
Herkes böyle düşünüyor demiyorum canım. Mezhepleri din gibi algılayan, kendi mezhebinin herhangi bir konudaki görüşlerini, İslam dininin o konudaki; mutlak geçerliliği olan tek görüş sayan o büyük, mutaassıp kitleden söz ediyorum. Eğer onlardan biri; yukarıda yazdıklarımı okuduysa ve ben onları azıcık da olsa tanıyorsam; biliniz ki, bu satırların müellifi hakkında yukarıdakilerden en az birini veya eşdeğerini; söylemese bile düşünmüştür. Ayrıca; o kitleye mensup olmayan; ama hayatı boyunca Hanefi Hanefi veya Şafii Şafii… yaşaya gelmiş, gerisini de pek kurcalamamış olan, o diğer geniş; ama nispeten ılımlı kitle de en azından: “Bu kadar da  olmaz canım!” demiştir. Biz birbirimizi biliriz: Kesin demiştir!
 
Dikkat ettiyseniz lafı bilinçli bir şekilde uzatıyorum. Maksadım; sonuca gelmeden önce herkesin, yukarıda yazılanları söyleyen kişiyle ilgili olarak, çoğunlukla menfi olduğunu bildiğim görüşlerini iyice netleştirmesi. Ki; kimseye kaçacak delik kalmasın!!! Dövmek isteyen -en azından içinden-; dövmek istediği kadar dövsün, vurmak istediği kadar vursun bana? Gülüyor olacağım o sırada :)
 
Niye mi?
 
Az önce verdiğim avanstan dolayı, kalplerinden hakkımda atıp tutanlar var ya!.. Yandınız! Çünkü o yazılanları ben söylemiyorum. Hatta dikkat ediniz; aslında o yazılanlarla hemfikir olduğumu veya muhalif olduğumu bile söylemiyorum! Sadece kaba sofuları; tuzağa düşürme amaçlı olarak; bazı basit ifade illüzyonlarıyla, o sözleri, kendim söylemiş gibi yansıttım. Neden mi: Bu sözlerin asıl sahibinin Şeyh-ül Ekber Muhyiddin-i Arabi Hazretlerinin olduğunu öğrendiklerinde; yüzlerinin aldığı şekli hayal edebilmek, kalplerinin uğrayacağı o kısacık dumur anında; oraya hakikatten bir çizik atabilmek için!
 
Çünkü maalesef, başka türlü söz anlatılmıyor bazılarına. Şekilcilik hastalığına düşen insanımız, sözü hakikatine göre değerlendirmek yerine; söyleyenine göre değerlendirmeyi tercih ediyor. Sinan Özgenç gibi basit ve değersiz bir adam hakkında atıp  tutmaktan çekinmeyenler, (Öyle birileri var diye söylemiyorum. Ola ki belki tuzağa düşenler de olmuştur diye bu sözler :) Muhyiddin-i  Arabî Hazretleri gibi biri hakkında; kalplerinden bile böyle şeyler geçirmiş olsalar; çarpılacaklarına inanırlar çoğunlukla. -Ki bence  çarpılmalıdırlar da!- Oysa Hak, kimin ağzından çıkarsa çıksın Hak’tır. Bunu öğretmek istedim. O kadar.
 
Haa! Yeri gelmişken söyleyeyim; söz konusu ifadeler Fütühat’ın 392. sayfasında geçiyor. Yanlış anlaşılma olmasın: Kimseye; hep kolaya kaçın, azimet yolunu terk edin, ruhsatlarla hareket edin diyor değilim. Zaten bunları söyleyen Muhyiddini-i Arabî Hazretleri  dahi; kendi şahsında ve müritlerinin terbiyesinde, azimet yolunu hiç terk etmediğini ifade etmiştir. Bakınız fütühatın 723. Sayfasında ne diyor Hazret: “Allah’a karşı ahdine sadık olanlar ve misakı bozmayanlar arasında olmayı ümit ediyorum (… ) Allah’la ahdi olan ve bize talebelik eden hiç kimsenin bu ahdi çiğnemesine müsaade etmiyorum. Meşru bir ruhsat mevcut olsa bile; azimetin  bırakılmasına cevaz vermiyorum.” Yaa… Nasılmış bakalım?. .


Sinan Özgenç'ın Yazısı.