İşte bu bizim Ramazanımız. Biz Muhlis Bey gibi bir kısmı iyi bir kısmı kötü bütün bu adet ananeleri görecek, bilecek, eleştirecek ama değiştirmek için hiçbir şey yapmayacağız. O muz kabuğunda işimizi kolaylaştıran, sorumluluğumuzu alan tarafı göreceğiz. Şikâyet ede ede tadını çıkaracağız.

Nedim Kaya

ırgır Dergisinin Gırgır olduğu günlerde bir Muhlis Bey karakteri vardı. Bir sayıda Muhlis Bey yoldan geçerken bir muz kabuğu görür ve "Eyvah desene yine Yeliz Hanım düşecek" der ve pozisyon alır. Aslında o muz kabuğunu kolayca oradan kaldırabileceğini bilir ama Yeliz hanımın düşmesi ve Muhlis Bey`in onun yardımına koşması daha çok işine gelir. Nedense Ramazan öncesi bu nükte aklıma geldi.

Yine Ramazan gelecek, bir vakıf veya derneğin iftarına sponsorluk edip konu komşuyu oraya davet edecek, fakir fukarayı ise hatırlamayacağız. Gerçi duyarsız olmayacağız ama maddi külfetine katlanıp o işi birilerine havale edeceğiz. Her gün davetli olduğumuz bir kaç iftar içinden iştirak etmemesi en ayıp olanı seçecek diğerlerine "hakkınızı helal edin" diyeceğiz. Yine televizyonlar iftar çadırının önünde ikindiden beri kuyruk duranları uzun uzun haber yapacak, dağıtılan iki kuruşluk yardımı kapmak için birbirini ezenleri izleyeceğiz. Her semtte kalitesiz kitap fuarları Ramazan fırsatı adı altında kendi namlarına fırsattan istifade etmeye çalışacaklar. Mahallenin çalışkan ablaları işgüzar kermesler düzenleyecek toplanan yardımı Gazze’ye göndereceklerine dair el yazısı pankartlar asacaklar. Sıradan apartman sakinleri falanca kurstan yeni mezun olan komşu kızının kârî olduğu mukaveleye devam için sıraya girecekler. Camiler teravih namazına gelenlerle dolup taşacak ama Kadir gecesi hariç sadece üç gün sürdükten sonra kalabalık yavaş yavaş eriyecek.

 Cami kapılarında açılan ucuz fuarlarda fiyatlar el yakacak, üç kuruş veren isterse Kanuni, isterse Hürrem sultan kıyafetinde resim çektirecek, aynı cami kapısında Türk kahvesi içenin bedava falına bakılacak. Çoluk çocuğuyla bu eğlenceye katılan cümbüşe alet olacak, katılmayan çok şey kaçıracak. Geride kalan on bir ayda kimsenin yüzüne bakmadığı Türk Tasavvuf Musikisi grupları kıymete binecek, sponsorluğunu belediyeler yaptığı için kimin gerçekten sevdiğinden kimin protokol icabı geldiği asla bilinmeyecek. Belediyenin organize ettiği iftar programına Türk Halk, sanat hatta pop müziğinin nispeten makul sanatçıları davet edilecek, yatsı ezanı okunduğunda Ramazan hatırına şarkılara ara verilecek, ezandan sonra hoca efendinin dışarıya sesini açtığı hoparlörden yükselen ayetlerle iftar! programından yükselen "şemmame buki" sesleri birbirine karışacak. Eyüp Camisi gibi köklü kurumlarımız bile bundan kurtulamayacak.

Rami’de erzak paketi satışında patlama yaşanacak, kuruyemişlerden hurma ve incir değere binecek. Pahalı otellerde verilen pahalı iftarlara bir taraftan çanak açılacak, diğer taraftan ayıplanacak. Şöhretli artistler sanatçılar ne kadar merhametli ve aslında halktan biri olduklarını ispat etmek için çadır kapatacaklar.

İşte bu bizim Ramazanımız. Biz Muhlis Bey gibi bir kısmı iyi bir kısmı kötü bütün bu adet ananeleri görecek, bilecek, eleştirecek ama değiştirmek için hiçbir şey yapmayacağız. O muz kabuğunda işimizi kolaylaştıran, sorumluluğumuzu alan tarafı göreceğiz. Şikâyet ede ede tadını çıkaracağız. Erol Yarar’ın dediği gibi biz de bu mahallenin burjuvazisiyiz, çok olduğumuz için de asıl burjuvazi biziz.

Aslında bu yazı protest maksatlarla yazılmadı. Sürüklendiğimiz, hoşlandığımız, tadına vardığımız, değiştirmek için ne arzumuz ne de gücümüzün olduğu bir gerçeklik bu; tespit edebilmek dışında yapabileceğimiz çok az şey var. Yine de cesaret edip şunu teklif edebilir miyim: “Eskiden…” diye başlayan cümleler kuracak kadar yaşlı olmasam da babalarımızın iki bisküvi arasına sıkıştırıp gazete kâğıdına sardığı iftarlıklar hatırına oruç tuttuğumuz çocukluğumuzdan bu yana çok zaman geçmedi. O zamanın güzelliklerini hiç olmasa bugünkülerle beraber yaşatamaz mıyız? Örneğin iftarda imkân veya imkânsızlığı hakkında bilgi sahibi olduğumuz komşuya giden mütevazı bir kap yemeğin ailenin yakında âhirete irtihal etmiş üyesine kabrinde ziyafet verme anlamına geldiği anlayışına ne oldu? Aile fertlerinin akşam teravihten dolayı dağınık hal alan mahalle camisini imece usulü temizlemek için hoca efendiden yalvarırcasına gün istemesi mesela… Herkesin kendi evinde günde bir cüz Kur`an-ı Kerim okuması, hocayı dinleme kolaycılığına kaçmadan… Kadir gecesinde güzel bir hatim merasimi... Toptancılığa kaçmadan ve her nefsi ayrı ayrı terbiye ederek… Galiba bu kısmı hoşumuza gitmiyor. Mübarek gecelerde bile bir köşeye çekilip Allah’la baş başa kalmak yerine müezzinlerin abartılı makamlarla okudukları mevlitle yetinmek görev savmak açısından kolay geliyor.

Bütün bunları yapmayacaksak Kurban Bayramı`nda kaydettiğimiz aşamayı burada da kaydedelim bari. Gönderelim toptan iftarlarımızı Afrika`ya nasılsa buradaki fukaralarımıza çadır kuracak bir belediye bulunur.


GENÇ'ın Yazısı.