O, Cenab-ı Allah’ın yaratılış harikası. Efendimiz, âlemlere rahmet Peygamberimiz O bizim... Her şeyi örnekti. Sözü, davranışı, onayladığı, onaylamadığı... Bir şey daha: Beden dili. O’nun beden dili de örnek almamız gereken bir sünnetidir. Her sünnet gibi, beden dili sünnetleri de çok güzeldir O’nun...

iletişim Olmasa…

letişim olmasaydı insanlık da olmazdı. Çünkü insan sosyal bir varlık. Ve doğumdan ölüme kadar bütün varlık alanlarında; bilinçli ya da bilinçsiz olarak, çevresiyle her an iletişim halinde. Tam da bu yüzden; adına iletişim dediğimiz etkileşim; insan varlığının mutlak bir parçası. Şöyle ki; iletişim kabiliyeti olmasa insan; sosyalleşemez, üreyemez, yiyip içemez, öğrenemez, öğretemez, korunamaz, gelişemez… yani varlığını devam ettiremezdi.

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) İletişim Sünnetleri

Eşyanın (dolayısıyla insanın da) birbiri ile kurduğu her türlü etkileşime iletişim denir. Akademik manada daha çok; karşılıklı “enformasyon” aktarımı şeklinde tanımlansa da hakikatte; her hal ve hareket; bünyesinde, kendisini meydana getiren şartlarla ilgili olarak sonsuz sayıda “enformasyon”/bilgi/işaretler taşır. (“Külli şey’in sebeba / Kehf 84”) Bu nedenle; her etkileşim, aynı zamanda bir iletişimdir. Ve hayatiyetin devamı için elzemdir. İletişimin, çoğumuzun aklına bile gelmeyecek kadar farklı çeşitleri var. Sözlü, görüntülü, sesli, simgesel, kalbi iletişimlerin yanında dokunma ve koku da birer iletişim yöntemi. Biz bu ayki kapak dosyamızda daha çok kişiler arası iletişimin alanına giren “beden dili”ne değineceğiz. Ama günümüzde daha çok ticari hırsların aleti olan “kişisel gelişim” yaklaşımları doğrultusunda değil de; âlemlere örnek olarak gönderilen Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) sünneti bağlamında…

İnsanlar arası iletişimde; jest (el kol hareketleri), mimik (yüz ifadeleri) ve genel olarak vücudun hareket ve duruş biçimini kullanma yoluyla; duygu, düşünce ve tavırların ifade edilmesine beden dili deniyor. Beden diliyle ilgili (modern anlamda) ilk bilimsel araştırmalar 1970’li yıllara rastlıyor. Bilimsel araştırmalar sonucunda beden dilinin insan ilişkileri üzerindeki öneminin anlaşılmasıyla, özellikle; 90’lı yıllardan itibaren ivme kazanan “kişisel gelişim” akımı da bu alanın üzerine daha bir dikkatle eğilmeye başlıyor. Ve artık hemen hepimizin aşina olduğu kişisel gelişim eğitim ve kurslarının başlıca konusunu teşkil etmeye başlıyor. Öyle ki bu konuda iki kurs gören, üç kitap okuyan, az çok da gözlem yapan pek çok fırsatçının; kartvizitlerine “beden dili uzmanı” yazarak ortalarda dolaştığını görüyoruz. Ve bu adamların istismar amaçlı eğitimlerinden de pek bir fayda hâsıl olmuyor. Maalesef…

En Güzel Örnek

Oysa her konuda olduğu gibi iletişim konusunda da ve onun alt disiplini olan beden dili kullanımında da en güzel örnek (üsve-i hasene) Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Ve her konuda olduğu gibi bu hususta da önce ona müracaat etmekte sayısız fayda mevcut. İşte hem bu maksatla hem de içinde bulunduğumuz ayın Kutlu Doğum’ ayı olması sebebi ile, Efendimiz’in (s.a.v.) sünnetine dikkat çekmek amacıyla; O’nun beden dili kullanımı nasıldı ve peygamberî beden dili kullanımının hakikati neydi; inceleyelim, anlayalım, uygulayalım, anlatalım istedik. Hayırlara vesile olması umuduyla…

Kimseyi Rahatsız Etmeden Yürürdü
 
Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) yürüyüş şeklini incelediğimizde; güç ve vakarın yanı sıra müthiş bir tevazu ve yürürken dahi kimseyi -ister havaya kalkan tozla ister bakışla- incitmeme hassasiyeti görürüz:
 
Hz. Yezid İbn-i Mirsad (r.a.) şöyle rivayet ediyor:
 
Vakarlı Ama Seri Yürürdü
 
• “Vakarlı fakat hızlı giderdi. Yanındakiler ona yetişemezdi.” (Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 541/1).
 
Hz. Ebu Atabe (r.a.) ise şöyle anlatıyor (Tirmizi, Şemail):
 
Hafif Öne Eğilirdi
 
• “… Ayaklarını yerden biraz kaldırıp, önlerine hafif eğilerek yürürlerdi. Yürürken, sanki meyilli ve engebeli bir yerden iniyor görünümünü arz ederdi.
 
Toz Kaldırmadan Yürürdü
 
• Ayaklarını ses çıkarıp toz kaldıracak şekilde yere sert vurmazlar; adımlarını uzun ve seri atmakla birlikte sükûnet ve vakar üzere yürürlerdi.
 
Bütün Vücuduyla Dönerdi
 
• Bir tarafa dönüp baktıklarında veya arkasından seslenildiğinde bütün vücutlarıyla dönerlerdi.
 
Rastgele Bakınmazdı
 
• Rastgele sağa sola bakmazlardı. Yere bakışları, göğe bakışlarından daha çoktu. Çoğunlukla göz ucu ile bakarlardı.
 
Ashabının Arkasındaydı
 
• Ashabı ile birlikte yürürken, onları öne geçirir kendileri arkada yürürlerdi.
 
Karşılaştığına Selam Verirdi
 
• Yolda karşılaştığı kimselere, onlardan önce hemen selam verirdi.”
 
Rahat Ama Edepli Otururdu
 
Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) oturma şekillerini incelediğimizde; daima, içinde bulunduğu meclis veya yerin; vakar, samimiyet veya çevresel şartlarına en uygun gelecek şekilde rahat ama edebli bir oturuşları olduğunu görürüz:
 
Diz Üstünde Otururdu
 
• Fahr-i Kâinât Efendimiz’in mûtad olan oturuş tarzı, diz üstü oturma şeklinde idi. (Müslim, Îmân, 1, 5; Buhârî, Îmân 37)
 
Misafiri Oturmadan Oturmazdı
 
• Misafiri oturmadan kendileri oturmazlardı. Adiy bin Hatim, Efendimiz’le (s.a.v.) ilgili bir anısını şöyle anlatmıştır: “… Beni evine götürdü. İçi hurma lifi dolu derinden bir minder alarak bana uzattı ve: ‘Buyur, buna otur’ dedi. Ben, ‘Hayır, siz oturun’ dedim. O, ‘Hayır, siz’ diye tekrar ettiler. Oturdum. Kendisi de kuru yere oturdu.” (Buhârî, Menâkıb, 25; Ahmed, IV, 257, 377-379; İbn-i Hişâm, IV, 246; İbn-i Kesîr, el-Bidâye, V, 62) 
 
Sabahları Bağdaş Kurardı
 
• Câbir bin Semure (r.a.) Resûlullah Efendimiz’in, sabah namazını kıldıktan sonra güneş iyice yükselinceye kadar, bağdaş kurarak oturduğunu haber vermektedir. (Ebû Dâvûd, Edeb, 26)
 
Dizlerini Karnına Çekerek Oturduğu da Olmuştu
 
• İbn-i Ömer (r.a.): “ Resûlullah’ı (s.a.v.) Kâbe’nin avlusunda; elleriyle dizlerini tutarak şöyle otururken gördüm.” demiş ve uyluklarını karnına dayayıp kolları ile dizlerini tutarak, kaba etleri üzerine oturmuştur. (Buhârî, İsti’zân, 34)
 
Çömelerek de Yerdi
 
• Enes bin Mâlik (r.a.): “Ben, Nebiyy-i Ekrem Efendimiz’i çömelerek oturmuş olduğu hâlde hurma yerken gördüm.” demiştir. (Müslim, Eşribe, 148-149)
 
Ayaklarını Sarkıttığı Olurdu
 
• Ebû Mûsâ el-Eş’arî’nin (r.a.) anlattığı bir hâdisede ise Allah Resûlü, bir kısım ashabıyla birlikte Erîs kuyusunun kenarına oturarak, ayaklarını kuyu boşluğuna sarkıtmıştır. (Buhari, Ashâbu’n-Nebi, 5)
 
Muhtelif Nesnelere Yaslanırdı
 
• Bütün bunların yanında; Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) yerine göre muhtelif nesnelere yaslanarak oturduğu da hadislerde mevcuttur. (Müslim, Eşribe 148; Ahmed b. Hanbel, III, I80, Riyazü’s-Salihin, Hadis No:1554)
 
 
Muhatabına Değer Verdiğini Hissettirirdi
 
Efendimiz’in (s.a.v.) konuşma edepleri incelendiğinde; yüksek belagatlarına ek olarak; muhataplarına her zaman; kendilerine değer verdiğini hissettirdiğini ve daima meseleleri onların anlayabileceği seviyede ifade ettiğini müşahede diyoruz:
 
Gerekmedikçe Konuşmazdı
 
• Gerekmedikçe konuşmaz, konuştuğunda ise sadece hakkı söylerdi. Hatta bu hususta: “Yazıklar olsun; insanları eğlendirmek-güldürmek için konuşan ve yalan söyleyen kişiye, yazıklar olsun. Yazıklar olsun!” buyurmuşlardır. (Ebu Davud, el-edeb, 88/4990, c.IV/407)
 
Sözleri Çok Mânâlıydı
 
• Peygamber Efendimiz: “Ben, cevami’ul-kelim (az sözle çok mana ifade edebilme) ile gönderildim.” (Buhari, VIII, 76, 168 “Bü’istü bi-Cevami’il-kelim.”; en-Nihaye, I, 295) buyurmuşlardır.
 
Konuştuğunun Yüzüne Bakardı
 
• Biriyle konuştuğu zaman onun yüzüne bakardı. (Ebu Nuaym, Delâil, s. 57)
 
Mütebessimdi
 
• Konuşurken yüzlerinden tebessümü eksik etmezlerdi.( Ramuz El Hadis, 545/4; Tırmizi; Gazali, İhya’u Ulum’id-din, s. 800)
 
İfadeleri Netti
 
• Hz. Peygamber tane tane, açık-seçik ve herkesin anlayabileceği bir tarzda konuşurlardı. Hatta kendileri bu hususta şöyle buyurmuşlardır: “Bir kavme akıllarının kavrayamadığı bir söz söylersen, o söz, onlardan bir kısmı için mutlaka fitne olur.” (Müslim, Mukaddime:3,c.I/41)
 
Kelimeleri Tane Taneydi
 
• “Resulullah (s.a.) sözlerini tane tane söylerdi. Öyle ki kelimelerini saymak isteyen bir kimse, sayabilirdi.” (Buhari; el-Menakıb,23,c.IV/168)
 
Sözlerini Tekrar Ederdi
 
• Yerine göre; konuşması sırasında geçen önemli cümlelerini üçer defa tekrar ederlerdi. (Buhârî, İlim 30, İsti’zân 13; Ahmed, V, 245-246)
 
Üslûbu Zengindi
 
• Üslûp zenginliğine sahipti. Söyleyeceklerini bazen şakacı bir tarzda; bazen gönül alıcı, sevindirici, ümit verici ve teşvik edici bir biçimde; yerine göre kinayeli, teşbihli, ufuk açıcı ve düşündürücü bir üslupla söylerlerdi. (Süyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, I, 59/1695;)
 
Söz Almadan Konuşmazdı
 
• Düşmanlarını bile sükûnetle dinler, konuşma sırası kendine geldiğinde söz alarak konuşmasına başlardı. (Tirmizi; Gazali, İhya’u Ulum’id-din, 800)
 
Daima Tevâzu Üzereydi
 
• Muhataplarına karşı daima tevazu üzere idiler. Hatta Ebu Mes’ud (r.a.), bu hususta şöyle bir rivayette bulunmuştur: “Resûlullah’ (s.a.v.) bir adam gelmişti. (Duyduğu korkudan) Omuzları titremeye başladı. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam adama: “Korkma rahat ol. Ben kral değilim. Ben ancak Kureyş’ten kuru et yiyen bir kadının oğluyum.” buyurdular. (Sünen-i İbn-i Mace, c.2, s.1101, hadis: 3312)
 
Çocuklarla Konuşurken Eğilirdi
 
• Çocuklarla konuşurken, onların göz hizasına kadar eğilir, öyle konuşurlardı.
 
Çirkin Söz Söylemezdi
 
• Hoşlanmadığı, çirkin saydığı bir sözü konuşmak zorunda kaldığında ise onu kinaye yoluyla ifade buyururdu. (Ebu Davud; Buhari)
 
Kulağına Eğilenden Başını Uzaklaştırmazdı
 
• Birisi kendisine bir şey söylemek gayesiyle kulağına fısıldayarak bir şey konuşsa, adam başını uzaklaştırmadan Resulullah da başını uzaklaştırmazdı. (Ebu Davud. Bidaye, VI/39)
 
Topluluk Önünde Asa Kullanırdı
 
• Halka hitaben yaptığı konuşmalarda elinde hem dayanmakta, hem de öteye beriye işaret etmekte kullanılan “mıhsara” denen bir asa bulundururlardı. (İbn-i Sad)
 
Ölçülü Konuşurdu
 
• Kaba, kırıcı, küçük düşürücü, hakaret edici, ölçüyü kaçırıcı türden bir konuşma ve hitap tarzı kendisinde hiç müşahede edilmemiştir.
 
Konuları Adeta Elleriyle Canlandırırdı
 
Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.); muhatapları tarafından en rahat şekilde anlaşılabilmek amacıyla gerektiğinde el ve kol hareketleri kullanarak; soyut meseleleri dahi somutlaştırma yoluna gittiğini görüyoruz:
 
• Allah Resulü, çoğu zaman yanında taşıdığı asası ile mevzua canlılık getiren jestler yapardı. Mesela bir gün minberde konuşurken elindeki asa ile minbere vurarak: “Bu Taybe’dir (Medine). Bu Taybe’dir. Dikkat edin! Buna Mekke ile Medine’ye Deccal’in giremeyeceğini size anlatmıştım.” buyurmuştur. [Müslim, Fiten 119, (2942); Ebû Dâvud, Melâhim 15, (4325, 4326); Tirmizî, Fiten 66, (2254)]
 
• Konuyu dinleyenlerin zihninde canlandırmak için soyut kavram ve ifadeleri somut hale getirir ve muhataplarının anlayacağı seviyeye indirirdi. Enes b. Malik Hz. Peygamber’in (s.a.v.) “Cennetin kapısını ilk çalan ben olacağım.” derken “Eliyle sanki bir kapıyı tıklıyormuş gibi kapı halkasını tutup çaldığı hala gözümün önünde” demiştir. (Müslim 248)
 
• Önemli gördüğü şeyleri yeri geldiğinde eliyle işaret ederek söylerdi. Örneğin, Ensar’dan bir zat Hz. Peygamber’e, “Ya Rasulallah! Senden bir takım sözler işitiyorum ancak ezberleyemiyorum.” dediğinde Allah Resulü ona, “Sağ elinden yardım al.” demiş, bunu söylerken de eliyle yazı yazar gibi yapmıştı. (Tirmizi, İlim, 12)
 
• Abdullah b. Amr şöyle rivayet etmiştir: “Resulullah’tan duyduğum her şeyi yazıyordum. Bir müddet sonra Kureyşliler’den bazıları beni bundan alıkoymak istedi; “Allah Resulü bir beşerdir. O kızgınlık halinde de neşeli haldeyken de konuşurken, sen nasıl olur da her şeyi yazarsın.” dediler. Ben bu durumu Resulullah’a arz ettim. Elini ağzına götürerek, “Yaz! Nefsim elinde olan Allah’a yemin olsun ki, buradan haktan başka bir şey çıkmaz.” buyurdu. (Ebû Dâvûd, İlim, 3)
 
• Hz. Peygamber’in Arafat’ta yüz bin civarında insana karşı veda hutbesini irad ettikten sonra “tebliğ ettim mi?” şeklinde sorduğu ve sonra da şahadet parmağını insanlara çevirerek “Şahid ol Allah’ım!” dediği bilinmektedir. [Buhari, Hudud 9, Riyat 2, Hacc 132, Megazi 77, Fiten 8, Edeb 43; Muslim, Iman 120 (66); Ebu Davud, Sunne 16, (4686).]
 
• Muaz b. Cebel’e tavsiyede bulunurken dilini eliyle tutarak “İşte bunu muhafaza et.” demiştir.
 
• Allah Resulü bir sahabeye iftar zamanını tarif ederken eliyle doğu tarafını göstererek bir hat çizer gibi, “Bak! Akşam bu taraftan böyle karardığı vakit oruçlu iftar eder.” buyurmuşlardır. (Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 9/192-193)
 
• Ramazan orucu için hilalin gözetilmesinden ve kameri ayların 29 ve 30 gün çektiğinden bahsederken, “Biz ümmi bir topluluğuz; yazı yazmayı, hesap yapmayı bilmeyiz. Ay şu kadar, şu kadardır.” demiş ve iki elinin parmaklarıyla üçer kez işaret ederek bir defasında 30, diğer seferin üçüncüsünde bir başparmağını kapatarak 29’a işaret etmiştir. (Buhari, Savm, 13)
 
• Müminlerin birbirine sahip çıkmalarını ve aralarında olması gereken ilişki ve samimiyeti anlatırken “Müminler tıpkı bir bina gibidir. Birbirlerine destek olur ve ayakta tutarlar.” demiş, bu sözleri söylerken de iki elini parmaklarını birbirine kenetlemiştir. (Buharî; Müslim; Tirmizî; Nesaî)
 
 
Mimikleri Dahî Dürüsttü
 
Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) her hali doğru ve güzeldi. Öyle ki mimikleri (yüz ifadeleri) dahi bu durumdan nasibini almıştı:
 
Kızınca Gözleri Kızarırdı
 
• Hz. Peygamber kızdığı zaman alnının ortasındaki damar şişer, gözleri kızarırdı. Hatta Sahabe-i Kiram hazretleri Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) kızdıklarını buradan anlarlardı. (Hayatü’s Sahabe, c 1s 31)
 
Sevinci de Hoşnutsuzluğu da Yüzünden Belli Olurdu
 
• Bir gün Hz.Aişe’nin yanına girdiğinde onun yanında yabancı birini görünce hoşlanmamış ve bunu da yüz ifadeleriyle hissettirmişti. ( Daha sonra Hz. Aişe’de o kişinin sütkardeşi olduğunu kendilerine açıklamıştır.)
 
• Sevinçleri yüzlerinden belli olurdu. Ka’b b. Malik, tövbesinin kabulünü anlatırken Resulullah’ın (s.a.v.) kendini sevinçten parlayan bir yüzle karşıladığını ve şöyle dediğini söylemektedir: “ Seni, doğduğun günden beri geçirdiğin en hayırlı ve mes’ûd bir günle müjdelerim!” (Osman Nuri T., Muhammed Mustafa, Cilt 2)
 
Kaş-göz İşareti Yapmazdı
 
• Bir kimseyi kötüleyecek şekilde kaş göz işareti yapmaz, bunun yapılmasına müsaade de etmezdi. Hatta bu hususta “Biz peygamberlere gözlerine hıyaneti yakışmaz.” buyurmuşlardır. (Nesai, tahrimu’d-dem 14; Ebû Davûd, cihad 127)
 
Yüksek Sesle Gülmezdi
 
• Aişe (ra) validemiz, Peygamber Efendimiz’in gülüş tarzlarını şu şekilde anlatmışlardır: “Rasulullah Efendimiz’in küçük dili gözükecek şekilde, kendinden geçercesine güldüklerini hiç görmedim. O’nun gülüşü, tebessüm şeklinde idi.” (Buhari, el-Cami’us-Sahih, VII, 94-95; el-Edeb’ül-Müfred, s.97, nu:251). Hz. Peygamber’in diğer sahabilerinin bir çoğu da, çeşitli münasebetlerle, O’nun bu gülüş tarzını anlatırlarken “...öyle ki, azı dişleri gözükecek derecede güldüler!” şeklinde bir ifade kullanmışlardır. Bu gülüş tarzında, dişler gözükür; fakat ses işitilmezdi.
 
Kucaklar, Öper, Bağrına Basardı
 
Efendimiz’in (s.a.v.) muhatapları ile arasındaki duruş mesafesi ve vücut teması ile ilgili edebleri incelendiğinde; kendilerinin “şeriat ölçüleri içinde” bilhassa sevdikleri ve akrabaları ile çok sık ve yakın temas kurdukları ve bunu bir sevgi ve şefkat aktarımı vasıtası olarak kullandıkları müşahede edilir:
 
• Kızı Hz. Fatma’yı alnından öpmüş, onun yatağına oturmuş ve torunları Hz. Hasan ve Hüseyin’i kucaklayarak öpmüştür. (Tirmizi, Menakib 37. Ebu Davud, Edeb, 5217)
 
• Uzaktan gelen sevdiği insanları veya çok yakın akrabalarını kucakladığı, bazen de öptüğü ve bağrına bastığı bilinmektedir. Mesela; Cafer b. Ebi Talib, Habeşistan hicretinden Medine’ye dönüşünde, Hz. Peygamber de(s.a.v.) Cafer’i kucaklayarak, iki gözünün arasından öpmüştü. [Ebü Dâvud, Edeb 157, (5220)]
 
Karşıdaki Bırakmadıkça Kimsenin Elini Bırakmazdı
 
• Elini tutmuşsa o bırakmadıkça bırakmaz, karşısındaki yüzünü başka tarafa çevirmedikçe O da çevirmezdi. (Bidaye, VI/39; İbn Sa’d, I/99.)
 
• Ebu Hureyre (r.a.) şöyle rivayet etmiştir: “Hz Peygamber (s.a.v.) bir kimsenin elinden tuttuğu zaman, o kimse elini çekmedikçe Peygamber de onun elini bırakmazdı…” (Bidaye, VI/39; İbn Sa’d, I/99.)
 
• Bey’at alırken ellerini onların elleri üzerine koymuş öylece söz almıştır. (Buhârî, Ashâbu’n-Nebî, 7)
 
Sevdiğini Söylemekten Çekinmezdi
 
• Bir gün; Hz. Muaz’ın (r.a.) elini tutup şöyle buyurmuşlardı: “Ey Muaz! Vallahi hiç şüphesiz ben seni seviyorum…” (Ebu Davud, Nesei, İbn-i Huzeyme, İbn-i Hibban)
 
Çocuklarla Çocuk Gibi Şakalaşırdı
 
• Çocuklarla konuşurken zaman zaman onları devesine bindirerek gezdirir, onlara nasihat eder, onların saçını okşar, onlara şaka yapardı. Hatta bir defasında abdest alırken abdest suyunu ağzına alıp yanındaki çocuğun yüzüne püskürttüğü bile olmuştur.


Sinan Özgenç'ın Yazısı.