“İyi de nasıl? Her şey, her konu bu kitabın içinde mevcutsa; mesela neden ‘atom bombasının nasıl yapıldığı’nı ya da ‘İsrail İran’ı vuracak mı?’ yahut ‘ne olacak bu Birleşmiş Milletler’in hâli’ gibi konuları göremiyoruz?” Hemen söyleyeyim: Göremediğimizden!

Bizim bütün meselemiz; kitabı nasıl okuyacağımızı bilmememiz. Bakış açımızın darlığı. Kur’an, bizim gibilerin nezdinde; çocuğun elindeki bir inci tanesi gibi. Ne değerinin farkındayız ne de ondan nasıl faydalanabileceğimizin. Varsa yoksa misket oynayalım…

Ne demek istediğimi daha iyi anlatabilmek için şimdi sizinle iki ayet paylaşacağım: “…’Sana bu kitabı; her şey için bir açıklama’ doğru yolu gösteren bir rehber, bir rahmet ve Müslümanlar için bir müjde olarak indirdik.” (Nahl 89) “…

Karada ve denizde olanı bilir. Düşen yaprağı, yerin karanlıklarında olan taneyi, yaşı kuruyu ki apaçık Kitap’tadır.” (En’am 59)

Sonra bir de hadis: Hâris el-A’ver anlatıyor: “Resûlullah’ın (s.a.v.) şöyle söylediğini işittim: “Haberiniz olsun bir fitne çıkacak!” Ben de hemen sordum: “Bundan kurtuluş yolu nedir ey Allah’ın Resûlü?” Buyurdu ki: “Allah’ın kitabıdır. Onda sizden önceki (milletlerin ahvâliyle ilgili) haber, sizden sonra (kıyamete kadar) gelecek fitneler ve kıyâmet ahvâli ile ilgili haberler mevcut. Ayrıca sizin aranızda cereyân edecek ahvâlin de “hükmü” var. O, hak ile batılı ayırd eden ölçüdür…“ (Tirmizî, Sevâbu’l-Kur’ân 14, 2908)

Görüldüğü gibi yaş ve kuru her ne varsa Kur’an-ı Kerim’de var! Ama insanın aklına bir soru takılmıyor değil, değil mi? Şöyle: “İyi de nasıl? Her şey, her konu bu kitabın içinde mevcutsa; mesela neden ‘atom bombasının nasıl yapıldığı’nı ya da ‘İsrail İran’ı vuracak mı?’ yahut ‘ne olacak bu Birleşmiş Milletler’in hali’ gibi konuları göremiyoruz?” Hemen söyleyeyim: Göremediğimizden! Yani; kitapta (haşa) eksiklik yok. Yahut “yaş ve kuru her ne varsa bu kitaptadır” diyenlerin iddialarında bir hata da yok! Yukarıda misal olarak verdiğim bütün bu konular ve daha fazlası kitapta mevcut aslında. Hiç yoksa genel kaideler olarak mutlaka var… Ama biz; kitabı nasıl okuyacağımızı, nasıl yorumlayacağımızı bilemediğimizden göremiyoruz! Yani sorun (haşa) kitapta değil bizde!

İşte size bir misal: Mesela siz hiç Kur’an-ı Kerim’de “siyasal rejimlerde güç ilişkileri ve iktidar yapılanması nasıl olur” şeklinde bir bilgi veya konu gördünüz mü? Görmediğinize bahse varım! Peki, acaba gerçekten de öyle mi? Mesela ben gördüm! Vallahi gördüm! Durun; hemen size de göstereyim: “Kârûn’u, Firavun’u ve Hâmân’ı da helâk ettik. Andolsun; Mûsâ, kendilerine apaçık mucizeler getirmişti de yeryüzünde büyüklük taslamışlardı. Oysa bizi geçip kurtulamazlardı. (Ankebut 39)

Anladınız mı?.. Sanmam! Öyleyse elimden geldiğince açıklamaya çalışayım: Allah, bu ayette tabii ki ilk etapta; sizin de gördüğünüz gibi: Hz. Musa ile Firavun ve yandaşlarının, tarihin bir döneminde yaşamış oldukları bir olaydan haber veriyor. Ancak işin sırrı ayete bakış şeklinde! Bir de şu açıdan okuyun bakalım, ne göreceksiniz?!

Allah bu ayette; siyasal sistemlerde başlıca iktidar odakları hangileridir onu (da) haber veriyor. Sıralamaya dikkat! Diyor ki: İktidarı oluşturan sacayağının ilki ve en önemlisi; Karun yani sermaye, ikincisi Firavun yani siyasi liderler, üçüncüsü ise Haman yani bürokrasidir! Bu; içinde ilahi mesajın (Hz. Musa) olmadığı batıl rejimlerdeki iktidar yapılanmasıdır. Batıl rejimlerde iktidarın asıl sahibi sermayedir. Çünkü sahip oldukları güçle; siyasi liderler ve bürokratları (daha çok satın almak suretiyle) kolayca yönlendirebilme kabiliyetine sahiptirler. Yani batıl sistemlerde para/güç en büyük amaçtır. Hz. Musa ile işaret edilen ilahi mesajın hâkim olduğu rejimlerde ise iktidar Allah’tır! Çünkü diğer (mecazi) iktidar odakları da ona göre hareket ederler...

Alın size sosyolojinin, siyaset biliminin, ekonominin alası. Şimdi kim inkâr edebilir ki “yaş ve kuru her ne varsa bu kitapta mevcuttur!..”

Not: Yukarıda örnek olarak verdiğim yorum, şahsıma ait olmayıp, ehil bir tefsircinin sözlerinden alıntılanmıştır. Yukarıda yazdıklarımdan da şu anlaşılmasın sakın: “Hadi herkes şimdi kendi kafasına göre, bilip bilmeden, işine geldiği gibi tefsir, yorum yapmaya başlasın!” Hayır. Hayır; ben kesinlikle bunu demek istemiyorum. Şunu söylemek istiyorum sadece: “Kuran-ı Kerim’i ezberden (alışkanlık halinde) okumayı bırakalım, elimizden geldiğince; “kâmil mürşitler rehberliğinde” Kur’an’da derinleşmeye bakalım. İnce manalarını tefekkür ede ede okuyup, anlayıp, uygulayalım.

Haydi çocuklar tefsir dersine!


Sinan Özgenç'ın Yazısı.