İki Büyü Bozucu: AKİF VE İKBAL
Akif, İstiklal Marşı için verilen hediyeyi kabul etmezken aynı istiğnayı İkbal de başbakanın gönderdiği hediyeleri reddederek gösterir. Her ikisi de hayattayken şöhrete kavuşmalarına rağmen şöhretleri sadece tevazularını arttırır.
âr-ı Ğârım,
Âkif ve İkbal’e dair yazdığın mektubunu aldım. Ben de cevaben, iki şairimizin aralarındaki benzerliklere bir başka açıdan temas edeceğim
19. ve 20. yüzyıllar bilim için çok parlak dönemler kabul edilir. Öyle ki bilimin kâinatın bütün sırlarını keşfedeceğine ve gezegenimizi bir yeryüzü cennetine çevireceğine inanılır. Bu dönemde din ve dine nispet edilen ne varsa ilkellikle nitelenir, horlanır. Auguste Comte, Pozitivizm diye isimlendirir bu vakıayı. Tanrının yerine insanlığı ikame eder. Tutup bir de Pozitivizm İlmihali diye bu yeni çakma dinin kutsal kitabını yazar. Osmanlı da fena hâlde etkilenir bu kara büyüden. İşte Âkif ve İkbal İslam dünyasını büyüleyen kara büyüyü bozmaya çalışan iki mütefekkir şairdir.
Başlığı ilham eden dizeler Pakistanlı Filozof Şair Muhammed İkbal’e ait. “Asrın büyüsünü ve tuzağını bozdum. Tuzaktaki taneyi kapıp avcının ağlarından kurtuldum. Allah şahittir ki ben bunu İbrahim’i (a.s.) taklit ederek başardım. Bu ateşe kendime güvenerek daldım. Ve oradan şahsiyetimi koruyarak sağ salim çıktım.” Şairin bu dizelerde dile getirdiği durum İslam dünyasını hayli meşgul etmiş bir problem: “Batılı olanı nasıl alalım, batıdan neyi alalım, nasıl alalım?”
Söz konusu meseleye esaslı ve derinlikli bir çözümü ilk sunan Said Halim Paşa’dır. O’nun Buhranlarımız adlı eseri –ki Akif tarafından Türkçeye çevrilir- tam da bu meseleyi irdelemektedir. Peki, Akif ve İkbal’i ele alan bir yazıya Said Halim Paşa da nereden gelip girdi? İşte bu sual meselenin kilidini açacak ve pozitivizmin kara büyüsünü bozacak. Paşa her iki şairin de beslendiği düşünce kaynağı. Öyle ki İkbal Cavidnâme adlı eserinde Mevlana Celaleddin Rûmî ile hayali bir geziye çıkar ve bu gezide namaz kılan iki kişiye rastlarlar. Cemaleddin Afganî imam olmuş, Said Halim Paşa da ona uymuştur. İkbal, Mevlana’nın dilinden Paşa’yı son yüzyılda İslam dünyasının yetiştirdiği en derinlikli düşünür olarak niteler.
Akif’le Said Halim Paşa münasebeti ise daha belirgindir. Son nefeslerini bile Akif, Beyoğlu’nda 27 Aralık 1936’da Halim paşa ailesine ait Mısır apartmanında verir. Bu noktayı tespitten sonra iki şair arasındaki benzerlikleri şöyle bir temaşa edelim. Akif veteriner, İkbal ise avukattır. Yani ilgileri mesleklerinden farklı... Sözün şirazesi biraz dağılacak ama yeri gelmişken geleneksel sanatlarımızın Osmanlı’dan Cumhuriyet’e aktarılmasında bir köprü vazifesi gören sanatkâr, Doktor Süheyl Ünver’in hikmet dolu bir sözüne yer verelim: “Her münevverin bir mesleği bir de sanatı olmalıdır.”
Her ikisi de hem şiir hem siyaset meydanında boy gösterir. İkbal bürokrattır, Akif ilk mecliste milletvekili. Sanat anlayışları da aynı mihver etrafında döner. İkbal: “Sanat asay-ı Musa gibi olmalı bâtılı yutmalı” derken aynı hisleri Akif: “Budur cihanda benim en beğendiğim meslek / Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek.” diyerek dile getirir.
Nedvi, İkbal’in Mesajı adlı eserinde İkbal’i yetiştiren beş manevi okul sayar bunlar; İman, Kur’an, Marifet-i Nefs, Zahidane yaşantı ve Mevalana’nın Mesnevi’sidir. Bunlar aynıyla Akif için de geçerlidir. İkbal Kur’an’la olan bağını babasının “Kur’an’ı sana iniyormuş gibi oku!” tavsiyesine uyarak hep sıkı tutar. Akif de hafızlığı medresede mektepte değil okuya okuya yapar. Akif’in şiirinde Sadi Şirazî’nin kokusu hissedilirken, İkbal Mesnevi’yi adeta yeniden yazar.
Akif, İstiklal Marşı için verilen hediyeyi kabul etmezken aynı istiğnayı İkbal de başbakanın gönderdiği hediyeleri reddederek gösterir. Her ikisi de hayattayken şöhrete kavuşmalarına rağmen şöhretleri sadece tevazularını arttırır. Daha birçok benzerlik sayılabilir. Yunus Emre’nin ifadesiyle sanki İkbal: “Ete kemiğe büründüm, Akif diye göründüm” derken, Akif de: “ Ete kemiğe büründüm, İkbal diye göründüm” demektedir.
Bu düşünceler, Akif ve İkbal karşılaştırmalı okumaları için bir başlangıç olsun. Kim bilir belki de bu karşılaştırmalar neticesinde yeni büyü bozucular zuhur eder.
Ahmet İğdi'ın Yazısı.