“Dini hayat, dini ilimler, bilginin ‘İslamileştirilmesi’ ve daha dini bilmem neler…” gibi ifadeler; laik sistemin zihinlerimize empoze ettiği: “Bir; din diye bir şey vardır. Bir de; dinin dışında kalan başka şeyler vardır” şeklindeki, dini öteleme amaçlı, sinsi bir düşüncenin ürünleridir.

"Dini hayat”a karşıyım! Ve bu söylediğim, beni “dinsiz, din düşmanı, kâfir, laik veya ateist” yapmaz. Ama tamam; Kabul ediyorum: Bu sözler, ilk bakışta; din düşmanlığıymış gibi görünüyor. Lakin bu tip söylemler yazarlığın cilvelerindendir. Yazar yapar bazen böyle. Maksat: Dikkat çekmek; akılda kalmaktır. Ama metnin tamamını okuduğunuzda; aslında ters bir şey söylemediğimi anlayacaksınız. Madem öyle; fazla uzatmadan izah edeyim ben de:

“Dini hayat, dini ilimler, bilginin ‘İslamileştirilmesi’ ve daha dini bilmem neler…” gibi söylemler; laik sistemin zihinlerimize empoze ettiği: “Bir; din diye bir şey vardır. Bir de; dinin dışında kalan başka şeyler vardır” şeklindeki, dini öteleme amaçlı, sinsi bir düşüncenin ürünleridir. Laik sistem ve bu sistemin azıcık kafası çalışan müritleri derler ki: “İnsanların kafalarına; din ve dünya işlerinin birbirinden ayrı şeyler olduğu düşüncesini şöyle iyicene bi’ yerleştirelim. Bunu bir kere başardık mı: Dini; siyasetin de ticaretin de bilimin de ve hatta gerekirse dinin kendisin bile dışına atabiliriz. Ondan sonra; Müslümanlar istediklerine istedikleri kadar “İslami” etiketi yapıştırsınlar. Bilakis; minnettar oluruz. Müslümanları; bir şeylerin başına “İslami” etiketi yapıştırtmaya başladık mı amacımıza ulaşmışızdır filvaki. Böyle bir durumda; Müslümanlar zihnen laikleşmiştir zaten. Öyle ya; bir şeyin “İslami”sini iddia eden “İslami” olmayanını da kabul etmiş demektir daha baştan… E?! Laiklik de bu demek değil mi: Din ve dünya işlerinin birbirinden ayrılması! E?! Bize lazım olan da bu değil mi?..”

Uyanık olmazsak dinin içi böyle boşaltılır işte. Hem de bizzat Müslümanlar eliyle. Bu tip akıl kapanlarına tutulmamak için; kavramları doğru anlamalıyız her şeyden önce. Çünkü “… Kelimeleri yerlerinden kaydırarak (tahrif edip) değiştiriyorlar. (Maide 13)” Böylelikle içini boşalttıkları kavramlara, kendi istedikleri şekilde yeni anlamlar yükleyerek, zihinlerimizi manipüle ediyorlar.

İçini boşatıp, yeniden anlamlandırmaya çalıştıkları kavramların başında ise din geliyor. Hani o; sadece bir kuru ahlaktan ibaret olarak algılanmasını istedikleri ama esasında hayatın ta kendisi olan kavram! Şimdi sizin için basitleştirip, özetleyeceğim. Ki kimse düşmesin bu tuzağa…

“Din” dediğimiz şey “tedbirdir”. Yani: “Allah’ın; mahlûkatının faydasını sağlamak amacıyla aldığı yahut alınmasını teklif ettiği tedbirler bütünüdür.” İçine her şey ve herkes girer kimse de çıkamaz. Çünkü Allah’ın zatı dışında her şey mahlûktur ve Allah “rab” olarak, hepsinin aynı anda faydasını gözetir. Bunun için kanunlar koymuştur. Kimisi; insanlar tarafından doğa kanunları olarak adlandırılır. Kimisi bilim kanunu, kimisi mesleki kural, kimisi felsefi kural… Ama hepsi de Allah’ın, mahlûkatının faydası adına yarattığı yasalardır. Adına da din denir. Bu manada; bilimin kurallarına uygun hareket eden bir kişi için diyebiliriz ki “Evet o kişi dine uygun hareket ediyor.” (Ama ekseriyet maalesef –tam da laik felsefenin istediği gibi- sadece ahlaki önermeleri din diye diye algılar.)

Bu kuralların birbirlerinden tek farkı: Bir kısmının seçmeli, bir kısmının mecburi olmasıdır. Mesela yerçekimi kanunu seçmeli değildir. Aşıldığı(?) durumlarda bile aslında; aynı kanunun izin verdiği, bağlantılı başka kurallar yürürlüktedir. Çünkü Allah yerçekimi kanunun aşılmasını bile bir kurala bağlamıştır. Yoksa insan yapısı parlamento yasalarında olduğu gibi ortada bir yasal boşluk ve bunun değerlendirilmesi durumu mevcut değildir. Ama mesela; bir kabul olarak Müslüman olmak ve bunun getirisi olan diğer bazı tekliflere uymaksa seçmelidir. Aynı trafik kurallarında olduğu gibi yani. Uyarsan; zarar görmez ve vermez, uymazsan; çekersin. Sonuçları olmasa da kabul ve uygulama tercihe bağlıdır.

“E madem her şey dinin içinde?! O zaman adam öldürmenin, zina etmenin vb.’nin de mi dinde yeri vardır mı diyeceğiz?” diyenler olabilir. Basit: “Dinin; bir şeyin varlığını tanıması, onu önermesi anlamına gelmez” derim o zaman.

Merak ediyorum: Yüznumarada nasıl taharetlenileceğini bile kurala bağlayan bir dinin kapsamadığı alanlar da olabileceğini düşünmek neyin kafasıdır acep?!. Söyleyin de biz de içek!

Hayat “Hay”dan gelir.


Sinan Özgenç'ın Yazısı.