Eğer 24 yaşında bir gençseniz ve üstüne üstlük hâlâ bekârsanız içinde bulunduğunuz monarşi yönetimi, sizin sık sık kendi  çamaşırlarınızı yıkayıp, evinizi temizlemeye hükmetmekten geri durmayacaktır. Siz bu durumun sultanlık olduğu iddiasında iseniz ne aile büyüklerinizin ne de başbakanın, size yardım etmesi söz konusu olamaz. Boşanma oranlarının evlenme oranlarını yakaladığı şu günlerde, akıntının tersine yüzerek, her hangi bir maddi menfaat uğruna değil de kendisini helal mecralara sevk etmek için evlenmek önemli bir duruştur diye düşünüyorum. Postmodern dünyada insanlar, tek başlarına ve düzensiz yaşamayı, gayrimeşru ilişkiler ağına  gömülmeyi, bohem diye tabir edilen günübirlik, geleceği ve geçmişi olmayan bir yaşantıyı tercih ediyorlar. Baktığınız zaman niyet hayır olmadığı için akıbetin de hayır olmadığını görüyorsunuz.

Toplum hayatının temelini teşkil eden aile kavramı son zamanlarda yerini çevre kavramına bırakıyor. İş çevresi, arkadaş çevresi,  çevre edinme gibi tabirler toplum hayatına iyice yerleşti. Mahalle, komşuluk, mahrem, namahrem, sılayı rahim, edep gibi Müslüman  Türk toplumlarının birbirine tutunma harcını sağlayan yapılar, postmodernitenin sunduğu “insan” merkezli yarı tanrılaştırılmış  kimliksizleştirilmiş bir yapıyla yok ediliyor. Bu duruma karşı çıkmaya çalışanlar ise en hafif tabirleriyle “yobaz”, “mürteci”, “gerici” gibi  hakaretlere maruz bırakılıyor. Tüm bu saldırı mekanizmalarının karşısında durup “aile” yapısını yeniden canlandırmak ve bu  mücadeleye hayırlı bir evlilikle başlamak asırlar boyunca Dünya’ya hâkim olmuş bir medeniyetin inşasına ilk tuğlayı koymak gibidir. 


Sami Yaylalı'ın Yazısı.