Dindarlarla(!) tartışmanın on altın kuralı vardır. Bunların dokuzu kâfir ilan edilmeden kaçmakla ilgilidir. Onuncu kuralsa: “Madem önceki dokuz kuralı ihlal edip, onuncu kurala kadar geldin; öyleyse başına gelenleri hak ettin” şeklindedir.

"İslami"(?) kesimin, tartışma kültürü içler acısı. Hele tartışma, internet ortamlarından birinde cereyan ediyorsa vahim. “Bir kısım” dindarların(!), nefislerinin hükmüne Allah’ın ayetlerini alet etmek gibi kötü bir huyu var. Bu kişiler, tartışmaya girdikleri hemen her konuda -ki konu; ister kültür mantarı yetiştiriciliği olsun, ister İslam’da kadın hakları…- şekil olarak kendi savlarıyla örtüşür görünen ayetleri, (çoğunlukla Google’dan bulup) tartışmadaki rakiplerinin sözlerinin karşısına koyuyorlar. Böylelikle; Allah’ın da o konuda kendileriyle hemfikir olduğunu (hâşâ), o konuda; kendilerinin fikirlerine karşı çıkmanın; doğrudan Allah’a karşı gelmek olduğunu(hâşâ)(!) ortaya koymuş oluyorlar. Bu durumda siz de kâfir sayılıyorsunuz. Ama adam(!) eğer biraz olsun insaf sahibiyse; size öyle hemen kâfir deyip, cehenneme yollamayıverebiliyor da. Önce; firavun, fasık, sapık filan deyip sizi uyarıyor. Görüşünüzde ısrarcı olmanız halinde cehenneme gitmenize karar veriyor(!). Hatta biraz daha insaflı olanları, sizi cehenneme atmadan önce; kendilerine karşı çıkmış olduğunuz için tövbe etmeniz gerektiği, aksi takdirde cehennemlik olacağınız konusunda sizi önceden uyarıyor da. Ki minnettar olmamak elde değil.

Bu kişilerin kafaları şöyle çalışıyor: Herkesten daha Müslüman olan ve bunun doğal sonucu olarak da herkesin ne kadar Müslüman ne kadar kafir olduğuna karar verme yetkisine sahip bu kişiler(!), mesela süne zararlısıyla mücadele konusunda size bir emir/öğüt(!) veriyorlar. Siz de eğer onların bu öğütlerini kabul etmezseniz hemen Google’dan içinde “öğüt” kelimesi geçen ayetleri bulup, sıralıyorlar. Bu konuda kullandıkları başlıca ayetlerse genellikle şunlar oluyor (Evet evet! Üşenmedim araştırdım. Hem de Google’dan): “Öğüt ver; doğrusu öğüt ‘inananlara’ fayda verir.” (Zariyat 55), “Hiç kimsenin kazandığı yüzünden mahrumiyete sürüklenmemesi için Kur’an ile öğüt ver... Küfre saplanıp kalmalarından dolayı onlara çılgınca kaynamış bir içecek ve elem dolu bir azap vardır.”(Enam 70), “… Eğer benim konumum ve Allah’ın âyetleriyle öğüt vermem size ağır geliyorsa, (biliniz ki) ben sadece Allah’a dayanıp güvenmişim…” (Yunus 71), “Rab’lerinden kendilerine yeni bir öğüt gelmez ki, onlar mutlaka onu alaya alarak, kalpleri de gaflette olarak dinlemesinler…” (Enbiya 3), “Rahmân’dan kendilerine gelen her yeni öğütten mutlaka yüz çevirirler.” (Şuara 5), “Kendilerine öğüt verildiği zaman öğüt almıyorlar.” (Saffat 13), “En büyük ateşe girecek olan en bedbaht kimse (kâfir) ise, öğüt almaktan kaçınır.” (Ala 12)…

Böylelikle; onlar, öğüt veren makam siz de reddeden konumuna düşen olduğunuz için, bu kişilerin süne zararlısıyla ilgili öğütlerine dahi karşı çıkmış olsanız; kâfir olarak, cehenneme doğru yol almaya başlıyorsunuz… Sonuçta arkalarında kapı gibi ayet var: “Kendilerine öğüt verildiği zaman öğüt almıyorlar.” Şekilde bile olsa, içi boş bile olsa, konuyla alakasız bile olsa, zorlama bile olsa; öğüt verme(!) durumu ve Kuran-ı Kerim’de öğüt vermeyle ilgili ayetlerin mevcudiyeti, hemen her tartışmada, ayet istismarcısı olan tarafa tevafuken de olsa bir kapı aralıyor. Onlar da kapı aralığına ayak koyma suretiyle nefislerinin vehimlerini, (hâşâ) Allah’ın ayetlerine sarıp, galip gelmeye çalışıyorlar. Bu genel bir durum. Daha müşahhas örnekler de yok değil ama konuyu kişiselleştirmenin lüzumu yok.

Konuyla ilgili olarak söyleyebileceğim tek şeyse; bunun çok çirkin ve esef verici bir tavır olduğu. (Allah’ın zatı dışında başka herhangi bir kimsenin, bir başkasının cennet veya cehennemlik olduğuna hükmetmesinin hükmünü fıkıhçılardan sorunuz.) Vaktiyle “Ateistlerle Tartışmanın 9 Altın Kuralı” başlıklı, ateistlerin tartışma üslubunu alaya alan bir yazı kaleme almıştım. Bilhassa ateistlere ait tartışma forumlarında çokça paylaşılıp, eleştirilmişti :) Sanırım şimdi buna karşılık olarak “(Bu tip) Dindarlarla(!) Tartışmanın 10 Altın Kuralı”nı anlatmam gerekecek. Şöyle oluyor: Dindarlarla(!) tartışmanın on altın kuralı vardır. Bunların dokuzu kâfir ilan edilmeden kaçmakla ilgilidir. Onuncu kuralsa: “Madem önceki dokuz kuralı ihlal edip, onuncu kurala kadar geldin; öyleyse başına gelenleri hak ettin” şeklindedir.


Sinan Özgenç'ın Yazısı.