Kande varır yolun senin? Ya kande uğrar menzilin?

Nerden gelip gittiğini anlamayan hayvan imiş…

Kimi Türkcelle bağlanır hayata kimi Nursel’le kimi Birsel’le… Fakat esas can alıcı soru şu: Hayat dediğin nereye bağlanır?

Kimi “Kafa nereye biz oraya!” der de bir kafanın ardınca gider. Kimi kertenkelenin kuyruğu gibi kafadan kopar, Bireysel takılır…

Bahar mevsimini yaşadığın şu günlerde, gözlerini açtığın dalda hayata yeşil yeşil bakan sevgili yaprak… Vaktin gelince sen de kopacaksın… Yerinden yuvasında kopup göçen kuşlar gibi…

Kaç insan doğduğu kucakta ölmüş ki? Bir gün sen de doğduğun kucaklardan doyduğun bucaklara kopacaksın…

Ama sakın dert etme! Kopmak mesele değil çünkü… Dert etsen de takan olmayacak ki zaten. Sen koptuktan sonra ne olacağına yan yaprak… Harf inkılabına uğramak da var kaderde. Sen de koparsın dalından, bir kıvırcık marul yaprağı da kopar. Sen kopup düştüğün yolda çürür gidersin, diğeri gıda olur…

Nasıl olsa ikisi de köpektir, deme! Bir kapının köpeği olmakla, sokak köpeği olmanın farkını köpek olan bilse de, insan olanın muamelesi belirler aradaki farkı.

Sen sen ol! Nereden kopup nereye düştüğünü, kimden ayrılıp kime bağlandığına dikkat et…

Bu yazıda istersen sana bağlanacağın bir kapı gösterebilirdik, istersen ardınca gideceğin bir kafa… Ama biz sana adres göstermek yerine sadece KOP diyeceğiz… Sen hele bir kop da:

“Seyreyle güzel kudret-i mevlâ neler eyler…”

Sevsinler…

Git de bir müslüman din kardeşine çıkma teklif et.

“Bu akşam teravih namazını birlikte kılalım mı ne dersin?”

“Seni iftar yemeğine götürebilir miyim?”

“Bu gece benimle olur musun?! Sahur yemeğini beraber yer, sabah namazını birlikte kılarız, mukabele ederiz dizdize göz göze…”de!

Sonra da ona ilân-ı aşkta bulun. Ama masdarında, mesnedin de KALP (sahte) değil HAK olsun:

Hazret-i Peygamber’in (s.a.v.) huzurunda bir adam vardı. Bir kişi yanlarından geçti. Adam Peygamber Efendimiz’e dedi ki:

– Ey Allah’ın Resûlü! Ben şu kişiyi gerçekten seviyorum…

Peygamber Efendimiz sordu:

– Peki, sevdiğini ona bildirdin mi?” Adam:

– Hayır, ya Resûlallah, dedi. Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu:

– Git ona da söyle.

Adam derhal kalkıp o şahsın arkasından yetişti ve:

– Ben seni Allah için seviyorum, dedi. O da şöyle karşılık verdi:

– Beni kendisi için sevdiğin Allah da seni sevsin. (Ebû Dâvûd, Edeb 113.)

Yemezler Kardeşim…

Her zaman yiyebileceğin haltları bile yiyemediğin şu günlerde, hep figürana oynadığın hayatta, başrolü kendin kapacağın kısa bir film çek. Sade sen seyret, sonunda sade sen ve rol verdiğin figüranlar mutlu olsun…

Yemelere doyamayacağın bir yemek konunca akşam önüne, “Yemezler kardeşim!” diye dellen durduk yere… Zaten gün boyu bir lokma bile yiyememişsin, açlık başına vurmuş… Gerçi açlıktan ölmeyeceğini anladın… Peki senin akşam sofranı süsleyen yemekler ya birilerinin gecesinde rüyasını, gündüzünde hülyasını süslüyorsa…

Hah işte!

Bul da onları bir bitmez rüyadan uyandır, hayallerini gerçeğe dönüştür. Davud-i Tâî Hazretleri’nin menkıbesini zamanımıza güncelle, her türlü kılığa girdiğin şu hayat sahnesinde bir de ondan rol kap kendine.

Suya Tat Ruha Kanat Veren…

Allah’ın sevgili kulu olduğumu hep düşünmüşümdür; hâliyle bu kadar düşününce de insan ister istemez inanıyor… Kıbrıs’ta askerlik yapar; bir de yaz mevsimine denk gelir; üstüne üstlük asker asker oruç tutarsanız, askerlik hatıralarınızın evliya menkıbelerine döndüğünü görürsünüz…

Eğer oruçlu geçirdiğin bir günün sonunda, iftar saatini beklediğin vuslat öncesi dakikalarda, soğuk su dolu bir bardağı okşayacak kadar susarsan… İçindeki susuzluğun ateşini, içemediğin buz gibi bir suyla yüzünü yıkayarak serinletmeye çalışırsan…

Bir yudum suya hasret can veren Peygamber torunlarını hatırından çıkarma! Tadına doyamadığın o bir yudum su var ya işte… Susuz kalmış bir candan daha mı tatlı!

İç, iç güzelleş, geç kendinden, kop… Suya tat, ruha kanat verene bağlan… Kop kop…

Götür bakalım…

Yarasın! Bundan elli altmış sene önce nice yürekleri hoplatmış, kaç delikanlıyı birbirine düşürmüş, fakat güzelliği zaman aşımına uğramış bir âfet-i devran teyzeyi tak koluna… Şehrin en cafcaflı caddesine çıkın beraber… Millet manita görsün be kardeş… Tabi senin niyetin hasbii olacak. Diğer kolunda teyzenin poşetlerini taşıyıp onu istediği yere kadar götürüvereceksin hâliyle… Varlığın bir işe yarasın…. Değil mi ya!

Kazık Gibi Değil Sütun Gibi…

Oruçlu geçirdiğin günlerde yemeklere açıktığın, içeceklere susadığın kadar namaza da susuyorsan ne mutlu sana.

Saf saf dolaştığın hayatında gözlerini hakikate, dört rekatlığına olsun açabiliyorsan ne mutlu sana...

Fırsat bulduğunda vakit namazlarını camide kılmaya çalılş. Birbirine kenetlenmiş taşlar gibi saf tut bir imamın ardında… Nefsinin esaretinden kurtulup Hakk’a kullukta bulduğun bir namazlık sultanlığın olsun…

Namazı bitirir bitirmez kaçma bu sefer camiden. Nice nazlar, ezalar, cefalar çektiğin gibi on dakika da tesbih çekiver. Git de bir caminin sütunlarına daya sırtını. Kazık kadar boyunla odun gibi yaşayacağına, ömründe sütun gibi bir adam ol, dosdoğru… Koca bir kubbeyi sırtlanmış gibi dimdik otur. İcabında çatla, yıkıl; ama yamulma… Görenler seni “off be sütun gibi….” desinler…

Behlül Dânâ’nın meyilli olduğu tarafa yıkılan harab duvarı gibi, meylin rükudan, secdeden yana olsun ki, akıbet bir gün yıkılırsan da kıbleden tarafa yıkıl… Taş gibi…

“Çünkü öyle taş var ki içinden ırmaklar fışkırır. Öylesi var ki çatlar da bağrından su kaynar. Ve öylesi var ki Allah’a olan tazimi sebebiyle yukarıdan düşüp parçalanır. Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.” (Bakara Suresi 74.)

Gönül Hırsızları!

Hay-din Çöpçatanlığa…

Düşünsene iki kişi birbirini çok seviyor; ama bunu birbirlerine söyleyemiyorlar… Ve sen bunu biliyorsun. Birbirini seven iki kişinin arasını buluvermek sevaptır değil mi? Sevgi ve hatta aşk ruhun gıdası değil midir? O zaman ruhu acıkmış insanlara sevgi ikram etmek de sevaptır sevaptır…

Peki vücutlarının gıdasında aldanıp abur cubura düşen insanlar, fazla kilo ve yağlarının diyetini ödemeye mahkum olurken, gıdasını arayan aç ruhlar, bir kurulup bir kaldırılan sevgi sofralarında, ayaküstü atıştırdığı flört büfelerinde, her keseye uygun hesaplı aşk restoranlarında menülere bakıp bakıp aldanmayacak mı? Hamamda kurnaya, düğünde zurnaya açık olanlar gönül kilolarından nasıl kurtulacaklar…

Bu çöpçatanlık işine el atmazsanız… İnsanlara sevecekleri BİR’ini bulmalarında yardımcı olmazsanız… Vallahi de billahi de Allah bunu sorar ey cemaat! (Normal camii cemaati kasdedilmektedir…)

Çöpçatanlıkta vizyonumuzu şu şekilde ifade ediyoruz:

“Allah’ın kullarından Allah’a en sevgili olanlar: Allah’ın kullarını Allah’a sevdirenler ve Allah’ı da kullarına sevdirenlerdir. (Beyhaki, es Sünenü-l Kübra)

Kopartan Parçalar

Ayağınaza bağ olacak, yüzünüzü kızartıp gönlünüzü karartacak müziklerden kulağınızı kopartın biraz… Bir ucu ebediyete bağlı eserlerle kopun… Kop, kop…

El çek tabip el çek yaram üstünden… (Melihat Gülses’ten olabilir…)

Kimseye etmem şikâyet (Bekir Ünlüataer’i dinlemek varken yazık etme vaktine…)

Bırak beni beni bırak. (Ahmet Üstün’den dinlenilecek.)

Başka söz söylemem aşktan yana ben…

Veee son iki parça: Halil İbrahim Sofrası ve Yaz Dostum…

Yaz Dostum…

Yaz dostum, güzel sevmeyene adam denir mi?

Yaz dostum, selam almayana yiğit denir mi?

Yaz dostum, altı üstü beş metrelik bez için…

Yaz dostum, boşa geçmiş ömre yaşam denir mi?

 

Yaz tahtaya bir daha… Tut defteri kitabı…

Sarı çizmeli Mehmet ağa, bir gün öder hesabı…

 

Yaz dostum, yoksul görsen besle kaymak bal ile.

Yaz dostum, garipleri giydir ipek şal ile.

Yaz dostum, öksüz görsen sar kanadın kolunu.

Yaz dostum, kimse göçmez bu dünyadan mal ile.

 

Yaz dostum, Barış söyler kendi bir ders alır mı?

Yaz dostum, su üstüne yazı yazsan kalır mı?

Yaz dostum, bir dünya ki haklı haksız karışmış…

Yaz dostum, boşa koysan dolmaz dolusu alır mı?

İddia’nın Kralı…

Büyük İkramiye’nin Feriştahı

Arkadaşlarınla bir bahse tutuş . Bu sefer ki iddia’ların biraz büyük olsun. Büyük ikramiyeyi bu sefer kazanan sen ol. Bu güne kadarki iddialarında tutturamadıysan, şimdi sana vereceğimiz tüyoya inan... Ramazan ayının son on gecesine bütün nakd-i hayatını yatır. On koyacaksın, ootuuuzz biinnnn alacaksın. Ne zaman kazanma gerçekten kazanmayı öğreneceksin. Ne zamana kadar kaybedecek kaybettiklerin için üzüleceksin… “Ellerin hep böyle boş mu kalacak?” “Gözünde hep böyle yaş mı olacak?”

Sıcakta Her Türlü Koyar!

– Bir yaz Ramazanında kendini bilmeyenin biri, bitkin hâlde bir oruçluya sormuş sırıtarak:

– Ne o… Oruç mu koydu yoksa? Adam zaten sıcaktan bir bezmiş… Bir de bu sıcağa rağmen çiğ kalabilmiş şu adamla uğraşmak zorunda olmanın verdiği bıkkınlıkla demiş ki:

– He yaa! Koydu haliyle…

– Koyar bu sıcakta… Kötü koyar vallahi billahi… Ben de ondan tutmuyorum zaten…

Bunu diyen adama şimdilik oruç koymasa da, aldığı cevap fena koymuş. Oruç tutan adam demiş ki:

– Vallahi, tutana bu sıcakta nasıl koyduğunu ben biliyorum. Tutmayana nasıl koyacaksa artık onu da sen bileceksin!...


Harun Kırkıl'ın Yazısı.