Süleyman Ragıp Yazıcılar / Genç Haber Merkezi / @suleymanragip

Sana yolculuk tavsiye ederim.
Kendinle ilgili akışta tıkanma hissettiğinde...
Artık donuklaştığını, tekrara düştüğünü gördüğünde..!

Mehmet Lütfi Arslan


7 Aralık Cuma sabahı, dokuz kişilik bir ekiple İstanbul’dan Kahramanmaraş’a doğru yola koyulduk. Kendimize ait bir araçla, kendimize has bir havayla başladı yolculuğumuz. Kaptanımız huzur ve güven veren Kemal Yetkin idi. Araçtaki isimlerin çoğu Genç Dergi Yazı İşleri kadrosuydu: Mehmet Emin Gül, Cantürk Genç, Aleaddin Çakmak, Mücahid Emre Sever, Hüseyin Yavuz ve Samet İnekçi. Tabii bir de Samet Demir bizimleydi, yolculuğumuzun renkli siması, organizatörü…

İlk Hedefimiz Adana!

Tekerlekler döndükçe koyulaştı muhabbetimiz, gönüllerimiz şen oldu. Gerçekten de çok samimi ve güzel bir ekiptik, arabanın içindeki hava eşine az rastlanır cinstendi.

On iki saat sonra, akşam yedi civarı Adana’ya vardık. Bizi her zamanki gibi Halit Yasir Özoğul abimiz karşıladı. Yani Adana deyince ilk aklımıza gelen kişi.. Adana’nın ete kemiğe bürünmüş hâli…

Hızla yerleştikten sonra Uluslararası GENÇ Derneği’nin salonuna geçtik. Programa davetli olan seçme bir ekiple bir araya geldik. Bir saate yakın konferans oldu. Genel vurgu şu konu üzerindeydi: “Yük olan değil, yük çeken insan olmak lazım. Çağı iyi okumak, yeniliklere, değişikliklere hızla adapte olmak çok önemli.”

Daha sonra dergimizin tanıtımı yapıldı, hediye kitaplarla ilgili bilgi verildi. Soru cevap faslında ise Adana’daki GENÇ Gönüllüler’in istifhamları giderilmeye çalışıldı.

Çok Çocuk Bela mıdır?

Bizler konuşurken, dinleyiciler arasında uyuyakalan iki küçük çocuk vardı. Birisi abisinin kucağında uyuklamış, diğeri de sandalyede iki büklüm bir hâl almıştı. Orada bulunan Hüseyin abiye “bunlar sizin mahdumlar galiba” dedim konferansın ortasında. Verdiği cevap herkesi gülümsetti: “Evde beş tane daha var!” Sekiz çocuk sahibiymiş Hüseyin abi. Ve en büyüğü on beş yaşlarındaymış. “Hiç korkmayın, evlenin, çoğalın, hepsinin rızkı Allah’a ait, çok güzel bir şey” dedi. Gençler şaşkın ve mütebessim idi. Hüseyin abinin yüzündeki memnuniyet ifadesi gerçekten görülmeye değerdi.

Programın sonunda, yanına yaklaştım ve “Gerçekten de kolay mı abi?” diye sordum. Çok büyük nimet olduğundan bahsetti. O sırada yanımızda bulunan bir başkası “çok çocuk beladır diye bir şey okumuştum” diyerek söze girdi. Bunun üzerine Hüseyin abi şu harika cevabı verdi: “İslam ahlakına göre büyütme, tek çocuk da bela olur. İslam ahlakını verirsen, bin çocuğun da olsa hepsi rahmet olur!”

29. Genç Gönüllüler Buluşması / Kahramanmaraş

Pazar sabahı Adana’dan Kahramanmaraş’a doğru yola koyulduk yeniden. 29. Genç Gönüllüler Buluşması’na gidiyorduk.

Öğlen saatlerinde Maraş’taki GENÇ Ufuk Derneği’ne vardık.  Türkiye’nin çeşitli illerinden gelmiş Genç Gönüllüler oradaydı. Ağırlıklı olarak Ağrı’dan, Kayseri’den, Osmaniye’den, Şanlıurfa’dan, Trabzon’dan gençler vardı… Ev sahibimiz Yayha Uyar’dı. Genç yaşına rağmen büyük bir yükün altına giren, yüreğini ortaya koyup hem buluşmaya hem de şölene ev sahipliği yapan kardeşimiz: Yahya Uyar…

Buluşmamızın açılış konuşmaları ile başladı, çeşitli sunumlarla devam etti. Büyük bir salonda yaklaşık olarak üç saat program yaptık. Ardından şehri gezmek üzere araçlara bindik. Kahramanmaraş’ın en kıymetli isimlerinden biri olan Sütçü İmam’ın kabri başında dualar ettik. Daha sonra da Maraş Kalesi’nden şehri temaşa edip Ulu Camii’de akşam namazını eda ettik.

Yatsı namazında ise, Kahramanmaraş’ın yeni simgelerinden biri olan Abdülhamit Han Camii’ne gittik. Gerçekten de bir şaheser gibi dikiliyordu tepede. İçi Selimiye, Süleymaniye ve Sultanahmet camilerinin bir karışımı gibiydi. İmam efendi yaklaşık 20 dakika malumat verdi bizlere, ne zorluklarla ve ne emeklerle yapıldığını anlattı.

GENÇ Fasılları Bir Gelenek Oldu

Gecenin geri kalan kısmına GENÇ Fasıl damgasını vurdu. Kendini sık sık “tasavvufçu” olarak tarif eden ve bu yüzden de herkesi güldüren bir ilahi sanatçısı vardı aramızda. Yanında da kadife sesli bir arkadaşı. İkisi fasılımızın ana rengini belirledi. Kah Abdussamed tarzında Kur’an okumaya çalıştılar, kah çeşit çeşit ilahiler seslendirdiler. Genel anlamda iyilerdi lakin “Noldu Bu Gönlüm” ilahisini katletmediler desem yalan olur. :)

Şiir okuyanlar da oldu. Bunların içinden Kadir Bekar, kendine has o duruş ve sesiyle yine epey kişinin ilgisini çekti. Fasıl bittiğinde “hangi şiirdi abi” diye soran olmuş epey.

Ağrı Patnos’tan gelen kırk kişilik ekip fasılda ayrı bir hareketliydi. Öncüleri olan Davuthan Kılıç ne zaman mikrofonu eline alsa epey güldüler, ortama renk kattılar.

Türkiye’nin Afrika’sı Neresi?

Pazar sabahı önce Mehmet Aslan isminde bir hocamızın konferansı oldu. Samimi bir konuşmaydı, bizleri düşünmeye sevk etmek için gayret etti. Ardından da Anadolu’dan gelen temsilcilerimiz konuşmaya başladı.

Ağrı-Patnos’taki çalışmaların ve hizmetlerin öncüsü olan Davuthan Kılıç abimiz, çok manidar şeyler söyledi. Şu cümleler çok önemliydi: “Bugün herkes önüne dünya haritası almış, hep küresel projeler, küresel hedefler peşinde. Buna bir şey diyeceğim yok lakin Afrika’ya gözümüzü dikerken unutmamamız gereken bir şey var: Biz kendi Afrika’mızı, yani Türkiye’nin doğusunu görmemezlikten gelemeyiz. Ne zamanki Türkiye’nin doğusu unutuldu, bütün sıkıntılar da oradan çıkmaya başladı. O yüzden herkese diyorum ki; önünüze önce Türkiye’nin doğusunun haritasını alın, dünya haritasını değil!”

Benliğini Fark Edene Yollar Açılmıştır!

Pazar günü öğlen saatlerinde aramıza Lütfi abimiz katıldı. Gelir gelmez kendisini bekleyen kalabalığa konuşmaya başladı. Benlik algısı üzerinde durdu. “İnsan idrak etmediği, fark etmediği bir şeyi aşamaz, gerçekleştiremez. Bu yüzden kişi önce benliğini fark etmeli.” dedi. Ardından da ekledi: “Ben diyerek başladığımız yol, ben diyerek devam edemez, sen diyerek devam etmeli… Sen, yani Rabbimiz…”

Önemli bir konuydu gerçekten de.. Fert olma sırrını bulmak.. Tevhid yolunda yürümek… Lütfi abimizin kendi ifadeleriyle söyleyecek olursak: “Yollar “ben” demeyene açılmaz. Çünkü benliğin farkına varmak, varlığımızın kaygısına düşmek demektir. Bu asil kaygı, bizi Yaratan ile mülâki olduğumuz o şerefli mecliste ruhlarımızda hissettiğimiz “O ve biz” ayırımının bir tezahürüdür. Kaygıdan kurtulmanın yolu önce kim ve ne olduğumuzu idraktir. Bu idrak, O’nu da idrak etmek anlamına gelecek bir kapı aralar, çünkü nefsini bilen Rabbini bilmiştir.”

Lütfi abimiz konuşurken aldığım güzel notlardan biri de şöyleydi: “Bir insanın kalitesi dualarından belli olur!”

Siz Dünyanın Geleceğisiniz!

Akşam yedi gibi şölenimiz başladı. Salonda büyük bir coşku vardı. Her yer dolmuştu. Kahramanmaraş Belediye Başkanı da bizimleydi. Organize çok iyi idi.

Sunucumuz Kadir Bekar güzel bir giriş yaptı ve şöleni başlattı. Ardından konuşmalar oldu. Lütfi abimizin konuşması, gerçekten de az, öz ve etkiliydi. Kahramanmaraş Belediye Başkanı “Gençler siz ülkemizin geleceğisiniz.” demişti. Lütfi abimiz ise hararetli konuşmasının girişinde “Ben bu sözü daha da büyütmek istiyorum: Gençler siz sadece ülkemizin değil dünyanın geleceğisiniz, buna emin olun!” dedi. Çok coşkuluydu Lütfi abimiz. Bu konuşmayı kaçırmayayım diye hemen makinemi çıkardım ve video kaydı yaptım.

Ömer Karaoğlu`ndan Tüm GENÇ Gönüllüler`e: “Kuşlar”

Sonra Samet Demir stand-up için sahne aldı. Onlarca defa izlediğim halde, yine de güldüm, yine de keyif aldım Samet’ten. Bir ara hatıralar geçidi yapacak oldu, çok tutmadığını anlayınca hemen diğer esprilere geçti. Geçmeseydi sanırım kariyerinin en büyük hatalarından biri olacaktı. :) Neyse ki sonra iyi topladı, izleyicileri epey memnun etti ve ayrıldı sahneden.

Ve Ömer Karaoğlu… O da çok neşeliydi. Salon onun gelişiyle hareketlendi. Özellikle İmam Hatipli öğrenciler yerinde duramadı pek. Ömer abi ilk defa bu denli muhatap oldu bizlerle. Yani parça aralarında sözü uzattı, güzel şeyler paylaştı. Bu çok hoşuma gitti. “Kuşlar” isimli parçasını GENÇ Gönüllüler’e armağan etmesi çok şıktı doğrusu.

Kahramanmaraş Buluşmasından Aklımda Kalan Diğer Notlar:

·    Yolculuğun en güzel yanı, birbirini seven ve sayan insanların, aynı aracın içinde uzun bir süre bir arada kalması olsa gerek… İstanbul ekibi olarak çok “kıymetli” bir yolculuk yapmış olduk.. Birbirimizi yakından tanıdık, gönüllerimiz daha da ısındı birbirine…

·    Kahramanmaraş’taki mihmandarımız Yahya Uyar, genç yaşında böyle büyük bir organizasyona talip oldu.. Artısıyla, eksisiyle başardı… Bu çok büyük bir şey.. Kendisine ne kadar teşekkür etsek az… Gönlü şen olsun, her işi âsan olsun…

·    Genç Gönüllüler Türkiye Koordinatörü olan Hasan Yavuz Uğurlu, bazı sebeplerden dolayı aramızda bulunamadı. Sensiz olmuyor Hasan.. Oluyor gibi olsa da olmuyor…

·    Adana’daki Genç Gönüllüler’in yeri gönlümde her zaman ayrı bir güzelliğe sahip. Bizlere gösterdikleri sevgi ve özenli hizmetten dolayı nasıl teşekkür edeceğimizi bilemiyorum doğrusu..

·    Kahramanmaraş’ta da GENÇ’in tarzını ve ortaya koyduğu felsefeyi doğru okuyamayan, takip ettiği ince çizgiyi idrak edemeyen, kabullenemeyen ve anlamakta zorlanan insanlar var. Bunu Yahya’nın gözlerinden ve yaşadığım birkaç olaydan okuyabiliyorum kolayca. Şuna inanıyorum: Bizler hiçbir şeye takılıp kalmadan yürüyüşümüze devam edeceğiz.. Ve görmeyeceğiz; hataları, kusurları, yan bakışları.. Çünkü bizler ne yaptığımızı çok iyi biliyoruz… Çünkü bizler kazanma kuşağında kaybedenlerden olmak istemiyoruz…

·    Lütfi abimizin şölende yaptığı konuşmayı, bir arkadaşımız şöyle yorumladı: “Bugüne kadar Genç Gönüllülük ve Dert Çağrısı kafamda tam oturmazdı, anlamazdım pek. Lakin o konuşmadan sonra her şey yerli yerine oturdu, hatta içimde hemen bir şeyler yapma aşkı doğdu.. Söylediği bazı cümlelerin altına sayfalarca yazı yazabilirim…”

·    Buluşma sonrası, herkes olumlu-olumsuz düşüncelerini paylaştı. Bundan sonraki buluşmalarda bir üst başlık olsa iyi olur dendi. Ve programların uzun sürmesi yormuş bazı gençleri. Onlar öyle söylerken, ilk GENÇ grubu geldi gözlerimin önüne.. Saatlerce otururduk da bana mısın demezdik… Anlaşılan sayımız arttıkça daha genele hitap eden muhteva oluşturmamız şart oldu.

·    Programa ev sahipliği yapanların, merkezle yani İstanbul’la istişareleri çok önemli bir konu. Çünkü bu istişareler sağlıklı yapılmazsa buluşma sırasında küçük gibi görünen pek çok sıkıntı zuhur edebiliyor. Bu anlamda organize işleri gerçekten hep “detaylar” yüzünden boğulur ya da şâd olur, bunu unutmamak gerekiyor. Yahya iyisiyle kötüsüyle sırasını savdı, geleceğin ev sahiplerine duyurulur. ;)

·    Kemal Yetkin’in şoförlüğünde dünyanın her yerine gidebilirim. Hem huzur verdi, hem de güven. Eksik olmasın gerçekten de… Ismarladığı şeyleri söylemek ise ayıp olur. :)

·    İstanbul ekibinde bulunan arkadaşların, tek tek hayat hikayelerini dinledik yol boyunca. Orada şunu fark ettim: Abdurrahman Çetinkaya, Abdullah Emre Çetiner, Hasan Yavuz Uğurlu, Adil Tanış ve Ahmet Kürşat Arslan gibi kahramanlar olmasa, onlar da orada olmazmış.. Yani arabadaki dostlarımızı, bu ismini saydığım “çekirdek Genç Gönüllüler” katmış aramıza, onlar vesile olmuş bizlerle buluşmalarına.. İşte bu, çok önemli bir nokta.. Yasir abimiz derdi ya hani: “Vesile adamı olmak lazım!” Gerçekten de böyle güzel dostları aramıza katmaya vesile oldukları için hepsini minnetle anıyorum…

·    Böyle büyük organizasyonlarda, birileri öne çıkar daima.. Ama iyi bilirim ki, perde arkasında nice yürekli adam, nice görünmez kahraman vardır. Bu anlamda Mustafa Arslantürk, Ömer Faruk Türk, Eshabil Yıldız, Adanalı Harun ve Yusuf abilerimiz çok emek verdiler… Ve ismini sayamayacağımız nice dostlar.. Ve Kahramanmaraş`taki büyük küçük herkes.. Hocalarımız, öğrenci arkadaşlarımız, sponsorlarımız... En küçük şeyleri bile hesaba katacak olan Rabbimizden bol ecirler dileriz kendilerine.. Onlar olmasa, bu işler hep havada kalır, yarım kalır, tatsız kalır…


Süleyman Ragıp Yazıcılar'ın Yazısı.