Yaptığın iyilik, bir gün seni mutlaka bulur… Şimdi; bir tanıdığımın, normal şartlar altında saklanması gerektiğini düşündüğü ancak rica ve ısrarlarıma dayanamayarak, kimliğinin gizli kalması koşuluyla anlatmama izin verdiği, uyduruk olmayan, gerçek bir hikâyeyi paylaşacağım sizlerle.

Bu yazacaklarım tamamen gerçektir. Yaşanmıştır. Bir tanıdığım tarafından hem de. İbret-i alem olsun diye paylaşıyorum.

Söz konusu tanıdığımın eşi doğum yapmıştı. Kısa bir süre önce. Erken doğum hem de. Bu yüzden bebekleri uzunca bir süre küvezde kalmıştı. Taburcu olduktan sonra; bebeğin gözlerinde; bazı sıkıntılar olduğu ortaya çıkmıştı. Küvezde uzun süre oksijene maruz kalan bebeklerde sık görülürmüş: Fazla oksijene maruz kalan vücut, duruma uyum sağlamak için fazladan damarlar geliştirmiş gözde. Görme kaybına neden olabilen ciddi bir durummuş. Tanıdığımın bebeğinin gözlerinin durumu da bu açıdan vahimmiş. Tedavisi varmış ama kesin değilmiş. Fazladan gelişen damarlar lazerle yakılıyormuş. Sonuç alınamazsa bu işlem henüz birkaç aylık olan o çocuklara birkaç defa daha uygulanabiliyormuş. Nihayetinde yine sonuç alınamazsa; cerrahi operasyon… Ondan da sonuç çıkmazsa -ki olurmuş bu- akıbet; körlük.

Tanıdığımın bebeğine de ilkin bir lazer operasyonu uygulamışlar. Ancak damarlaşma devam ediyormuş. Yani ikinci bir operasyon daha, o da olmazsa cerrahi operasyon yoldaymış. Bütün bu muayene ve tedaviler, Cerrahpaşa’da gerçekleştiriliyormuş. Diğer rutin kontrol ve tedaviler ise Zeytinburnu Samiha Şakir Kadın ve Doğum Hastanesi’nde. Operasyonun ardından bebeğin, belli aralıklarla kontrollere girmesi gerekiyormuş. Her kontrolden sonra, bir sonraki kontrol için randevu veriliyormuş. Son seferinde; Cerrahpaşa, bu randevuyu vermemiş. İstanbul’da bu konuda uzmanlığı olan birkaç kişiden biri olan Doçent, tatil yapmak amacıyla iki haftalık izin kullanacakmış ve izin tarihleri, tanıdığımın bebeğinin bir sonraki kontrolünün yapılması gereken tarihle çakışıyormuş. Bu durumda Cerrahpaşa’daki yetkililer, kontrollerin aksatılmaması amacıyla; bu konuda yeterli donanımı olan başka bir hastane bulunup, söz konusu kontrollerin aksatılmadan, orada yapılması gerektiği konusunda aileyi bilgilendirmişler. Aksi takdirde doğabilecek sonuçlardan kendilerinin sorumlu tutulamayacağını da iletmişler. İşin kötüsü; söz konusu donanım, İstanbul’da başka hiçbir devlet hastanesinde mevcut değilmiş. Bu durumda ne ne yapabileceklerini araştıran aile, Şamiha Şakir Hastanesi’nden bir uzman doktorun yönlendirmesi üzerine; Beşiktaş’taki özel bir kliniğe başvurmaya karar vermiş.

Benim de arkadaşımın çalıştığı ofiste bulunduğum bir sırada; o esnada Samiha Şakir Hastanesi’nde bulunan eşi; arkadaşımı telefonla aradı. Bebeği oraya götüreceğini ama özel olduğu için muayene ücretinin çok pahalı olduğunu söyledi. Tanıdığım “Ücreti kredi kartından çek. Çocuğumuzun kör kalması ihtimaliyle kıyaslanamaz bile” dedi. Eşi, telefonda; tanıdığıma başka bir meseleyi daha aktardı: Çok üzülüyormuş. Çünkü uzun yoğun bakım gecelerinden tanıdığı bir diğer kadının da o doktora görünmesi gerekiyormuş. Ama parası yokmuş. O esnada yanında bulunan ve hali vakti yerinde olan kayın pederi ise kadının bütün yalvarmalarına karşın “Bu kadar para veremem, daha ucuz başka bir yer buluruz” diyormuş. Kadın çaresiz ağlıyormuş. Oysa diğer oğlundan olan torunlarına şımartma derecesinde harcamalar yapan biriymiş. Aslında bulunamayacak bir miktarda olmayan ücret yüzünden çocuğun kör olma riskiyle karşı karşıya kalan bir annenin yüreğini düşünün o an…

Telefon sırasında ben de oradaydım ya: İşte o an; tanıdığımın neredeyse sevinçle gülümsediğini fark ettim. Telefonun bir ucunda dram diğer ucunda neşe... Ne garip işler dönüyor şu âlemde. Tanıdığım: “Mesele değil” dedi telefondaki eşine. “Onun ücretini de biz öderiz. Al yanına beraberce gidin…” telefonu kapattıktan sonra yüzünde aynı sevinçli ifadeyle Kur’an-ı Kerim’den bir sayfa açtı. Bir cümle okudu. Gözleri yaşardı. Hemen geri kapattı.

Sordum: “Bu ne haldir?” diye. Şöyle açıkladı: “Bizim çocuğun durumunu biliyorsun. Hanım telefonda şunları, şunları anlattı. Ben de uzun zamandır böyle bir fırsat arıyordum” dedi. “Ne fırsatı dedim?” “İnsanın başına ne kötülük gelirse; kendi hatasından, kötü niyetinden gelir” dedi. “Biz de o yüzden çekiyoruz bu sıkıntıları. O kadının halini öğrenince sevindim. Zor durumda olmasına değil ama. Aradığım pozisyon ayağıma geldi, bunu gole çevirebilirim diye neşelendim. Çünkü Allah’ın sisteminden az-çok çözdüğüm yerler var. Çünkü Allah, kullarının çektiği sıkıntılar gibi yaptıkları iyilikleri de hatalarına kefaret kılar ve aslında pek de hak ettikleri belaları savar onlardan. Mağarada ashabını (mahsur kalan üç arkadaşın, geçmişte yaptıkları iyilikleri bahane ederek, Allah’tan başlarındaki belayı savmaları için dua edişlerini) anlatan o hadisi hatırlasana… Hele ki onun kullarından bir ihtiyaç sahibine şöyle yürekten bir “Ohh…” dedirt. Sana bizzat dua etmese bile; Allah, o; “Ohh’u” sana Hızır kılar…” “Peki” dedim “Neden telefonu kapatınca neden hemen Kitab’ı açıp, kapadın?” “Haa… O mu?” dedi tanıdığım: “Kalbimden şöyle niyet etmiştim: ‘Rabbim! Bu amelimden hoşnut musun ve lütfedip de bunu bebeğimize şifa kılar mısın? Şimdi kitabı açacağım. Bana öyle açık bir ayet göster ki kalbimde şüphe kalmaksızın bileyim…’” “Eee…” dedim “Hangi ayet çıktı da sevincinden gözlerin doldu peki?” Tanıdığım bu sorumu şöyle cevapladı: “…müjdeci geldi gömleği yüzüne bıraktı gözü açılıverdi…”(Yusuf 96)

Olaydan bir sonraki kontrolde; tanıdığımın bebeğinin gözlerinde devam eden damarlaşmanın ilerlemesi bir yana; operasyon sonrası gelişen damarlar doktorlara da çok şaşırtıcı gelen bir biçimde kendiliğinden sönmüş.

Bu arada; tanıdığım, işin peşini bırakmadı. Eşini, o kadının kayın pederinin yaşayacakları konusunda takipte olması olması için tembihlemiş. Sistemi iyice görmek için. Benimle de paylaştı: Olaydan iki hafta sonra; gelinini, evlat acısıyla bağrı yanık bırakan o adamcağızın eşini bir gece aniden hastaneye kaldırmışlar. Gözlerinden ameliyat edilmiş. Tesadüf gibi durdu değil mi? Peki ya: Bir hafta sonra da aynı sebepten kızını, bundan bir hafta sonra da diğer oğlundan olan; o şımarttığı torununu, kalbinden acilen ameliyata almaları gerektiğini söylesem?..

Hülasa; söz konusu metnin mesajı; başlığında dürülüdür…


Sinan Özgenç'ın Yazısı.