Akdeniz’in kıyısında namaza durmak zordur. Sıcaktan değil, nemden değil... Kabe ile aranıza giren şehirler yüzünden. Şam, Beyrut, Gazze orda öyle ağlarken Akdeniz’e doğru namaz kılmak zordur.

Kitapları Çevirememek mi Baştan Savmak mı?

  Bir yazar arkadaşımız çeviri kitapları eleştirirken gözlemlerini paylaşıyor ve Sefiller isimli eseri “Sefilleri” diye basmışlar diye hayıflanıyordu. Malum her daim okuyucu bulan ve telif derdi olmayan bu tür kitaplar için özenmeye, uğraşmaya, düzeltmeler yapmaya gerek duymuyor yayınevleri. Diğer yandan Ömer Seyfettin’in tüm hikayelerini çocuklara uygun olduğunu düşünerek basan, yayınlayan ve tavsiye edenlerin de artık durması gerektiğini düşünüyorum. Hatta erotizm kokan “Bomba” hikayesini düşününce Sefiller’in “i”si bile basit bir hata olarak kabul edilebilir duruyor.

Çocuklar Masumdur Masum Bırakın..

Ghobadi’nin Kaplumbağalar da Uçar filminde gözleri görmeyen bir bebek vardı. O bebeğin masum halleri ve yalnızlığı filme damgasını vurmuştu. Yine aynı yönetmenin Sarhoş Atlar Zamanı’ndaki filminde bir çocuk evlendiriliyor özürlü başka bir çocuk atın terkisinde evine geri gönderiliyordu. Filmleri izleyecek olanlar için fazla ayrıntıya girmeyeyim. Diyeceğim şudur ki Ghobadi sayesinde içinde çocuk olan İran filmlerini izleyemiyorum. Çocuk şimdi tecavüze mi uğrar, dayak mı yer, yönetmen yine insanların şiddete olan muhabbetini besleyecek hangi argümanı kullanır diye… Üzgünüm böyle…

Her Şey Fotojenik Görünmek İçin

Sanal mecrada ‘türbanlı kız fotoğrafları’nı araklayan avcılar var. Hem araklayıcı hem avcılar evet. Her biri önce pusuya yatıp avının açığını yakalıyor sonrasında ise bu fotoğrafı izinsizce yayınlamaya başlıyor. Hem de ne yayınlama. Çirkin yorumlar, iftiralar, etiketlemeler…

Linç edildiklerini gören hanımlar ise basıyor feryadı: “Siz ne hakla benim fotoğrafımı yayınlarsınız!” Cevap hazır: “Sen paylaşırsan biz de başkaları ile paylaşırız!”

Hakkı hukuku bir “paylaş” butonu ile yer ile yeksan eden bu av ve avcı; birbirlerini ortak bir zemine davet etmek yerine biri diğeri için anlamsız olan ahlaki mecralar üreterek çözüm arıyor. Ne avcı için “kul hakkı” gibi bir alanda hesaplaşmak anlamlı, ne de av için abuk sabuk poz vermiş olmak “hafiflik alameti”. Fotojenik birkaç fotoğraf yayınlamak uğruna olmadık şekillerde poz veren ablalara fotojeni kelimesinin aslında ‘güzel olmayanı güzel gösterme sanatı’ olduğunu hatırlatalım. Fotoğrafların altına yorum yazarken “çok fotojeniksin” cümlesini de bu yüzden fazla kullanmayalım. Ben şunca sosyal medya tecrübelerimden yola çıkarak hanımlara şöyle bir tavsiyede bulunmak istiyorum. Bir sohbet ortamında, kalabalık bir mekanda yapamayacağınız, başkası yaptığı takdirde yakıştıramayacağınız tavırlara fotoğraf çektirirken de bürünmeyiniz. En azından yayınlama niyetindeyseniz. Masumane çekilen bu fotoğraflar size istismar olarak geri dönecektir. Çünkü sosyal medyada biz bize değiliz. Asla da olmayacağız.

Akdeniz’in Kenarında Yaşamak

İnsanoğlu dünyanın sadece kendisine dokunan kısmıyla ilgileniyor. Dünyanın kalanı yansa kendi evine gelene kadar çıt çıkarmayabiliyor. Aynı şey Akdeniz’e hücum eden insanlar için de geçerli. Denizi sadece bir eğlence aracı olarak görüp suların sadece ayaklarına dokunan kısmıyla ilgilenen insanlar var. Deniz en büyük tefekkür aracıdır oysa. Irmaklarla boğazlarla birbirine bağlanan sular bir yerlerden acı ve gözyaşı taşıyıp ayak uçlarımıza bırakıyor. Hiçbir deniz bir diğer denizden daha az hüzünlü değil. Denizler mümin kalbinin bir tezahürü gibi. O denize acı/tatlı sular da dökülüyor, mümin kardeşinin kanı da, mazlumların gözyaşı da. Bu yüzden Akdeniz’in kıyısında namaza durmak zordur. Sıcaktan değil, nemden değil... Kabe ile aranıza giren şehirler yüzünden. Şam, Beyrut, Gazze orda öyle ağlarken Akdeniz’e doğru namaz kılmak zordur.

Mutlu Olamayacağına İnanmak

Gençlerden son zamanlarda duyduğum sözler hep “mutlu olamamak” ile alakalı. Bu durum gençlerin sadece kendileri odaklı yaşamalarını salık veren ‘çağ’ ile alakalı olabilir. Ya da daha basit anlatmak gerekirse; ayrıntıları es geçme neticesinde zuhur edebilen bir ruhsal çöküntü ihtimali, kaosu izlerken yok olurum dürtüsü ile birleştiği için böyle çarpık bir sonuç verebilir. :) Ben diyorum ki mutlu olmak ya da olmamak diye bir şey yok mutlu etmek var, merhem olmak var, yara sarmak var, beklemek değil gitmek var, aramak var, dertlilerin derdiyle hemdert olmak var... Dertli adam mutlu olur mu? Hasta olur, deli olur, çıldırır, canı çıkar, yorulur. :)


Ayşegül Genç'ın Yazısı.