Sadaka bir merhamet fiilidir ve merhamette aslolan; karşımızdaki kişinin afiyetini temenni ve temin etmektir.  Diğer türlüsü; pragmatist bir ecir bezirgânlığından başkası değildir.

Mürşid-i Kamiller: Bize; Bilmediğimiz Bizi Anlatan Adamlar

Adam, doktora gitmiş ve demiş ki: “Doktor bey! Benim çok ilginç bir problemim var. Sürekli gaz kaçırıyorum. Ama öyle böyle değil; neredeyse dakikada bir. Ama neyse ki ne kokusu ne de sesi olmadığı için çevremdeki kimse, benden böyle bir durumun sadır olduğunu anlamıyor. Kimse de bundan rahatsız olmuyor. Ancak ben kendim rahatsız oluyorum. Bu yüzden geldim size.” Adamın söylediklerini dikkatle dinleyen doktor, bir reçete yazarak, hastasına uzatmış ve “Burada yazdığım ilacı kullanın. Bu size iyi gelecek” demiş. Adam reçeteyi almış ve gitmiş. Bir hafta sonra tekrar doktorun karşısına çıkmış. Ama bu sefer, öfkeden ateş soluyormuş nerdeyse: “Doktor! Doktor!” demiş. “Ben senden benim gaz problemime çözüm bulmanı istemiştim. Senin bana verdiğin ilaç, benim o problemimi çözmediği gibi daha da beter hale getirdi. Önceden en azından kokusu yoktu. Kimse fark etmiyordu. Sizin verdiğiniz ilacı kullanmaya başladıktan sonra, o işi her yapışımda; etrafa öyle ağır bir koku yayılıyor ki o muhitte bağlasan durulmuyor. Allah’tan, en azından hâlâ sesi yok da kimse benim yaptığımı anlamıyor!” demiş. Hastasını sükûnetle dinleyen doktor, önündeki reçeteye bir başka ilaç daha yazarak hastasına uzatırken şunları söylemiş: “Burnunuzdaki problemi çözdüğümüze göre; sıra geldi kulaklarınızdaki sorunu halletmeye…”

Çoklarına göre hafifmeşrep bir fıkra sayılan bu anlatı, bana göre; mürşid-i kamil - mürid ilişkisini anlatan en iyi misaldir. Anlayana.

Üç Beş Kuruş Kaybetmek, İnsanlığımızı Kaybetmekten Yeğdir

Ara ara duyarım bunu; dilenciye para veren bazı arkadaşlar, “İnşallah gerçekten ihtiyacı vardır” şeklinde temennide bulunurlar… İlk bakışta mantıklı gibi görünen bir dilek. Öyle ya; ortalıkta, aslında emlak zengini olan o kadar çok sahte dilenci var ki… Ya da biz; Uğur Dündar’ın vaktiyle bu yönde yapmış bulunduğu sayısız özel haberin etkisinde biraz fazla kaldık. Ne zaman, hangi dilenciye üç kuruş uzatıversek; “Acaba aslında kaç tane evi, arsası, arabası var” diye düşünmekten kendimizi alamıyoruz.

Lakin öyle değil. Acımasızca ve öldüresiye bencilce bir temenni bu. Verdiğimiz üç kuruşun zayi olacağı korkusuyla, bizden para dilenenin; gerçekten de ölümcül hasta, sakat, geceleri çöpten topladığı karton ve gazete kâğıtlarına sarınarak, dışarıda uyumak zorunda kalan bir evsiz yahut bir mezbelelikte sürünen yatalak annesine ilaç almaya çalışan bir garip olmasını diliyoruz. Şahsen; para verdiğim bir dilencinin, aslında bu yolla çok zengin olmuş; gizli bir emlak kralı olup, benim ona vereceğim üç-beş kuruşa tamah ediyor olduğu durumu; o paraya gerçekten ihtiyacı olduğu duruma tercih ederim. Çünkü sadaka bir merhamet fiilidir ve merhamette aslolan; karşımızdaki kişinin afiyetini temenni ve temin etmektir. Diğer türlüsü; pragmatist bir ecir bezirgânlığından başkası değildir.

Arjantinli ünlü golfçü Robert Vincenzo ödül kazandığı bir turnuvanın ardından kulubüne uğramış ve eşyalarını toplayıp otoparka yürürken yanına bir kadın yaklaşmış. Vincenzo’yu kutladıktan sonra; ona, küçük bir bebeği olduğunu, bebeğin çok hasta olduğunu ve hastane masraflarını karşılayamadığı için her geçen gün ölüme biraz daha yaklaştığını anlatmış. Bu duruma çok üzülen Vincenzo, hemen çek defterini çıkarmış ve turnuvadan kazandığı paranın bir bölümünü yazıp imzalamış ve çeki kadına vermiş. Ertesi hafta; Vincenzo kulüpte öğle yemeğini yerken, golf derneği’nin bir üyesi yanına yaklaşmış ve “Duyduğum kadarıyla; geçen hafta, otoparkta bir kadın yanınıza gelip, hasta bir bebeği olduğunu söyleyip, sizden yüklü bir miktar para koparmış. Ancak maalesef; öğrendiğim kadarıyla o kadın aslında bir dolandırıcıymış.” demiş. Bunun üzerine Vincenzo, adama: “Yani aslında ortada ölümü beklenen bir bebek yok mu?” diye sormuş. “Maalesef yok” demiş adam. Vincenzo ise tam da benim burada vermek istediğim bakış açısını vurgulayan bir cevap vermiş adama: “İşte bu hafta duyduğum en iyi haber…”

İnsan olmak büyük mutluluk olsa gerek.


Sinan Özgenç'ın Yazısı.