Örtüsü ile cinselliğe davet edenlerden uzağız. Kendi toplumunun ve batı toplumunun kapak güzellerinden uzağız. Aşırı şekilde süslenerek topluma karışan örtülü veya örtüsüz kadından uzağız. Şunu bilin ki onlardan uzaklaştıkça başını sanat eserine vicdanına ve bilim laboratuvarına gömmüş batılı kadına daha çok yaklaşıyoruz.

Biz batı medeniyetinin ve doğunun bilgeliğinin, ırkların birbirine karışmış renklerinin, kitapların sersemleten ve çalgıların yükselten geçici dalgalarının içinden, adım atarak ve sonrasında kenara çekilip attığımız adımlara bakarak ilerliyoruz.

Hem maddi hem manevi anlamda giyinerek hayvan olmaktan kurtulduk. Bize verilen beşer tanımlamasından ve potansiyel insan kavramından; değerlerimize bağlanarak sıyrıldık. Rabbimizi anlamaya çalıştıkça yüceldik. Yücelme kabiliyetimizin olduğunu böylece keşfettik. Bu yükselme/kemale erme çabası ile kendimizin dışına çıktık. Ağladık ‘merhamet’ bizi diğerlerinden ayırdı. Güldük ‘edep’ bizi şuh kahkahalardan ayıkladı. Beşerden insana, insandan insan-ı kamile yörünge içinde yörünge çizerek ilerlemeye çalıştık. Her döngüde kendimizden geçerek kendimizi aştık.

Bu yüzden insanlık örtüsünün zarfın ötesinde bir mektubu da taşıdığını yeniden kendimizle birlikte herkese hatırlatıyoruz.

Bize dayatılan her şeyin farkındayız. Modanın, renkli dünyaların, pırıltılı makyaj malzemelerinin, kozmetiğin ve ambalajın… Süsün ve beğenilmenin nefsimize hoş geldiğinin farkındayız. Hastalığı ve virüsün gireceği zayıf noktaları biliyoruz. Filmleri gördük, erkeği alt edecek replikleri dinledik, bir yuva nasıl bozulur, çocuklar nasıl perişan büyür vâkıfız. Sokaklardan geçtik, fuhşun ve asla doymak bilmeyecek nefsani arzuların içinden utanarak geçtik. Arka sokakları tahmin edebildik, insanın tahmin edebilme yeteneğinden nefret ederek. Her seferinde bizi de kıyıdan alıp içine çeken o üstünlük arzusunun egoizm ile ilişkisini sezdik.. Bize sunulan dergileri okuduk, romanları karıştırdık, dizileri izledik, mankenlerin ölçülerini biliyoruz. Ama tüm bu dayatmalara rağmen ve tüm bu üzerimize tazyikli bir şekilde sıkılan imajlara rağmen işte örtümüzle buradayız. Vazgeçmiyoruz.

Bir sadakat ve vazgeçmeyiş yemini ile tamamlanmamış her örtü ortada bırakır, açıkta bırakır, hatırlatıyoruz.

Her oyunun farkındayız. Bize özgürlük vaad eden sistemler ve kariyerler sunan iş dünyası ile yüz yüze geldik. Laik-kapitalist sistemin her alanı bölerek ve departmanlara ayırarak üzerimizden geçmek isteyişini fark ettik. Batıdaki kadını kurtarılmış olarak sunan insanların cümlesini dinledik. Bize dönük bakışların ikna sebepleri yetersiz, dayanakları çürük. Hümanistlerin, bizi kurtarmaya çalışırken sundukları kadın tipi anlamsız ve eksik. Açılan boşluğa koymaya çalıştıkları özgürlük, kariyer, benlik o boşluğu doldurmaya yetecek argümanlar değil. Steril dünyalarından delileri, hastaları, mahkumları ve ölüleri dışarı itenleri tanıdık. Onları görmemek için yeni duvarlar icad edenlerin bizi de toplumsal alanın dışına itmek istediklerini anladık. Ama biz buyuz. Ne toplumsal rolümüzden ne de tesettürümüzden… vazgeçmiyoruz…

Öyleyse bu tesettürsüz tesettür neyin nesidir? Bir kimlik bilinciyle ve direnciyle taşınmayan her örtü insana sadece yüktür.

Ahzab Sûresi 59. ayetin farkındayız.* Kadını İslami kimlik açısından yetiştirmeyen, onun tüm haklarını gasp eden ve bunu İslam adına yaptığını söyleyenlerin de fark etmesini dileriz. Pek çok İslam coğrafyasında kadınları cahil bırakan, kadını toplumdan dışlayan ve tahakküm etmek adına kadını kendisine köle yapmaya çalışanların oryantalistlerin eline koz vermekten başka bir işe yaramadıklarını görüyoruz. Kadının hiçe sayıldığı ortamlarda örtünün anlamını ve kadını özgürleştiren rolünü daha iyi anlıyoruz. Kadını cinsel obje olmaktan birey olmaya götüren örtü ayetini basıyoruz yaralarımızın üzerine. Peygamberimizin siyah bir abanın altına kızı Fatıma’yı Hz. Ali’yi ve torunlarını alışını anımsayarak dışarıda kalma korkusu ile örtümüze onun abasıymış gibi sarılıyoruz. Onun bağrına merhametle bastığı bir kişi de ben olabileyim diye sarılıyoruz. O örtünün altına alınabilme hayaliyle sarılıyoruz. Sarıldıkça korunuyoruz… Vazgeçmiyoruz tesettürün en güzelinden. Onun merhametinden..

Öyleyse bu tesettürsüz tesettür neyin nesidir? Peygambersiz, merhametsiz bir bedeni örten her örtü eksiktir yarımdır, mânaya ihanettir.

Bize uzatılan her şeyin farkındayız. Evde olmayı semirmekten, toplum içinde olmayı meta haline gelmekten ayıracak bir bilinç ile diğerlerinden ayrıldık. Ne evde hiçleştirilen geleneksel kadın, ne de obje haline getirilen batılı kadınız. Bir üçüncü yolu sunan Hz. Fatıma’nın aksiyoner ve üretken mirasının peşine düştük. Kadının çocuğunu eğitmek zorunda olduğu ve evini korumaya mecbur olduğu fikrine katıldık. Ama bunun sanattan edebiyattan ilim tahsilinden ayrı olabileceğini düşünenlerden de ışık hızıyla ayrıldık. Örtüsü ile cinselliğe davet edenlerden uzağız. Kendi toplumunun ve batı toplumunun kapak güzellerinden uzağız. Aşırı şekilde süslenerek topluma karışan örtülü veya örtüsüz kadından uzağız. Şunu bilin ki onlardan uzaklaştıkça başını sanat eserine vicdanına ve bilim laboratuvarına gömmüş batılı kadına daha çok yaklaşıyoruz. Örtüsüne bürünen nebinin “kalk ve uyar” ayetine itaatini hatırladık. Her şeyden önce kalkmak gerektiğini anladık. Gösterişli şatafatlı dükkanlardan kalkmak, altınlı ve ipekli masalardan kalkmak, pahalı kozmetik ürünlerden ve lüks otellerden kalkmak, cinselliğe davet eden tavırlardan kalkmak, semirmekten ve tüketmekten, mal ve nesne olmaktan kalkmak… Dünyalık olandan kalkmak ve bir ağaç gölgesine sığınmak nedir anladık. Örtüsüne bürünen nebinin kalktığı yere geri dönmediğini sürekli bir değişim ve gelişim halinde olduğunu bildik. Bu yüzden vazgeçmiyoruz örtümüzden ve kalkmaktan.

Sorumluluk örtüsünün her örtüye anlam kattığını biliyoruz. Bu yüzden yeniden hatırlatıyoruz zarfa sirayet eden mazrufu. Örtüleri marka ile değil takva ile tamamlamaya davet ediyoruz.

Hz. Fatıma’nın farkındayız. Onun peygamberimize Kevser oluşunun ve asıl ebterlerin yok oluşunun farkındayız. Haksızlığın olduğu her noktada Hz. Fatıma’nın küçücük ellerinin babasının başına atılan işkembeyi temizleme telaşı vardır. Bu telaşı kaybettikçe karanlığa zulme geri dönüş vardır. O sorumlu ve hüzünlü kadının Ashab-ı Suffe için değirmen döndürüşü gibi maddi ve manevi imkanlarımızı İslam’ın emirleri etrafında döndürmemiz gerektiğini biliyoruz. Ağır yükleri taşımak, dayanmak ve direnmek onun mirasıdır farkındayız. Yarım örtüleri kelimelerle tamamlamak demektir Hz. Fatıma. ** Kelimeleri zenginliğe tercih etmek gerektiğinin farkındayız. Hepimiz Hz. Fatıma gibi dünya mallarına ve hizmetçilere karşılık Peygamber efendimizin kelimelerini değişmedikçe kaybolup gideceğiz farkındayız. Hz. Fatıma’yı sevene tamam olmak yok, semirmek yok, süs ve şatafatı sevmek yok. Yarım olmak ve Hz. Peygamberle tamamlanmak var. Yaralara, eksiklere, kusurlara İslam’ın kelimelerini eklemek var. Kelimelerle örtünmek var. Farkındayız.

Öyleyse bu sadece kabuğa dönüşmüş örtü neyin nesidir soruyoruz? İlahi emrin ruhsuz, anlamsız ve kelimesiz hali sahibine de topluma da faydasız değil midir? Ruhu eksilten örtü ile neyi tamamlamak murad edilmektedir.

Maddi ve manevi örtülerin bizi biz yaptığına inanıyoruz. Bu yüzden tüm örtülüleri örtüden vazgeçmemeye, tüm vazgeçenleri de yeniden bağlanmaya davet ediyoruz.

Ve en başta kendimizi kendi davetimize icabet etmeye çağırıyoruz.


*“Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle: Dışarı çıktıklarında örtülerini üstlerine alsınlar, vücutlarını örtsünler. Bu onların hür ve namuslu bilinmelerini ve bundan dolayı incitilmemelerini daha iyi sağlar. Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.»

**Fakir olan Hz. Ali ve Hz. Fatıma bir gece soğuktan küçük bir örtünün altına sığınmışlardı. Başlarına çekseler ayakları, ayaklarını örtseler başları açıkta kalıyordu. Peygamberimiz onların bu halini görünce onlara hizmetçi olarak namaz tesbihatı dediğimiz kelimeleri öğretti. Onlar da bununla iktifa etti ve bu dersi hiçbir zaman terk etmediler.


Ayşegül Genç'ın Yazısı.