İleride robot kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte; gerek İslam fıkhında gerek insanlığın ortak hukuk platformlarında eşya  hakları çerçevesinde; robot hakları konusunda da çalışmalar yapılması doğal olacaktır.

Hayvan Haklarından Sonra Sıra Eşya Haklarında

ir süre önce Türk basınının lideri olduğunu iddia eden bir gazetede; robot haklarının belirlenmesiyle ilgili olarak toplanan bir kongrenin haberini okudum. Verdiği haberin ciddiyetinden bihaber olan gazete; haberi, magazinel bir olay olarak görmüş; hani o  batılılara özgü tuhaf etkinliklerden(!) biri olarak sunmuştu. Hatta güya okunurluğunu daha artırmak için İsaac Asimov’un aynı isimli romanından sinemaya uyarlanan “I robot” filmine de bolca gönderme yapmıştı. Film gerçek oluyor tadında alışıldık ucuzluklar…  Eşyanın bile hakları olabileceğini düşünmekten aciz beyinlerden de ancak bu beklenirdi zaten. (Kibirlerin en gülüncü cahillerinki  olsa gerek!) Oysa İslam anlayışında böyle bir yaklaşım var.

Eşyanın Tabiatı

Bu anlayışa göre: Herhangi bir eşyayı yaratılış amacına aykırı kullanmak; o eşyanın hakkını hâk ihlal’dir. Hak ihlali ise günahtır.  Dikkat edin; Allah’ın, insan kullarına yasakladığı her şey – gerek bedensel gerek ruhsal- bir şekilde insanın fıtratına, yaratılış  amacına aykırıdır. Aynı şey Allah’ın hayvan kulları için de nesne kulları için de geçerlidir. Nitekim insanlık bilinci, bugün az çok hayvan  haklarını tanıma noktasına geldi sayılır. Şimdi sıra eşya haklarında. Her ne kadar nesnelerin kendi başlarına, yaratılış amaçlarına aykırı hareket ettikleri görülmese de; insanların çeşitli objeleri, fıtratlarına aykırı olarak kullana geldikleri de vakıadır. İşin bizi  ilgilendiren kısmı da budur. Sonuç itibariyle; ileride robot kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte; gerek İslam fıkhında gerek insanlığın ortak hukuk platformlarında eşya hakları çerçevesinde; robot hakları konusunda da çalışmalar yapılması doğal olacaktır. Doğaldır.  Bunu bugünden yapanlarla dalga geçmek yerine takdir etmek gerekir. Lakin bu da; çap meselesidir.  

Kaliteli İlahiler

Çok kaliteli ilahiler dinliyorum. Bildiğiniz gibi değil! İşte size birkaç örnek: Gönül dağı yağmur yağmur boran olunca. / Akar can üstüne  sel gizli gizli. / Bir tenhada can cananı bulunca. / Sinemi yaralar yar gizli gizli. / Dost elinden gel olmazsa varılmaz. / Rızasız  bahçenin gülü derilmez. / Kalpten kalbe bir yol vardır görülmez. / Gönülden gönüle gider yar gizli gizli. / Seher vakti garip garip bülbül öterken. / Kirpiklerin oku cana batarken. / Cümle alem uykusunda yatarken. / Kimseler görmeden gel gizli gizli… (Söz & Müzik: Neşet  Ertaş)

Ömrümce hep adım adım / Her yerde seni aradım / Ben kalbimden başka yerde / İnan seni bulamadım / Kenarlarda köşelerde /  Kadehlerde şişelerde * / Ben kalbimden başka yerde / İnan seni bulamadım (Makam: Rast, Güfte: Mehmet Erbulan, Beste: İrfan  Özbakır)

İlahi Sayılması İçin Segah Makamında Olması Şart mı?

Biliyorum: Şimdi bazılarınız diyecek ki: “İlahi Sinan! Bunlar ilahi değil ki; bildiğimiz şarkı türkü!” Ben de diyeceğim ki: “Evet. Teknik  olarak haklılık payınız var. Lakin işin hakikatinde: Sen öyle dinlediğin için bunlar sana şarkı türküdür; ben böyle dinlediğim için bana  ilahidir! Sen de sevgilinin yerine Allah’ı koy da dinle bakalım ne oluyor? Makam segah olunca mı ilahi oluyor sadece? Allah bile  –Ben kulumun zannı üzereyim- derken, Allah aşkının müzikal ifadesi olan ilahilere dair bu taassup niye? Ayrıca piyasada herkesin  şarkı diye dinlemekte olduğu pek çok eserin, hakikatte; doğrudan ilahi olarak bestelendiğinden haberiniz var mı? Mesela “Bir Kızıl  Goncaya Benzer Dudağın” isimli eserin Peygamber Efendimiz (s.a.v.) için bestelendiğini bizzat Amir Ateş açıklamıştı geçenlerde…  Kabasofulara “Bir kızıl goncaya benzer dudağın / Açılan son gülüsün sen bu bağın / Kurulur kalplere sevda otağın / Kim bilir hangi  gönüldür durağın / Her gören göğsüme taksam seni der / Kimi ateş gibi yaktın beni der / Kimi billur bakışından söz eder / Kim bilir hangi gönüldür durağın...” diyorum, başka da bir şey demiyorum! 

* Divan Edebiyatı’nda şarap, kadeh, saki gibi imgelerin ilahi sevgiyi anlatmak amacıyla yoğun olarak kullanılan mecazlar olduğunu  hatırlatırım.


Sinan Özgenç'ın Yazısı.