Altınoluk dergisini de alır ve orada Osman Nuri Topbaş Hocaefendi’nin yazılarını büyük beğeni ile okurum. İlk günden beri GENÇ dergisine de yazsa diye düşünüyordum. Tam size onun yazılarını da koysanız diyecektim ki son iki sayıdır yazısı yayınlanmaya başladı. Çok teşekkür ederim. İnşallah devamını da bekliyoruz.

Fatih Tekeli

Editör’ün Notu: Söz Ola günlerimizi bilenler Hocamızın soru-cevap tarzındaki yazılarını da hatırlayacaklardır. Aynı tarz yazıları, geçtiğimiz aydan itibaren GENÇ’te de “Bir Soru-Bir Cevap” adı altında yayınlamaya başladık. Genelde gündeme ilişkin soruların yer alacağı bu köşeye siz de sorularınızı gönderebilirsiniz. GENÇ Dergisi Bir Soru Bir Cevap P.K. 45 34926 Sefaköy İstanbul veya [email protected] posta adresine bekliyoruz.


Fotoğraf Kabusu

Genç dergideki yazar resimlerine dikkat çekmek istiyorum. Resmi olan yazarların hepsi orta yaşlılar fakat kadronun tamamı böyle olmasa gerek değil mi? Genç Dergi sitesi çok kullanışsız sadece okumadığım yazarların yazıları ön planda yer alıyor. Ve fotoğraf kabusu orada da var.

Zeynep Tibet

Editör’ün Notu: Yazarlarımızdan sadece köşesi olanların fotoğraflarını yayınlıyoruz. Aslında sitemizde tüm yazarlarımızın fotoğraflarını ve özgeçmişlerini vermek gibi bir düşüncemiz var. Böylece hem ne kadar GENÇ olduğumuzu gösterelim istiyoruz. Site konusunda da haklısınız, burayı bir türlü istediğimiz noktaya getiremedik. Ama olacak, başka çaresi yok çünkü.


Bu Çelişki Beni Delirtecek

Derginize yedi aydır aboneyim ve gerçekten zevkle takip ediyorum. Dergiyle ilgili sadece bir şikayetim var, her ay beni büyük bir çelişkiye sevkediyor. Elime aldığım gün bitirmek istiyorum, kendimi okumaktan alamıyorum ama bir yandan kendimi dizginleyip bir sonraki günlere yaymayı istiyorum. İşte bu çelişki beni bazen delirtiyor. :) Türkiye`de büyük bir eksikliği giderdiğinizi düşünüyorum. Allah (cc) yolunuzu açık etsin, yardımcınız olsun. Bir de kendi çapımda bir şeyler yazıyorum ara sıra. Derginizde böyle bir konuya yer vermek ister misiniz bilmiyorum ama bir yazımı iyi niyetinize sığınarak gönderiyorum.

Mehmet AYBEK

Editör’ün Notu: Mehmet Bey Beşiktaş’ın unutulmaz taraftarlarından “Optik Başkan” Mehmet Işıklar hakkında bir vefa örneği olabilecek yazısını bizimle paylaşmış. Kendisine yazı ile ilgili kanaatlerimizi aktardık. Muhtemelen birlikte üzerinde biraz çalıştıktan sonra yazının yayınlanması mümkün olabilecek. Teşekkür ediyoruz.


Ajanda Çok Kullanışlı

Bugün derginize abone oldum. Daha önce alamayıp atladığım bir kaç sayıyı da temin ettim. Tüm samimiyetimle söylüyorum. Büyük bir boşluğu doldurmaktasınız. Çalışmalarınızda kolaylıklar diliyorum. Bu arada, abone kampanyasında hediye olarak verdiğiniz ajandayı küçük bir notebook zannediyordum. Yanılıyormuşum. Neredeyse tüm dergiyi oraya almışsınız. Bir de çok kullanışlı. Teşekkür ederim. Muhabbetle Efendim...

Yusuf Türk


Bir Müzik Platformu Oluştursak...

Ekim 2007 sayısında Başar Dikici’nin de sorduğu üzere müzik ne zaman bizim camiamızda bir kültür olacak? Bu önemli bir soru ve bence üzerine gidilmesi bir durum diye düşünüyorum. Bunun için dergimiz her ay müzik ile alakalı haberler yapsa nasıl olur? Özellikle müzik camiasındaki olumlu örnekleri analiz edip onları birer lider gibi ön plana çıkarsak nasıl olur? Liderlik hususunda Adem Ergül Bey çok şey söylemiş; bu kriterlere uyacak kişilerden bahsediyorum tabii ki. :) Böylece bu durumu daha rahat konuşacak ve tartışacak bir platform oluştururuz diye düşünüyorum. Bu maili geçmiş zamanlarda Yusuf İslam ile alakalı bir yazı yayınlamıştı dergimiz, bundan da cesaret alarak yazıyorum.

Gökhan Umut


Ayın Gönüllüsü 

Acılı Emrah Bakışlı Felsefeci

Mutlu Aksoy, GENÇ stajyer ve gönüllülerinden. Aydın Üniversitesi’nde Felsefe okuyor. GENÇ dergi olarak Aydın’a yaptığımız ziyaretimizde bizi hiç yalnız bırakmadı, üniversitedeki arkadaşları ve hocaları ile buluşturdu. Evine de gittik Mutlu’nun, ev arkadaşları ile tanıştık. Bu poz onun odasında çekildi. “Bakın, görün ne çektiğimi” dercesine çekilmiş bu fotoğrafın arka fonunda Mutlu’nun “Dur bir acılı Emrah pozu vereyim” sesi var. Mutlu’nun şahsında tüm öğrenci arkadaşlarımıza sınavlarında başarılar diliyoruz.


Cezaevi Notları

Hatice Sarı

Kader işte… Kader… “Başın öne eğilmesin, aldırma gönül aldırma” diye bir şarkı mırıldanıyor içimdeki ses… O bile ne diyeceğini, ne yapacağını bilemiyor… Tecrübe kazanmaktı amacım, ordakilere bir şeyler vermekti… Ama gördüm ki oradakilerin bir şeylere değil çok şeylere ihtiyacı var. Her biri 2.5 saatlik uzun metrajlı bir filmin konusu olabilecek nitelikte hayatlarmış, girince anlıyormuş insan… Gözlerine, gördüklerine, duyduklarına bile inanamıyormuş. Sadece dua etmek istiyormuş insan onları görünce. Sadece haline şükretmek istiyormuş. Cezaevi insanlarından, müebbet mahkûmlarından, cinayet zanlılarından bahsediyorum ve onların bize ne kadar ihtiyacı olduğundan… Geç de olsa anladım bunu…

İlk içeri girdiğimde birkaç çocukla karşılaştım. Önceleri anlamadım ama sonradan gardiyanın “bunlar mahkûmların çocukları” sözlerini işittiğimde başımdan aşağıya kaynar sular boşaldı. Konferans salonuna götürdüler bizi. O kadar ilginçti ki gelenler, onların bizim talebelerimiz olacağını daha önceden söyleselerdi inanmazdım herhalde. Hapishanenin soğukluğu ellerimi buz gibi yaptı. Gökyüzüne baktım bir ara. Buradaki insanların dış dünyaya ait gördükleri tek şey o gökyüzüydü. Benim çoğu defa varlığından bihaber olduğum bulutlar, onlar için cok şey ifade ediyordu.

Yaklaşık on tane talebemiz vardı. Bir tanesi dünya güzeli bir kız… Cinayetten tutuklanmış… Mardinliymiş… Babası berdelle evlendirmeye kalkmış bu kızı… Abisi birini sevmiş kaçırmış, karşılığında bu kızı berdel usulü hiç tanımadığı bir adama zorla nikâhlamaya kalkmışlar… Resmen masal gibi, film gibi… Bu kız da evlenmek istemeyip kaçmış Mardin’den, İstanbul’a gelmiş… O arada neler olmuş bilmiyorum ama şu an cinayetten yargılanıyor. Gayet büyük bir özgüvenle yalnızca o anlattı başından geçenleri… Bilge’ydi adı… Dua ettim içimden; inşaallah adı gibi bilge olur.

İşçi koğuşunda kalan yaşça bayağı büyük bir teyze vardı. Okumayı, daha doğrusu kendi tabiriyle 29 harfi yeni öğrenmeye başlamış. “Okuyorum; fakat yazarken biraz zorlanıyorum, yani çok yavaş yazıyorum” derken bir büyük heyecanla baktı gözlerime. Üvey annesi okutmamış onu, o da ancak bu yaşa geldiğinde öğrenebilmiş Türkçenin 29 harften ibaret olduğunu… İşçi koğuşunda oluşunun sebebi de yemek yapıyor olması. “Karşılığında ücret alıyor musun” diye sorduk; “hayır” dedi ve ekledi: “Sevabına yapıyorum.”

Mahzun bakışlı bir abla vardı sonra. Yüreğimin en derin yerine kazındı bakışları. Öyle mahzun, öyle hüzünlü, öyle ince bir tebessümü vardı ki yüzünde, beni alıp nerelere götürdü bilemedim…

Hafız bir abla vardı mesela. Beni en çok yaralayan o oldu zaten. Neden orada, ne işi var cezaevinde bu Kur’an’ımı hıfzetmiş ablanın deyip durdum içimden sürekli kendi kendime. Ama kim bilebilirdi ki Rab’den başka… İçim yandı ama elimden birşey gelmedi.

Ve daha niceleri…

En önemlisi de çocuklar… Bir tanesi kapıya kadar geldi bizimle… Hayatında gördüğü tek mavi şey gökyüzüydü… Ne denizi görmüştü ne de başka bir şeyi… 6 yaşındaydı daha… Gülücükten, koşup terlemekten, düştükten sonra canının acımasından, top oynamaktan habersizdi belki de… Gözlerinde “yine gelin” diye konuşan bakışları vardı…

20 yaşındayım ama 20 seneye sığdıramayacağım kadar çok şey yasadım 2 saatlik hapishane koğuşlarında… Bana bakan gözler; hizmet edebilmenin, O’nu (cc) anlatabilmenin verdiği hazla birleşince dünyanın en mutlusu oluveriyor insan. Ama bu zahiren böyle. Kalbim öyle acıyor ve öyle çok dua ediyor ki onlar için. Ağlayan ve denize taş atmanın ne demek olduğunu bilmeyen hapishane doğumlu çocuklar için özellikle. Gözlerinde müebbetliğin verdiği ağırlıkla yaşayan ama tebessümünü ve duasını eksik etmeyen hapishane sakinleri için… Ve sayımızın artması için… Onlara birşeyler anlatabilmenin derdini içimize koyan Rabbim, yeni GENÇLER katsın aramıza inşaallah… “Her mahkûma bir GENÇ” bizimle hayata geçsin inşaallah…

Dualarım hep onlarla…

Hep onlarla…

Özellikle de hafız ablayla…


GENÇ'ın Yazısı.