Bu alet sayesinde Allah`tan gelen mesajları algılamak, anlamak, uygulamak artık çok daha kolay! Bir iş yapacağız diyelim. Yapacağız ama Allah bundan razı mı değil mi bilmiyoruz ya da anlayamadık. Kolayı var! Hemen Maneviyatmatik`i çalıştıracağız: O bize gereken cevabı verecek.

Buldum işte sonunda! Artık ötelerle iletişim kurabileceğiz. Bunun için geliştirilen bir aygıt var? Adı: Maneviyatmatik. Bu alet sayesinde Allah`tan gelen mesajları algılamak, anlamak, uygulamak artık çok daha kolay! Bir iş yapacağız diyelim. Yapacağız ama Allah bundan razı mı değil mi bilmiyoruz ya da anlayamadık. Kolayı var! Hemen Maneviyatmatik`i çalıştıracağız: O bize gereken cevabı verecek. Bu mucize aletin kullanımı başlarda biraz zor görünse de zamanla alışıyor ve ustalaşıyor insan. Bu yüzden yeni kullanmaya başlayanlar için çeşitli aparatlar mevcut. Bu aparatlar; aygıtın ısınmasını, açılmasını, zamanla herhangi bir yardımcı, ek aparata ihtiyaç duymadan kendi kendine çalışmasını sağlıyor. Bunlardan en ilginci çeşitli sayıdaki bilyelerden oluşuyor ve her kullanıcıya kişiye özel olarak verilen bir password`ü (şifre) bu bilyeler yardımıyla alete yüklüyorsunuz. Sonuç tek kelimeyle inanılmaz!

Aletin isim babası olarak yakın zamanda geniş çaplı bir reklam kampanyasıyla tanıtmak ve de nemalanmak niyetindeyim. Ancak bu süreçte patent ve telif haklarıyla ilgili bazı ufak tefek sorunlar da yaşamıyor değilim: Patentini almak için başvurduğumda; söz konusu aygıtın daha önce icat edildiğini ve başka bir isimle tescil edildiğini söylediler. İnanasım gelmedi pek: Kalp mi, gönül mü ne? Öyle bir şey diyorlarmış bu aygıta... Bilmem daha önce duyanınız var mı? Varsa beni de bilgilendirsin. Yoksa mücadelemi sonuna kadar sürdürmekte kararlıyım. Desteğinizi bekliyorum.

İnsan Sevdiğine Götürdüğünü Sayar mı

“Bir yarım dervişe başka bir yarım derviş hikayesi yaraşır ancak” diyerek muhtemelen, bir abimiz maille göndermiş bu hikayeyi: Derviş, bir kucak elma ile bayırlar aşan bir genç kıza rast gelmiş bozkır sıcağında. Yorgunluktan al almış kızın yanakları. (Bkz: Bizim Süleyman / Bkz: Bırak Yanakların Al Al Olsun) "Nereye gidersin? Ne doldurdun kucağına?" diye sormuş. Uzak bir tarlayı işaret etmiş kız."Sevdiğim çalışıyor orada. Ona elma götürüyorum." “Kaç tane?” diye soruvermiş derviş baba. Kız şaşkın; "İnsan sevdiğine götürdüğü şeyi sayar mı hiç?" Usulca kırmış elindeki tesbihi derviş…

İlmin Bir Kapısı Olsaydı Kulbu Soru Olurdu

Aman ha! Sakın! Tespihinizi kırın, kafanıza göre takılın diye anlatmadım. Sonra letaifleri patlatırsınız. Benden söylemesi. :) Lakin... (Çok sevdim ben bu lakin lafını. Kullanıyorum hep. Sanki daha bi` ağırlık veriyor metne değil mi? En azından “ama”dan daha cafcaflı. Cafcaflı demişken; Asım Hocam! Selamlar. Yusufcuğum, Farukcuğum size de :)) Haa... Lakin de kalmıştık. Lakin her amelimizde bir hesap, pazarlık yok da değil. 2 rekat sabah namazı kılalım mesela, 30 gün oruç tutalım ya da, malımızın 40`ta 1`ini zekat olarak verelim olmazsa... Bütün işimiz rakamla, hesapla... Oysa imam Şazeliye (Şibli miydi yoksa) soru sormuşlar: “Zekat kaçta kaç?” diye. İmam soruya soruyla cevap yanıtlamış: “Sizin için mi bizim için mi?” “Nası` yani?” demiş soru sorgulayanlar. İmam cevap yanıtlamış: “Malın zekatı sizin için 40`ta biri, bizim için tamamı.” Niye acaba? Ben biliyorum. Ama/lakin söylemem. Kıllık olsun diye mi? Yoo. Kendiniz bulun diye. İlmin bir kapısı olsaydı; kulpu soru olurdu herhalde. O halde ben size kapı açmıyor, anahtar veriyorum. İstediğiniz zaman içeride biri olmasa dahi girebilin diye. (Maşşallah! Maşşallah ! Yine bilgeliğim üzerimde bugün. Hazır elim değmişken hayatın anlamını çözeyim bari diyeceğim ama onu geçen sayıda çözmüştük zaten. :)

Her Duanın Kendi Makamı Var A Dostlar!

Yanisi: Gereğini yerine getirmezsen duan kabul olmaz. Hiç boşuna uğraşma! Hastalandın mı mesela: Doktora gideceksin. Dua yanında. İçine şu duygu geliyorsa bir duayla ilgili; sen o duanın makamında değilsin. O duanın adamı da değilsin. Kes kabulünden ümidini: “Dua ediyorum ama zaten olmuyo` ki...”ya da “Zahiri gerekleri yerine getirdikten sonra dua etmeye ne gerek var!?” Uyanık! Sen tembelliğe vur. Allah`ı istismar et... Sonra: “Gerekleri yerine getirdikten sonra dua etmeye ne gerek var!?” de. Tepem attı gene durduk yerde!

Alimlerle Tartıştım; Galebe Çaldım. Cahillerle Tartıştım...

İmam Şafi`nin çok sevdiğim bir sözü var: “Alimlerle tartıştım; galebe çaldım. Cahillerle tartıştım; galebe çaldılar!” Mana bu kadar açık olmasa üzerinde daha birkaç laf ederdim de... Gerek yok. Adam (k.s.) iki cümlede bitirmiş işi.


Sinan Özgenç'ın Yazısı.