“Sosyal deney” yapabilmek için bir yerlerden izin almak gerekiyor mu, bilmiyorum. Sanırım gerekmiyor. Çünkü son yıllarda sosyal medyanın da etkisiyle bir sosyal deney patlaması yaşanıyor. İnsanları deneyeceğim, onları deneyip nasıl bir “sürü psikolojisine” sahip olduklarını kanıtlayacağım diye yola çıkanlar başka bir sürüye dahil olduklarının farkında bile değiller.

Sosyoloji ve psikoloji bilimlerine katkıda bulunmak amacı ile yola çıkan bazı bilim adamları yaptıkları deneyler ile toplum psikolojisini anlamaya çalışarak ilk adımı atmışlardır. Tamam ama sonrasında bu deneylerin çığırından çıktığını da kabul etmemiz gerekir. Neden birileri olur olmaz anlarda insanların karşısına çıkıp zaten bozulmaya meyyal psikolojilerini test edip durmaktadır? Onlara, emekli memur amcanın, temizlikten dönen teyzenin, okula giden öğrencinin psikolojisini test etme hakkını kim vermektedir? Bu ahlaki bir şey midir? Ruhtan kan çıkmıyor diye birilerinin ona dalması doğru mudur?

Sosyal deney yapan kişi, sıradan bir öğrenci de olabiliyor, satış tekniklerini geliştirmeye çalışan bir firmanın uzmanı da. “hım bakalım insanlar nasıl tepki verecek” işte can alıcı soru budur. ‘Birileri’ni verdikleri cevaba göre kategorilere ayırmak, hedef kitle belirlemek, sosyolojik analizler yapmak ‘diğerleri’ni iş sahibi yapabiliyor.

Elbette bu sosyal deneyler içinde zararsız olanları, sempatik olanları da var. Onlara bir şey demiyorum. Biraz daha düşünürsem onları da eleştirebilirim. Ama bunu şu an yapmak istemiyorum. Çünkü bugün “sokakta sarılmanın cezası 91lira” diye bir haber okudum. Bu haberin veriliş şekli sosyal deney üzerine yapılacak tüm eleştirileri yutacak cinsten. Haberi veren site “nereye gidiyoruz” üst başlığı ile haberi bir güzel de süslemiş. Okuyanlar hemen altına mesaj döşemişler. Dört evlilik ve dokuz yaşında alınan eş etrafında dönüyor yorumlar. Kimse haberi okumuyor. Çünkü haber bir başka “sosyal deney” gibi. Deneyin amacının şöyle bir şey olduğunu düşünüyorum:

“ Ülkede sarılmanın yasaklandığını ve cezasının 91 lira olduğunu düşündürürsek, oluşturduğumuz bu algı içimizin yağlarını eritir mi?”

Oysa sokakta sarılmaya yasak falan getirilmiş değil. Gencin biri “sosyal deney” yapmış. Şu masum ve sempatik kategorisinde olan deneylerden… Deneyin insan ruhunu yaralayan bir tarafı da yok. Bu genç, bir kağıda İngilizce (muhtemelen oradan geçen turistleri de deneye çekmek adına) “bana güven, ben sana güveniyorum” yazısı yazmış. Gözlerini bağlamış ve kollarını açmış. Pek çok insan ise bu çağrıyı samimi bulup gidip bu abiye sarılıyorlar. Abi kimseyi zorla kucaklamıyor yani. Ama gariptir birileri 155’i arayıp şikayette bulunuyor. Polis de gaza gelip ceza yazıyor.

İnsan sormadan edemiyor:

1. Selamlaşmanın musafahanın sünnet kabul edildiği bir toplumda böyle bir “sosyal deney”e ihtiyaç var mıdır? “Selam” zaten ben sana güveniyorum, sen de bana güven demek değil midir? Selam; senin malik olduklarında gözüm yok, sana her daim kucak açıyorum anlamına gelmez mi? Batı menşeli bu deney bize neyi kaybettiğimizi göstermesi bakımından ilginç ve tefekkür edilesi değil midir?

2. Bu zararsız basit bir sosyal hareketin deneyine bile tahammül edemeyen 155ci vatandaşlar nasıl bir ruh haline sahiptir?

3. Bu haberi çarpıtarak sunan haber sitesinin, o genci şikayet eden adamlardan ve ceza kesen polis memurlarından farkı var mıdır?

4. Hangi sosyal deneyi yaparsak yapalım hepimiz aynı mıyız?


Ayşegül Genç'ın Yazısı.