İslâm’ın, Allah’ı ve onun dinini; başka her türlü aidiyetin önünde ve üstünde tutan, o; önyargısız, halis, hasbi, hoşgörülü, mütevazı hizmetçisi Osmanlı’ya yeniden ihtiyacı var.

Youtube’da popüler bir islâmi video var. “Kuran’daki Palindrom Mucizesi” başlığıyla dolanıyor. Önce size içeriğini aktarayım. Sonra o içeriğin sunumundan hareketle bambaşka bir hakikate varacağız. Anlatıcı şu bilgileri aktarıyor:

“Allah, Müddesir suresinde şöyle buyuruyor: ‘Ve rabbeka fekebbir’… Ben ‘rabbeke’ derken ilk duyduğunuz harf hangisi? Arap alfabesinde ilk duyduğunuz harf hangisi? Herkes ‘Ra’yı duydu mu? Şimdi de son harfi dinleyin: ‘Rabbeka fekebbir’ Son duyduğunuz harf hangisi? ‘Ra’? Tamam. Şimdi de ikinci harfe dikkat edin! İkinci harf nedir? ‘Rabbeka…’ İkinci harf nedir? ‘Be’ Sondan ikinci harf nedir? ‘Be’. Üçüncü harf nedir? ‘Kef’. Sondan üçüncü harf nedir? Bir şey fark ettiniz mi? (Ekranda beliren Arapça harflerin yazılı sıralaması: Ra, Be, Be, Kef, Fe, Kef, Be, Be, Ra) Baştan sona ve sondan başa aynı okunuş! İngilizce’de buna ‘Palindrom’ denir. İki taraftan da aynı şekilde okunanlar. ‘Bob’ gibi, ‘Racecar’ gibi. İlginç bir palindrom.

İnsanlar için zor olan şu ki ayetin temel tercümesi şöyle olurdu: ‘Sadece Rabb’ini yücelt.’ Bu ayeti; İngilizce, Fransızca, Almanca, Japonca, Çince, İtalyanca, Rusça, Urduca veya Farsça söylemeye çalış! Öyle söyle ki iki taraftan da aynı okunsun ve tek seferde söylensin! Yazmak ve sözlüklere bakmak yok. Bu nasıl mümkün olabilir. Sübhanallah! Belki ayetin çevirisini yapabilirim ama mucizenin çevirisini yapabilir miyim? Ben size “Sadece Rabb’ini yücelt” dediğimde siz mesajın bir kısmını anlarsınız. Ama mucizeyi anlar mısınız? Mucizeyi anlamazsınız! Kur’an’daki mucize Arapça’dadır!!!”

İşte hanımlar beyler, İslâm’ın en büyük sıkıntılarından biri de bu! Bazı Arap kardeşlerimizin, İslâm’ı kendi milliyetçi propagandaları için malzeme olarak kullanıyor olmaları…

Videodaki şovmen arkadaşımızın son söylediklerine dikkat ettiniz mi? “Kuran’daki mucize Arapça’dadır” Yani bu ne demek? “Allah, eğer Arapların icat ettiği bu muhteşem dil olan Arapça olmasaydı; aynı belagati, İngilizce, Türkçe veya başka herhangi bir dilde (Haşa!) ortaya koyamazdı! Buradaki mucize Allah’ın değil Arapça’nın kudretinin eseridir. Yani burada maharet Allah’ta değil Arapça’da oluyor. Şirk derecesinde bir sapkınlık!

Bilemiyorum, belki de bunları bu şekilde anlatan kardeşimiz o sözlerin arka planındaki anlayışı bilerek ve isteyerek, kabul ederek beyan etme niyetinde değildi. Ancak şurası açık ki bir kısım Arap kardeşimizde bu anlayış alenen var. Bunlar İslâm’ın yayılmasını Arap kültürünün yayılmasının bir aracı olarak görüyorlar. İslam ve İhsan sitesi için bir editör arkadaşımın yaptığı röportajda; Güney Amerika’da islâmî hizmetlerde bulunan vakfın yetkilisi, Türklerden önce oraya giden bazı devlet destekli Arapların, görünürde İslâm’ı, fiiliyatta Arap kültürünü yaymaya dair çalışmalarını şöyle ifade ediyordu: “…Bu gelen tertemiz çocukların zihinlerini Kur’an ile doldurmak, kalplerine o aşkı yerleştirmek yerine ilk yaptıkları şey cellabiye (geleneksel bir Arap erkek kıyafeti) giydirip, başlarına sarık takmak olmuş… 9-10 yaşlarında küçücük çocukları böyle giydirip, ondan sonra bu işin alfabesi budur gibi bir harekette bulununca ailelerde büyük bir tepki oluşmuş...”

Örnekler çok, konu derin, yerim dar… Keza; İslâm’ın, Allah’ı ve onun dinini; başka her türlü aidiyetin önünde ve üstünde tutan, o; önyargısız, halis, hasbi, hoşgörülü, mütevazı hizmetçisi Osmanlı’ya yeniden ihtiyacı var. Başka türlü kolay kolay yayılma imkânı bulamayacak gibi çünkü. Dikkat edin; Osmanlı’nın çöküşünden sonra dünya halkları arasında kitlesel, büyük bir İslâm’la buluşma yaşayan olmadı. Müslüman nüfusun artışını ise mevcutların üreme yeteneklerinden başka hiçbir şeye borçlu değil gibiyiz.

Bunları; içimdeki Osmanlı milliyetçiliğinden değil bilakis, Osmanlılık kavramı bu tarz aşağılık komplekslerinden ari olduğu için söylüyorum.


Sinan Özgenç'ın Yazısı.