Sakin olun bakalım gençler! Arkadaş lafını bitirsin. Ne demek istediğini iyice anlayalım. Bir cami dolusu Müslümandan hayırlı olan Steve dediğin adam da kimmiş efendi?

İnternet Cafe’nin Tanrısı hikayesinden Abdullah Hocamızı tanıyanlarınız vardır herhalde... Cami’de cemaatiyle, eş/dost çevresinde gençlerle uğraşır, dünya imtihanında geçer not almak telaşıyla yaşayıp gidiyor hâlâ… Hocamızın, bu sefer de cep telefonuyla başı derttedir. Derdine derman bulmak ümidiyle telefoncudan telefoncuya koşmuş, yorulmuştur. Şimdi de bir GSM şirketinin bayisinde, müşteri sırasına girmiş, beklemektedir.

Sıranın kendisine gelmesini bekleyedursun, çalışan elemanlar da dini bir konuda hararetli bir şekilde tartışmaktadırlar… Kasıntıyla konuşmasına bakılırsa, çok bildiğinden ziyade, işyerinin sahibi olduğu anlaşılan orta yaşlı bir adam üst perdeden atıp tutmaktadır:

- Arkadaş! Mü’minmiş, Müslümanmış… Ben anlamam… İnsanın şu hayatta ne icraatı var? Ona bakarım! Faydalı bir iş yapan kimse, başımın tâcıdır. Dini, imanı beni alakadar etmez, noktaaa!

Abdullah Hoca, bir fesüphanallah çeker… Hadi konuştuğun mevzunun cahilisin, onu anladık. Fakat, ana dilinin de insan bu kadar câhili mi olurmuş? Yazıda kullanılan noktalama işaretlerini konuşurken seslendirmek de neymiş!?

Muhabbeti bir müddet sessizce takip etmeye karar verir:

Yanında çalıştırdığı gençlerden bir ikisi “imanın da o kadar yabana atılmaması gerekli olduğunu” anlatmaya çalışsalar da nafile. Hayatlarında dini de part-time yaşayan gençlerin malumatı kulaktan dolma olunca, söyledikleri de hâliyle hükümsüz kalır. Gençlerin ağızdan dolma piştov tabancasıyla yaptıkları atışlara benzeyen tek atımlık itirazlarına karşılık patronları bir şarjör cevabı sıralar; hoş onunkiler de kurusıkıdır.

- Bak delikanlı! Steve Jobs diye bir adam geçti bu dünyadan… Neymiş, Müslüman değilmiş, peehh! Bir cami dolusu Müslüman bu adamın tırnağı olamaz…

- Ama öyle demeyin!

- O kadar da değil artık Mete Bey!

“Cami dolusu Müslüman…” deyince imamlık refleksleri devreye giriverir Abdullah Hoca’nın:

- Sakin olun bakalım gençler! Arkadaş lafını bitirsin. Ne demek istediğini iyice anlayalım. Bir cami dolusu Müslümandan hayırlı olan Steve dediğin adam da kimmiş efendi? Bir anlat bakalım yahu!

Kemâl-i edeple sırasını beklerken bile her hâli/tavrıyla “Ben Hacıyım, Hocayım” diyen müşteriye odaklanan Mete Bey anlatmaya başlar:

- Hacı amca, senin kara kaplı kitapta “Kefere/Gavur” kelimeleri var ya! İşte bu adam 24 ayar has gavur… İmansızın imamı… Kefere taifesinin mürşid-i kâmili… Siz ve cami müdavimi müminler, cennete gidivereceksiniz ya! Bu imansız herif cehennemin vakıf malı! Güüyaaa! Ama öyle değil işte! Milletin cebindeki bütün akıllı telefon işletim sistemine sahip telefonlar bu adamın eseri… Sizin imanınızdan başka neyiniz var şu dünyada? Heee! Siz namazda Allah’a bağlanadurun… İnsanlar cebindeki şu aletle, dünyanın öbür ucuna bağlanıyor zınk diye! Bu adamın keşfettiği sistem sayesinde cep telefonundan Kur’an okuyan yüz binlerce Müslüman var… Şu telefonla bir insanın girebileceği sevabın haddi hesabı yok… Sorarım sana; yüceltmelere doyamadığın dininize şu “kefere” deyip tek kelimede silip attığınız herif kadar hizmeti geçmiş kaç Müslüman var? Haaa!

Cevap vermeden önce, Mete Bey’in görmezden geldiği bir hakikati hatırlatmak ihtiyacıyla Abdullah Hoca da bir soru sordu:

- Cebinde akıllı telefonu olan herkes sevaba giriyor mu diyorsunuz yani? Herkes telefonuyla faydalı ve güzel işler yapıyor öyle mi?

- Orası öyle! Günaha girenin de, muzırlık yolunda kullananın da haddi hesabı yok…

- Bakın Mete Bey kardeşim, bu takıldığınız mesele hakkında saatlerce konuşulabilir. Tartışmaya bu kadar hevesli olsan da, ilgiyle dinleyebilecek kadar bilgili ve işine gelmeyen hakikati kabul edebilecek kadar hakkaniyetli olduğunu zannetmem. Steve dediğin adamın “kefere” denip bir kelimeyle silinip atılmasına karşı çıktığın gibi, ben de “iman” dediğin şeyin üstünü basma kalıp fikirlerle çizip atamana müsaade edemem! “İnandım” diyebilmek o kadar kolay ve basit değildir. İstersen aklının almayıp itiraz ettiğin mevzuyu kısa yoldan sana anlatıvereyim:

Düelloya davet edilmiş silahşor edasıyla cevap verdi Mete Bey:

- Buyurun sizi dinliyorum Hacı amca…

- Oğlum bu telefon mu daha iyidir, yoksa şu senin elindeki mi? Deyip ceketinin cebinden çıkardığı Nokia 1100 telefonunu gösterdi…

Zevkten dört köşe olmuştu Mete Bey! Kocaman bir kahkaha patlatıp:

- Haah hah haa! Hacım tam sorulacak soruyu buldun vallahi… İkisini mukayese etmek bile günahtır. Siz diyorsunuz ya hani; “Câiz değildür zinhar!” Teknolojiyi inkâr etmeğe benzer bu dediğin, billahi günahtır. Ama madem sordun, cevap vereyim. Hatta sana vereceğim cevap saatlerce sürer diyerek girmek istemediğin münakaşanın da özeti gibi olacak aslında… Senin elindeki şu fukara Nokia 1100 Müslüman’a benzer… Bak bu iPhone 6 ise benim yerlere göklere sığdıramadığım kâfir Steve Jobs’a…

Tesadüf bu ya! İşlem sırası da Abdullah Hoca’ya gelmişti. Hoca efendi Mete Bey’in masasının önündeki koltuğa oturdu. Elindeki poşetinden çıkardığı sıfır iPhone 6 kutusunu masaya koyup dedi ki:

- O dediğin kâfirden bende de var Mete Bey. Ben yıllardır şu fıkara Nokia’yı kullanırım… Eşin dostun baskısından yıldım artık. “Bir telefona o kadar para vermek israftır…” dedim durdum, kâr etmedi. Sonunda bana da bir akıllı telefon aldırdılar… Yurtdışında daha hesaplı deyip torunum getirdi bu telefonu… Ben bunu nasıl kullanıma açtırabilirim, onu de bakalım!

- Hacım sen beklediğimden de uyanık çıktın haa! Şurada tartıştığımız mevzudan kendi işine iyi bağlama çektin helal sana! Bak şimdi o işler çok kolay Hacı amca… Pasaportunu alıp bir bankaya gideceksin… Yüz küsür liralık bir harcı var onu yatıracaksın.

- Heee… İyi, çok değilmiş. Hepsi bu kadar mı?

- Yok! Sonra da e-Devlet’e girip, yatırdığın harcın makbuz numarasını ve telefonun IMEI numarasını Mobil Cihaz Kayıt Sistemi’ne kaydettireceksin… Böylece telefonun yasallaşmış olacak…

- Bu dediklerin telefonu daha iyi yapacak, geliştirecek şeyler değil ki! Formaliteden basit bir iki işlem sadece. O kayıt işlemini yaptırmadan kullansam n’olur… Ne değişir ki!

- Valla çok şey değişir. Eğer bu telefonu şimdi açar, MCKS’ye kaydettirmeden kullanmaya başlarsan, en fazla bir ay kullanabilirsin… Sonra telefonun kaçak telefon kapsamına alınır…

- Kaçak telefon olunca n’olur?

- Otomatik olarak kapatılır. Vergisini ödemeden, kaydını yaptırmadan, devlet o telefonu kullanmana müsaade etmez! Telefonu kaçak kullanmaktan mahkemelik olan epey insan var haa! Şakası yok! Elindeki Nokia eskisi var ya! Bak o zaman sorduğun gibi olur. Nokia 1100, iPhone 6 dan daha iyi olur… iPhone’u hesap makinesi niyetine bile kullanamazsın.

- Yani bu akıllı telefon “imansız” gider öyle mi?

- Neey! Anlamadım! Akıllı telefondan imana ne ara geldin sen Hacı amca yaa!

- Formalite icabı basit bir iki işlem sayesinde bu iPhone’yu devletini tanıyan, devletin koştuğu şartları kabul eden telefonlar statüsüne sokmazsam neler olacağını sen anlattın ya şimdi. Senin Steve dediğin safkan kefere gibi bir müddet gönlünce yaşar, sonra vadesi dolunca kapanır gider dedin? Hatta suçtur, mahkemelik olursun, şakası yok dedin! Şu teknoloji harikası iPhone 6’nın, Nokia eskisi Müslüman kadar hayrı olmaz sözünü de sen dedin haa! Vallahi ben demedim!


Harun Kırkıl'ın Yazısı.