Ayşe Büşra Aydemir

Benim için her şehrin bir lezzeti vardır. Bursa kırk katlı babaanne baklavası tadındadır, kırk tane kapı çalsam kırk birincide hatrım kalır. Kayseri keçi sütlü dondurma gibidir. Erciyes’e baktıkça içimi ferahlatır. Konya ince belli bardaktan içilen demli çaydır. Kış gelince içimizi ısıtır, yaz gelince hararetimizi alır. Ankara tatsız tuzsuz bir hastane çorbasıdır. Erzurum soğuk bir tabak zeytinyağlı… Eee İstanbul diyenlerinizi duyar gibiyim. İstanbul benim için kocaman bir aşure kazanıdır. Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyardır.

İstanbul kazan, aşığı kepçe misali herkesin nasibine düşen İstanbul da başkadır. Kimine en sevgili gurbettir "Şehriyar-ı Fatih" olan. Kimine de en hüzünlü vuslattır.

Yolu bir şekilde İstanbul’a düşenler sonradan anlarlar ki İstanbul hiç unutulmayacak bir kıssadır, hissenize ne düşeceği sizin kulak kesildiğiniz sese bağlıdır. Nitekim Nuh’un gemisi karadan yürütülür bu şehirde. Ne varsa çiftler halinde kol gezer içinde. Bir medeniyetin karşısında bir bedevi çadırı kurarcasına çabucak yükselip kaybolabilir binalar. Tarihini bilen bir hâmisi yoksa elleri kolları bağlanıp köle pazarında satışa çıkarılabilir kolayca.

İstanbul aşure gibidir dedik ya, nar tanesi misali bin bir türlü insan süsler yüzünü. Öyle ya, bir şehri şehir yapan şey insandan başka nedir? Şehr-i insan nasıl şehristan olur?

Genç Gönüllü Kızlar olarak, İstanbul’un dillendirilmeyen bu insan-i yönünün konuşulacağı, İstanbul ‘da nefes almanın hakkını vererek yaşamak hususu üzerine eğilen "İstanbul’u Yaşama Sanatı" çerçevesinde bir konferans dizisi hazırladık. Aralık ayı boyunca her pazar günü İstanbul’un bir köşe taşının alınıp masaya konulacağı bu seminerler Yıldız Ramazanoğlu, Ayla Ağabegüm, Oya Kaycıoğlu, Fatma Tunç Yaşar gibi İstanbul hanımefendileri tarafından yine siz değerli İstanbullu genç hanımefendilerine sunulacak.


6 Aralık Pazar günü "İstanbul’da Seyahat Adabı" konusunu, boğazdaki köprüleri ile kıtaları birleştiren ama aynı zamanda gün be gün karşılıklı atılan gönül köprüleri ile insanların birbirinden kopup uzaklaştığı bir Şehr-i İstanbul üzerinden işleyeceğiz.

"Bu şehr-i Sitanbul ki bi misl-ü behâdır

Bir sengine yek pâre Acem mülkü fedâdır" dedirten şehir hâlâ bu şehir midir? Yoksa Dersaadet’in eşiğinde mi kalmıştır egoistanbullular? Bu soruların cevabını arayacağız büyük ölçüde.


13 Aralık Pazar günü yedi tepesinin önünde diz çöktüğü "İstanbul Erenleri" seminerimiz ile narsistanbulu yerle bir edileceğiz inşallah.


20 Aralık Pazar günü yuvayı yapan dişi kuş misali bir medeniyet çadırı kuran Hayme Ana’dan torunları Osmanlı sultanlarına yadigâr "İstanbul Hanımefendiği" üzerine bir seminer ile boyumuzun ölçüsünü alacağız.


27 Aralık Pazar günü "Edebi Metinlerde İstanbul" konusu ile belki de sadece İstanbul’a özgü bir medeni seviyeye aşina olacağız: "İstanbul Türkçesi"


Aralık ayı boyunca sıradan bir "İstanbullu" olmaya ara verip İstanbul’un kalbi Fatih’teki Gazanfer Ağa Medresesinde gerçekleştirilecek bu seminerlerde hazır bulunan katılımcılarımıza sertifika takdim edilecek olup bundan böyle sertifikalı birer İstanbullu olacaklar. Nihayetinde İstanbul edebi ile taçlanmış birer hanımefendi olmak da var. Kadim "Sanat sanat için midir? Yoksa toplum için midir?" tartışmasına da "sanat İstanbul içindir" diyerek bir son vermiş olacağız.

İletişim: [email protected]


GENÇ'ın Yazısı.